YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/2076
KARAR NO : 2021/7584
KARAR TARİHİ : 06.12.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, Yerel Mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik, hata ve hile hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı vasisi, davacı … …’ın adına kayıtlı dava konusu 511 ada 42 parsel sayılı taşınmazın 4/6 hissesini davalı …’e satış yoluyla devrettiğini, devir tarihinde davacının akli dengesinin yerinde olmadığını, yaşlılığından faydalanılarak hata ve hile ile taşınmazın devralındığını ileri sürerek, tapu kaydının iptalini ve davacı adına tapuya kayıt ve tescilini istemiş, yargılama sırasında taşınmazın temliki nedeniyle 6100 sayılı HMK’nın 125. maddesi uyarınca davasını yeni malik …’a yöneltmiş, davacının ölmesi üzerine mirasçıları … ve … davaya devam etmişlerdir.
Davalı …, davacı tarafın kötüniyetli olduğunu, taşınmazın bedelini ödeyerek satın alındığını belirterek, davanın reddini savunmuş, davalı … da davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin temyizi üzerine Dairece “… Somut olayda, davacı hakkında alınan rapor uyarınca kendisine vasi atandığı anlaşılmaktadır. Ne var ki; Mahkemece ehliyetsizlik iddiası bakımından yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda bir inceleme ve araştırma yapılmadan sonuca gidilmiştir. Hal böyle olunca; önemine binaen öncelikle hukuki ehliyetsizlik yönünden tarafların bildirdikleri ve bildirecekleri tüm delillerin toplanması, davacıya ait sağlık kurulu raporları, hasta müşahade kağıtları, reçeteler vs. istenmesi, tüm dosyanın 2659 sayılı Kanun’un 7 ve 16.maddeleri hükümleri gereğince Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi, akit tarihinde mirasbırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun anlaşılması halinde diğer iddialarının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir….” gerekçesi ile bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde …’ın hukuki ehliyete sahip olup olmadığına ilişkin bir hususun tespit edilemediği, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden;1330 (1914) doğumlu davacı … …’ın çekişme konusu 42 parsel sayılı taşınmazdaki 4/6 payını 19.09.2000 tarihli resmi akitle davalı …’e satış suretiyle devrettiği, resmi akitte davalıyı …’ın temsil ettiği, yargılamanın devamı sırasında ise anılan payın üzerindeki davalıdır şerhiyle 23.05.2001 tarihinde davalı tarafından bağış suretiyle …’a temlik edildiği, bu nedenle adı geçen kişinin davaya dahil edildiği, davacının 17.07.2003 tarihinde ölümü üzerine de davanın mirasçıları tarafından sürdürüldüğü anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, satış tarihinde davacının (murisin) hukuki ehliyete sahip olup olmadığının ATK raporu ile tespit edilemediği gerekçesiyle ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı iddianın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik olmadığı gibi; dava açarken ileri sürülmeyen sahtecilik iddiasının incelenmesinin de mümkün olmadığı gözetilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olduğuna göre; davacıların bu yönlere değinen temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, reddine.
Ne var ki; bozma kararına uyulmasına rağmen bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiş, davada hata ve hile hukuksal nedenine de dayanılmasına rağmen Mahkemece bu yönden bir araştırma ve değerlendirme yapılmamıştır.
Bilindiği üzere; sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) tıpkı 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) gibi esaslı hatanın (yanılmanın) tanımı yapılmamış, 31 ve 32. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi TBK’nin 35. (BK’nin 25.) ve TMK’nin 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın.
Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK’nin 35. (BK’nin 26.) maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.
Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır.
Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca, hata ve hile iddiası yönünden toplanmış ve süresinde bildirilip toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Davacıların değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3. maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.