Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2020/2375 E. 2022/8278 K. 14.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2375
KARAR NO : 2022/8278
KARAR TARİHİ : 14.12.2022

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil-bedel istemli dava sonunda Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 18.04.2019 tarihli ve 2014/923 Esas ve 2019/100 Karar sayılı karar yasal süre içerisinde davacı vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmiş olmakla duruşma günü olarak saptanan 20.09.2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı … vekili Avukat ….. geldi. Davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalı … vekili v.d. gelmedi. Yokluklarında duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, davalılardan oğlu …’i, Bodrum …. Noterliğinin 05.04.2005 tarihli ve ….yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil olarak tayin ettiğini, söz konusu vekaletnamenin ikrah altında verildiğini, noterin de sağlık raporu istemeden işlem yaptığını, daha sonra davalı oğlu …’in davaya konu maliki olduğu…..parsel sayılı taşınmazı diğer davalıların baskısı ve tehdidi ile … ve …’a, 07/09/2006 tarihinde gerçek ve fiili bir satış olmadan bila bedel satmak zorunda bırakıldığını, 03/05/2007 tarihinde, oğlu …’in faizle para aldığını ve tefecilerin eline düştüğünü, …, ….., ….., … ve Bodrum …..Noteri ….’nun birlikte hareketleri sonucu taşınmazının devredildiğini öğrendiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde bedelinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar … ile …, her ikisinin de tapu satış ve alış aşamalarının hiçbir yerinde isimlerinin geçmediğini, tapunun maliki de olmadıklarını, davanın, … ile oğlu … arasında danışıklı döğüş sonucu açıldığını, davacının dilekçede belirttiği hususların gerçeği yansıtmadığını, diğer davalılar … ve …, davaya dayanak teşkil etmek üzere … ile babası …’in Turgutreis’te bir takım şahıslar aleyhine jandarmaya şikayette bulunduklarını, şikayet neticesinde çoğu şüpheli hakkında takipsizlik kararı verildiğini, bazı şahıslar aleyhine tefecilik suçundan dava açıldığını, Bodrum 2. Asliye Ceza Mahkemesinde 2008/115 Esas sayılı dosya ile halen derdest olduğunu, bu dosya içeriğine göre de zorla tapu devrinin söz konusu olmadığını, 65 yaşını geçmiş vatandaşların noterlik muamelelerinde sağlık raporu istenmesinin zorunlu olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 02.05.2012 tarihli ve 2007/334 E., 2012/431 K. sayılı kararıyla; iddiaların ciddi ve somut delillere dayanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve bir kısım davalılar temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairenin 05.05.2014 tarihli ve 2014/7835 E., 2014/9183 K. sayılı kararıyla; “…Somut olayda davacının, davalı …’in kendisinden tehditle vekaletname aldığını ve taşınmazı tefecilik yapan … ve adamlarının tehdit ve baskıları sonucu devretmek zorunda kaldığını ileri sürerek, eldeki davayı açtığı, aralarında …’in de bulunduğu müştekiler tarafından yapılan şikayet sonucu, … hakkında tefecilik yapmak ve suç işlemek amacıyla örgüt kurmak suçlarından açılan ve Bodrum 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/115 Esasında kayıtlı bulunan davanın halen derdest olduğu görülmektedir. Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın 165. maddesinde “Bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir” hükmü yer almaktadır. Bu itibarla ceza dava dosyasının sonucu görülmekte olan davanın esası yönünden önem arz ettiğinden, ceza davasının eldeki dava bakımından bekletici sorun olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır. Her ne kadar Türk Borçlar Kanunu’nun 74. maddesi hükmü uyarınca kural olarak ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de orada belirlenen veya belirlenecek olguların eldeki dava bakımından bağlayıcı olacağı bu durumda, davalı …’ın sanık olarak yargılandığı ve eldeki davada konu edilen hususların da yer aldığı Bodrum 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/115 Esasında kayıtlı derdest ceza davasının ve dosya kapsamından başkaca benzer ceza davalarının da bulunma ihtimali gözetilerek, ceza davasının sonucunun beklenmesi, ceza dosyasındaki ve eldeki dosyadaki delillerin birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.”gerekçesiyle bozulmuştur.
3. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen karar
Mahkemenin 18.04.2019 tarihli ve 2014/923 E., 2019/100 K. sayılı kararıyla; davacının, vekaletnamenin kendisinden hukuka aykırı olarak alındığını ve davalılara yapılan devirlerin ikrah ve korkutma suretiyle yapıldığını, taşınmazı devralan maliklerin kötü niyetli olduklarını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yargıtay 1.Hukuk Dairesi tarafından verilen bozma kararına uyulmasına rağmen, Bodrum 2.Asliye Ceza Mahkemesi dosyasındaki kesinleşmiş delillerle iş bu dosyadaki delillerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde müvekkilinin oğlu …’i tehdit ederek, kötü niyetli ve muvazaalı satış işlemi yapmış olmalarından dolayı; sanıkların tefecilik suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini, ceza dosyasındaki maddi olay ve olguların TBK’nın 74. maddesine göre “kesin” delil niteliğinde olacağını, maddi somut delillerle davalarını ispatladıklarını, davanın kabulü yerine reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tehdit ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. Bilindiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 37. maddesine göre, bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. TBK’nın 38 inci maddesinde belirtildiği üzere korkutmadan (ikrahtan) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir.
İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. (TBK madde 39) Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için, yerine getirilen edim istihkak davası (tapulu taşınmazlarda iptal ve tescil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.
6.2.2. Öte yandan, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
6.2.3. Vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

6.2.4. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacı …’in davalılardan oğlu olan …’i Bodrum 1. Noterliğinin 05.04.2005 tarihli ve 2521 yevmiye numaralı, içerisinde satış yetkisi de bulunan vekaletname ile vekil tayin ettiği, davalı …’ın ise davacının maliki olduğu 4335 parsel sayılı 822,96 m2 miktarlı, arsa vasıflı taşınmazını 07.09.2006 tarihli satış işlemi ile davalılar … ve …’a eşit paylarla temlik ettiği, davalı …’in satın aldığı payı 18.01.2007 tarihli satış işlemi ile davalı …’a devrettiği, söz konusu devir işleminde davalı … adına davalılardan …’ın vekaleten hareket ettiği, davalı …’in ise devraldığı payı 19.01.2007 tarihli satış işlemi ile davalı …’a temlik ettiği, Bodrum 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/460 E- 2016/255 K (eski 2008/115 E- 2013/10 K) sayılı dosyasında; …’in katılanlar, …’ın ise sanıklar arasında yer aldığı ve yapılan yargılama sonucunda … hakkında tefecilik yapmak suçundan dolayı mahkumiyet kararı verildiği, söz konusu kararın Yargıtay denetiminden geçmek suretiyle 08.11.2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
6.3.2. Öte yandan Bodrum 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/43 E- 2009/540 K. sayılı dosyasında … (mirasçıları) tarafından … vd. aleyhine açılan davada; taraflar arasında imzalanan Bodrum 4.Noterliğinin 09.03.2007 tarihli ve 03963 yevmiye numaralı Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi gereğince …’ın sözleşmede belirtilen 300.000.00 TL’yi peşin olarak davalı tarafa ödediği, ancak davalının dava konusu taşınmazın devrine yanaşmadığı belirtilerek tapu iptali ve tescile, … tarafından … (mirasçıları) aleyhine açılan birleştirilen davada ise söz konusu Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinin iptaline karar verilmesinin talep edildiği, yapılan yargılama neticesinde asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verildiği, eldeki temyize konu dava dosyasına temyiz aşamasında davacı vekili tarafından sunulan beyan dilekçesinde, bahsi geçen Bodrum 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/43 E- 2009/540 K. sayılı dosyanın istinaf aşamasında olduğu belirtildikten sonra, bu aşamada iken Sıddık mirasçıları olan davacıların davadan feragat ettiklerine ilişkin dilekçe sundukları, bu dilekçeyi de Sıddık’ın ölmeden önce yazdığı vasiyetnamesine istinaden sundukları, vasiyetnamede ise Sıddık’ın söz konusu taşınmazı bedelsiz olarak aldığı, bu nedenle bu taşınmaz ile ilgili her türlü davadan vazgeçilmesini istediği, eldeki temyize konu dava dosyası için de aynı durumun söz konusu olduğu hususlarının bildirildiği kayden sabittir.
6.3.3. Tüm dosya içeriği ve toplanan deliller itibariyle davacının davalı oğlunu vekil tayin etmesine ilişkin vekaletnamenin kendisinden tehdit yolu ile alındığını ispatlayamadığı gözetilerek, tehdit hukuki nedenine dayalı talepler yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
6.3.4. Ne var ki; eldeki davada tehdit ile birlikte vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine de dayanılmasına rağmen, Mahkemece bu yönden bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
6.3.5. Hal böyle olunca, dosyadaki tüm deliller ile tanık beyanlarının vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedeni yönünden yeniden değerlendirilmesi, gerektiğinde tanıkların bu çerçevede tekrar dinlenilmesi ve (IV/6.3.2.) no.lu paragrafta belirtilen dava dosyasından … (mirasçılarının) feragat beyanlarına ilişkin hususun diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve noksan inceleme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
V. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine, 03/09/2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davacı vekili için 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.