YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/61
KARAR NO : 2020/5105
KARAR TARİHİ : 15.10.2020
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile tenkis isteklerine ilişkindir.
Davacılar, mirasbırakanları …’in kayden maliki olduğu Kastamonu ili Merkez ilçesi Ömerli köyünde bulunan 76, 156 ve 252 parsel sayılı taşınmazları mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla torunu olan davalı …’e görünürde satış sözleşmesi ile bedelsiz olarak temlik ettiğini, ayrıca murisin 273 parseldeki 4 no’lu bağımsız bölüm, 42 parseldeki 2 no’lu bağımsız bölüm ile 253, 301, 324, 326, 248 ve 250 parsel sayılı taşınmazları kendi adına tescil ettirmeksizin davalı … adına tespit ve tescil ettirerek saklı paylarına tecavüz ettiğini ileri sürerek 76, 156 ve 252 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında tescile, yukarıda bahsi geçen diğer taşınmazlar yönünden davacı …’nin saklı payını ihlal ettiği oranda tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını beyan ederek öncelikle davanın bu nedenle reddini, mahkeme aksi kanaatte ise, babası ile birlikte çalıştıklarını, elde ettikleri gelir ile dava konusu taşınmazları aldığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur.
Davanın reddine ilişkin olarak verilen karar Dairece; “… muris …’in 06/07/2011 tarihinde vefat ettiği, davacı …’nin tenkise konu işlemleri murisin veraset belgesini temin ederek tapu müdürlüğüne başvurması sonucu öğrendiğini iddia ederek eldeki davayı açtığı, davalının ise; davacı …’nin tenkise konu işlemleri murisin ölümünden önce veya en geç ölüm tarihinde öğrendiğini ve davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını iddia ederek, davanın reddini savunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca; davacının tenkise konu işlemleri öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin hak düşürücü sürenin hesaplanmasında dikkate alınması, davalının aksini kanıtlaması halinde tenkis talebinin süre yönünden reddine karar verilmesi, davalının aksini kanıtlayamaması halinde ise işin esasına girilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir…” gerekçesi ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’in maliki olduğu 76, 156 ve 252 parsel sayılı taşınmazlarını 08.07.2003 tarihinde davalı torununa satış suretiyle temlik ettiği, diğer taşınmazların ise üçüncü kişiler adına katılı iken farklı tarihlerde satış suretiyle davalı adına tescil edildiği, 1914 doğumlu mirasbırakan Kamil’in 06.12.2011 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak kendisinden önce ölen kızı …’den olma torunu davacı …, davacı oğlu Ali ve dava dışı oğlu Mehmet’in (davalının babası) kaldıkları, mahkemece bozma öncesi 09.04.2014 tarihli kararda, muristen davalıya yapılan temlikin bakılmasına karşılık minnet duygusuyla yapıldığı, mal kaçırma kastının saptanamadığı gerekçesi ile tapu iptali ve tescil isteğinin reddine ilişkin verilen kararın Dairenin 14.12.2015 tarihli ilamı ile onandığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 190. maddesinde, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” şeklinde yer alan hükümlerle, açılmış bir davada ispat yükünün kural olarak davacıya yüklendiği tartışmasızdır.
Somut olayda; tenkise karar verilebilmesi için çekişme konusu taşınmazın satın alınırken bedelinin mirasbırakan tarafından ödendiğinin kanıtlanması gerekir. Ne var ki, bozmadan önce ve sonra toplanan delillerle bedelin mirasbırakan tarafından ödendiği kanıtlanmış değildir. Bu durumda tenkis koşullarının oluştuğundan söz etme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, tenkis isteği bakımından da davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.