Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2021/8778 E. 2022/233 K. 13.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8778
KARAR NO : 2022/233
KARAR TARİHİ : 13.01.2022

MAHKEMESİ : ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL – TAZMİNAT

Taraflar arasında görülen tapu iptali-tescil, olmazsa tazminat davası sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılar … ve … vekilinin istinafı üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince verilen, davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar davalılar … ve … vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı, mirasbırakan …’dan intikal eden taşınmazlara ilişkin olarak davalı …’ı vekil tayin ettiğini, vekilin intikal işlemlerinden sonra dava konusu 1462 parsel sayılı taşınmazda bulunan 25 nolu bağmısız bölüm, 4162 ada 5 ve 355 ada 25 parsel sayılı taşınmazı …’a, 3926 ada 2 parsel, 502 ada 6 parsel sayılı taşınmazda bulunan 17 ve 18 nolu bağımsız bölümleri adına, 1753, 1754, 1766, 1767 parsel sayılı taşınmazları davalı … A.Ş.’ye, 4162 ada 4 parsel taşınmazı davalı … ‘na, onun da davalı …’e devrettiğini, temliklere ilişkin herhangi bir bedel ödenmediğini, aldatıldığını, davalıların birlikte hareket ettiğini, vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını ileri sürerek tapu iptali ve tescile, olmazsa bedele karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı … San. ve Tic. A.Ş vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın dava açılmadan Yapı Kredi Leasing’e satılmış olduğunu, davanın pasif husumet nedeniyle reddi gerektiğini, iyi niyetli 3. kişi olması sebebiyle esas yönünden de reddi gerektiğini,
2. Davalı … cevap dilekçesinde, öğretmen olduğunu, birikimleri ile taşınmazı vekil …’dan bedelini ödeyerek satın aldığını, 7 ay sonra ihtiyaçları nedeniyle …’ya devrettiğini,
3. Davalı … cevap dilekçesinde, davacıyı tanımadığını, taşınmazı sahibi …’ndan bedelini ödeyerek satın aldığını, evlerine yakın olduğundan aldığını,
4. Davalı … ve … vekili cevap dilekçesinde, davacının evli çocuksuz olup uzun yıllar Almanya’da yaşadığını, babasından kalan hakkını kardeşleri … ve …’a verdiğini, vekalette taşınmazların intikali dışında satış yetkisi de verildiğini, davacının tüm devirlerden haberdar olduğunu ve izin verdiğini, temliklerin uzun bir zamana yayıldığını bilmemesinin imkansız olduğunu, yazılı miras taksim sözleşmesi yapıldığını, şirkete ve İlknur’a yapılan temliklerin normal bedeliyle ve tarafların talimatı ile yapıldığını, bedelin annelerinin evinin tadilatı, garaj inşaatı ve Didim’deki yazlık evin tadilatı için kullanıldığını, baba evinin çatı tamiratı için harcama yapıldığını, babalarından kalan başka taşınmazlar da olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Denizli 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19/06/2020 tarihli ve 2017/506 E. 2020/191 K. sayılı kararıyla; davalı şirket yönünden dava konusu taşınmazın dava tarihinden önce dava dışı 3. kişiye devredildiği gerekçesiyle davanın husumetten reddine, davalılar İlknur ve Gülçin yönünden iyiniyetli oldukları gerekçesiyle davanın reddine, davalılar … ve … yönünden miras taksim sözleşemesinin geçerli olmadığı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalılar … ve … vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2. İstinaf Nedenleri
Davalılar … ve … vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini, davacının devredilen payı ¼ olmasına rağmen 1/3 payın iptalinin hatalı olduğunu, bedele hükmedilen taşınmazlar yönünden taşınmazların gerçek bedeli ile temlik edildiğini, bilirkişi raporunun bu yönde olduğunu, elde edilen bedellerin mirasbırakandan kalan taşınmazların tadilatları için kullanıldığını, tarafların ortak kararı olduğunu, devirlerin taksim sözleşmesine uygun yapıldığını, mirasbırakandan kalan daha değerli diğer taşınmazların devredilmediğini, dava tarihi ve vekalet tarihi arasında 10 yıla yakın zaman olduğunu, davacının bu sürede haberdar olmamasının mümkün olmadığını belirtmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç:
Bölge Adliye Mahkemesinin 24/06/2021 tarihli ve 2020/1335 E. 2021/1055 K. sayılı kararıyla; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı davaların hak düşürücü süre veya zamanaşımına tabi olmadığı, davalılar … ve … yönünden davanın kabul edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalıların istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b-1 bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar:
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar … ve … vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri:
Davalılar … ve … vekili temyiz dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini, davacının devredilen payı ¼ olup talep aşılarak fazlaya karar verildiğini, bedele hükmedilen taşınmazlar yönünden taşınmazların gerçek bedeli ile temlik edildiğini, elde edilen bedellerin mirasbırakandan kalan taşınmazların tadilatları için kullanıldığını, bu hususun araştırılmadığını, devirlerin taksim sözleşmesine uygun yapıldığını, davacının taksimi onayladığını, uzun bir zaman dilimine yayılan devir işlemlerinden davacının haberdar olmamasının mümkün olmadığını, davacı iddialarının çeliştiğini, dava konusu 4162 ada 5 parsel sayılı taşınmaz yönünden halen davalı adına kayıtlı olmasına rağmen tazminat kararı verilmesinin doğru olmadığını belirtmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme:
Taraflar arasındaki uyuşmazlık; vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk:
3.2.1. Borçlar Kanununun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
3.2.2. Vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
3.2.3. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
3.2.4. Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 s. Türk Medeni Kanununun (TMK) 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989., tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
3.2.5. Bilindiği üzere, bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK’nin 1023. maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1. fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
3.2.6. Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
3.2.7. Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
3.2.8. Nitekim bu görüşten hareketle, “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (resen) nazara alınacağı” ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İçtdihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
3.2.9. Öte yandan; 14/02/1951 gün ve 1949/17 Esas, 1951/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının sonuç kısmında belirtildiği üzere, “vakıa ve karinelerden, olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunamayacağı belirlenmiş olan kimsenin kötüniyetinin, diğer tarafa ispat ettirilmesine artık sebep ve vecih kalmayacağına ve dava hakkının doğumunu sağlayan veya bertaraf eden iyiniyetin ve kötüniyetin bu durumda mahkemece re’sen nazara alınabileceğine” karar verilmiştir
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Mirasbırakan …’ın 31/12/2007 tarihinde ölümü ile geriye 1/4’er miras payı ile eşi Pakize ile çocukları davacı …, davalılar … ve …’un mirasçı olarak kaldığı, mirasbırakanın maliki olduğu 1462 parsel sayılı taşınmazda bulunan 25 nolu bağımsız bölüm, 3926 ada 2 parsel, 4162 ada 5 parsel, 502 ada 6 parsel de bulunan 17 ve 18 nolu bağımsız bölüm ve paydaşı olduğu 355 ada 25 parsel sayılı taşınmazın ¼ payının 26/02/2013 tarihinde, 4162 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 28/07/2011 tarihinde, maliki olduğu 1753, 1754, 1766 ve 1767 parsel sayılı taşınmazların ise 19/10/2011 tarihinde mirasçılara elbirliği halinde mülkiyetle intikal ettiği, 13/08/2014 tarih 18929 yevmiyeli akitle kendi adına asaleten, davacı adına vekaleten davalı … tarafından 1462 parsel sayılı taşınmazda bulunan 25 nolu bağımsız bölüm, 4162 ada 5 parsel ve 355 ada 25 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarının davalı …’a, 13/08/2014 tarih 18941 yevmiyeli akitle davalı … bizzat ve davacı adına vekaleten … tarafından 3926 ada 2 parsel, 502 ada 6 parsel de bulunan 17 ve 18 nolu bağımsız bölümlerdeki paylarının davalı …’a vekaleten …’a satış suretiyle devredildiği, 21/10/2011 tarihli akitle davacı, … ve anne Pakize adına vekaleten, kendi adına asaleten … tarafından 1753, 1754, 1766 ve 1767 parsel sayılı taşımazın tamamını davalı şirkete 200.000 TL bedelle temlik edildiği ve taşınmazların 13.02.2013 tarihinde tevhit ile 2459 parsel olduğu, bilahare 15/07/2016 tarihinde de dava dışı Yapı Kredi Finansal Kiralama A.O. devredildiği, 02/08/2011 tarihli satış akdi ile davacı, davalı … ve anne Pakize adına vekaleten, kendi adına asaleten davalı … tarafından 4162 ada 4 parsel sayılı taşınmazın tamamının davalı …’a devredildiği, onun da taşınmazı 21/02/2012 tarihinde davalı …’e 41.000 TL bedelle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
3.3.2. Çekişmeli temliklerde kullanılan vekaletname incelendiğinde; davacının Denizli 7. Noterliği 04/01/2008 tarih 260 yevmiye numaralı numaralı düzenleme şeklindeki vekaletnamesi ile, davacı …’ın Türkiye sınırlarında taşınmaz satın alma, inşaat yaptırma elektrik, doğal gaz bağlatma, kat mülkiyeti, istimlak bedeli alınması, taşınmaz intikal, tescil ve satışı(dilediği bedelle ve dilediği kişiye satmaya, satış bedelini almaya), bankadan para çekme, motorlu araç kayıt tescil ve satışı, dava ve icra için avukat tutma konusunda davalı …’ı vekil tayin ettiği saptanmıştır.
3.3.3. Somut olayda; davalılarca 06/08/2014 tarihli …, … ve …/… (davacı ve tanıklarca kabul edilen aile içinde davacı … olduğu belirtilen) tarafından imzalanan adi yazılı taksim sözleşmesi başlıklı belgeye göre temlikler yapıldığı belirtilmiş ise de, davacı tarafından sözleşmenin kabul edilmediği, kaldı ki sözleşmesinin yapıldığı tarihte mirasçı olan dava dışı Pakize’nin hayatta olduğu, yargılama sırasında 19/05/2018 tarihinde öldüğü, taksim sözleşmesinde taraf olmadığından sözleşmenin içeriğine itibar edilmesinin mümkün olmadığı açıktır.
3.3.4. Hemen belirtilmelidir ki; davacının yurt dışında yaşadığından taşınmazların intikali ve buna ilişkin işlemler için vekaletnameyi verdiğini iddia ettiği, davacı tanıklarının bu yönde beyanda bulunduğu, satış bedelinin davalılar tarafından davacıya ödendiğinin de ispat edilemediği, davalı …’un vekilin ve davacının kardeşi olduğu, davalıların el ve işbirliği içerisinde hareket etmek suretiyle davacıyı zararlandırdıkları sabit olduğundan davalılar … ve … yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
3.3.5. Ayrıca, dava konusu 4162 ada 5 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazı yönünden kamu düzenine ilişkin olmayan ve istinaf edilmeyen bir hususun temyize de getirilemeyeceği gözetildiğinde, davalılar … ve …’un aşağıdaki bent dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.
3.3.6. Ne var ki, davacının mirasbırakandan intikal eden dava konusu taşınmazlarda veraset ilamına göre ¼ payı bulunmasına ve dava konusu 355 ada 25 parsel sayılı taşınmazın ¼ payı mirasbırakan adına kayıtlı olup bu pay mirasçılarına intikal etmesine rağmen talepten fazlaya hükmederek taşınmaların 1/3 oranında iptal-tesciline karar verilmesi isabetli olmadığı gibi, davacıya intikal eden iştirak payının vekil … tarafından devredildiği, taşınmazların halen davalı ve dava dışı mirasçı Pakize adına iştirak halinde kayıtlı olduğu, elde ki davada hükümle müşterek mülkiyete çevrilemeyeceğinden davacının davalıya devredilen veraseten iştirak halinde payı gözetilerek hüküm kurulması gerekirken, taşınmazlar müşterek mülkiyete dönüştürülmüş gibi işlem yapılması da doğru değildir.
3.3.5. Kabule göre de, dava konusu taşınmazların dava tarihinde keşfen belirlenen değeri ve kabul edilen tazminat miktarına göre hesaplanan dava değeri 397.194 TL olup, alınması gereken karar ve ilam harcı 27.132,32 TL olmasına rağmen fazla karar ve ilam harcına hükmedilmesi de isabetsizdir.
VI. SONUÇ
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13/01/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.