YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9291
KARAR NO : 2021/7724
KARAR TARİHİ : 09.12.2021
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat davası sonunda … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinden verilen hükmün Dairece bozulması üzerine, verilen direnme kararına ilişkin dava dosyası Dairemize gönderilmiş olmakla, Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
-KARAR-
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
Davacılar, murisleri … ile davalıların kardeş olduğunu, ölümünden kısa bir süre önce kardeşi olan davalı …’in aldığı vekaletname ile murisin 1/2 paydaş olduğu … parsel sayılı taşınmazı diğer kardeşi davalı …’e gerçek değerinin çok altında bir bedel ile satış suretiyle devrettiğini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile adlarına tescilini, mümkün olmadığı taktirde bedelinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, …’un taşınmazı 130.000 TL bedel karşılığında muris …’den satın alarak bedelini elden teslim ettiğini, vekaletnamenin hakkın teslimi için verildiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
İlk Derece Mahkemesince, satış bedelininin mirasbırakan …’ye ödendiğinin davalılar tarafından ispatlanamadığı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın davalılar tarafından istinafı üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı, satış bedelinin ödendiğinin davalı tarafça ispatlandığı gerekçesiyle, davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile hüküm ortadan kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairece; “…Somut olayda, mirasbırakanın kanser hastası olduğu dönemde davalı kardeşine emeklilik işlemleri için vekaletname verdiği yönündeki davacı tanığı …’ın beyanı, temlik tarihinde mirasbırakanın kanser hastası olması, dava konusu taşınmazda mirasbırakanın eşi ve çocuklarının oturduğu evin bulunması, davalılar ile mirasbırakanın ailesi arasındaki ilişkilerin iyi olmadığına ilişkin davalı tanığı …’in beyanı, davalının ödendiği belirtilen bedele ilişkin herhangi bir belge sunamaması ve temlik ile mirasbırakanın ölüm tarihi arasında çok kısa bir süre olmasına rağmen terekesinden iddia edilen satış bedelinin çıktığı
yönünde bir delil bulunmaması olguları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, mirasbırakanın kardeşi olan davalıların el ve işbirliği içerisinde mirasbırakanı zararlandırdıkları, vekil tarafından vekalet görevinin kötüye kullanıldığı sonucuna varılmaktadır.Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir….” gerekçesiyle bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu … ada … parsel sayılı taşınmazın 1/2 hissenin davacıların murisi …’e, 1/2 hissesinin ise davalı kardeşi …’e ait iken muris tarafından davalı kardeşi …’e verilen … 9. Noterliğinin 13.05.2016 tarih ve 15548 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki vekaletnamesine istinaden davalı diğer kardeş …’a, … tarafından vekaleten 16.12.2016 tarihinde satış suretiyle 23.000 TL bedelle temlik edildiği, davacıların murisi …’in bu temlikten kısa bir süre sonra 30.01.2017 tarihinde öldüğü, dava tarihi tarihi itibariyle taşınmaz değerinin bilirkişi tarafından 130.500,00 TL olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nin 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olayda, davacı tanığı …’ın mirasbırakanın kanser hastası olduğu dönemde emeklilik işlemleri için davalı kardeşine vekaletname verdiği yönündeki beyanı, temlik tarihinde mirasbırakanın kanser hastası olması, dava konusu taşınmazda mirasbırakanın eşi ve çocuklarının oturduğu evin bulunması, davalı tanığı …’in davalılar ile mirasbırakanın ailesi arasındaki ilişkilerin iyi olmadığı yönündeki beyanı, davalıların ödendiği belirtilen bedele ilişkin herhangi bir belge sunamaması ve temlik ile mirasbırakanın ölüm tarihi arasında çok kısa bir süre olmasına rağmen terekesinden iddia edilen satış bedelinin çıkmadığı olguları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, davalıların el ve işbirliği içerisinde mirasbırakanı zararlandırdıkları sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği yönündeki bozma kararı yerinde olduğu için, bozma kararının düzeltilmesine gerek görülmediğinden, temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın 6763 sayılı Kanunun 43.maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’ nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca yetkili ve görevli Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 09/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.