YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9548
KARAR NO : 2021/7753
KARAR TARİHİ : 09.12.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, Yerel Mahkemece davanın usulden reddine ilişkin olarak verilen karar davacı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.
Davacı, davaya konu taşınmazların mirasbırakan tarafından mirastan mal kaçırmak amacıyla davalılara temlik edildiğini ileri sürerek, tapularının iptaliyle mirasçılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu′nun (HMK) 119/1. maddesinin (e) ve (f) bentleri uyarınca davada dayanılan vakıa ve delillerin davacı tarafa tanınan kesin süre içerisinde bildirilmediğinden bahisle HMK′nın 119/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiş, ancak gerekçeli kararda, davacı tarafın delillerini süresinde bildirdiği halde süre hesabında düşülen yanılgı nedeniyle kararda hata yapıldığı vurgulanmış; kararın davalılar tarafından vekalet ücretine yönelik temyizi üzerine de, karar Dairece sadece vekalet ücreti yönünden bozulmuş; Mahkemece, bozmaya uyularak davanın usulden reddine ve davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmiş; hüküm bu kez davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Bilindiği üzere, duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, HMK’nın 298. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte tam olarak yazması ve 297/2. maddesinde öngörülen biçimde hüküm sonucunu tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada HMK’nın 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanılarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur.
Öte yandan, kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki bulunması yargılamanın aleniyetine ve kararların gerekçeli olmasına ilişkin Anayasanın 141. maddesi ile HMK’nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargının, hakimin ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Diğer taraftan, 10.04.1992 tarihli 1991/7-1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında, kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili bulunmasının bozma nedeni oluşturacağı, bozmadan sonra yerel mahkemenin önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak kaydı ile karar verebileceği öngörülmüştür.
Somut olayda, kısa kararda davanın usulden reddine karar verilmiş; gerekçeli kararda ise, davanın usulden reddine dayanak teşkil eden sürenin yanlış hesaplandığı ve bu nedenle kararda hata yapıldığı belirtilerek kısa karar ile gerekçe arasında çelişki yaratılmıştır.
Her ne kadar, kısa karar ile gerekçe arasındaki çelişkiye rağmen mahkeme kararı Dairece sadece vekalet ücreti yönünden bozulmuş ve mahkemece bozmaya uyularak karar verilmiş ise de, anılan hususun kamu düzeni ile ilgili olması ve temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın resen gözetilmesi gerekeceği kuralı karşısında, maddi yanılgıdan kaynaklanan Daire bozma kararının usuli müktesep hak oluşturacağından söz edilemeyeceği açıktır.
Hal böyle olunca, gerekçeye uygun biçimde karar verilmesi yerine, gerekçe ile çelişki yaratılarak davanın usulden reddedilmesi isabetsizdir.
Kabule göre de, HMK′nın 119/1. maddesinin (e) ve (f) bentlerinin aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında bulunmadığı göz ardı edilip bu bentler yönünden kesin süre verilmesi doğru değildir.
Davacı tarafın temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerinde görüldüğünden, kabulüyle hükmün (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.