YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1044
KARAR NO : 2022/4443
KARAR TARİHİ : 02.06.2022
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 2. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : ÇERKEZKÖY 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedel davası sonunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince, davalıların istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine dair verilen karar süresi içinde davalılar vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 02/06/2022 Perşembe günü saat 09:40’da Daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, kardeşi olan davalı …’ in 2016 yılında alacağı tarlayı parsellere ayıracağını, bunun için 8-10 kişi gerektiğini belirterek kendisi ve dava dışı kardeşlerinden vekaletname aldığını, davalı …’in vekaletnameyi kullanarak maliki olduğu 552 ada 6 no.lu parseldeki 8 no.lu bağımsız bölümü eşi olan davalı …’a temlik ettiğini, 15/03/2019 tarihinde taşınmazın elektriğinin ve doğal gazının kesilmesi sonucu taşınmazın temlik edildiğini öğrendiğini, dava konusu taşınmazda dava dışı kardeşi …’un oturduğunu, taşınmazın satılması yönünde bir iradesinin bulunmadığını, davalı kardeşine iyilik olsun diye vekaletname verdiğini ancak vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline, mümkün olmaması halinde bedelinin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar, vekaletnamenin davacının isteği üzerine düzenlendiğini, kardeşleri olan …’un … ile evli olduğunu, …’ın evlilik için bir daire istediğini, Bünyamin ile dava dışı …’un da taşınmazı kardeşleri olan davacı adına tescil ettirmeye karar verdiklerini, taşınmazda … ve …’ın kira vermeden yıllarca oturduğunu, taşınmazın bedelinin ise davalı …’in ödediğini, davalı …’in emlak işiyle uğraştığını, kardeşleri üzerine taşınmazlar alıp sattığını, dava konusu taşınmazın tüm vergilerinin de… tarafından ödendiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; davalı … tarafından davalı …’ya yapılan devrin bedel karşılığında yapıldığının ispat edilemediği, dinlenen tanık anlatımlarından davacının vekalet verdiği dönemde davalı …’e dava dışı kişilerin de taşınmaz alım satımı konusunda vekalet verdikleri, davacının da davalı …’in emlak işiyle uğraşması nedeniyle taşınmaz alım satımı konusunda davalı …’i vekil tayin ettiği, ancak dava konusu taşınmazın satılması yönünde iradesinin olmadığı, taşınmazın satılması sonrasında davalı … tarafından davacıya herhangi bir bedel de ödenmediği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılar ile davacı arasında 3 yıl boyunca vekaletnamenin kötüye kullanıldığına ilişkin bir sorun olmadığını, taşınmazın elektrik ve doğalgaz aboneliklerinin iptal ettirilmesi üzerine eldeki davanın açıldığını, satış bedelinin davalı … tarafından ödendiğini, kardeşleri olan dava dışı …’ın dava konusu taşınmazda eşi … ile kira vermeden oturduğunu, davalı …’in emlak işiyle uğraştığını, kardeşleri üzerinden taşınmaz alım satımı yaptığını, yemin delilinin hatırlatılmadığını, iddianın doğru olmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesince; davacının dava konusu taşınmazın devri için vekaletname vermediği, bu yönde bir iradesinin bulunmadığı, kendisine ödenen bir bedelin olmadığı gerekçesi ile davalıların istinaf isteminin HMK’nın 353/(1).b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde aynen; “Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK’nin 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK’de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK’de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilinin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi, vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
3.2.2. 6100 sayılı HMK’nın 190. ve 4721 sayılı TMK’nın 6. maddeleri uyarınca herkes iddiasını ispatla mükelleftir.
3.2.3. Bilindiği üzere, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı uyarınca, inançlı işleme dayalı iddianın, şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir. İspat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi bulunmuyorsa delil başlangıcı bulunması halinde iddianın her türlü delille kanıtlanmasının mümkün hale geleceği kuşkusuzdur.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Somut olayda, davacının Çerkezköy 3. Noterliğinin 30/05/2016 tarihli ve 3651 yevmiye no.lu vekaletnamesi ile taşınmaz alımı ve satımı için dava dışı …, …,…,…,ile birlikte davalı …’ı vekil tayin ettiği, davalı …’in anılan vekaletname ile dava konusu taşınmazı 26/05/2017 tarihinde diğer davalı …’a devrettiği, davalı vekilin Çerkezköy 3. Noterliğinin 18/03/2019 tarihli, 2737 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde azilname ile azledildiği, davalıların, davacı ile davalı …’nin kardeşleri olan dava dışı … ve eşinin oturması için dava konusu taşınmazın satın alındığını ve taşınmazın davacı adına tescil ettirildiğini, davalı …’in emlak işiyle iştigal ettiğini, bu nedenle kardeşleri adına taşınmaz alıp sattığını, bu işlemleri de vekaleten yaptığını, dava konusu taşınmazın satış bedelinin davalı … tarafından ödendiğini savundukları anlaşılmakta olup, böylesi bir iddianın 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille, yazılı delil yok ise yemin delili ile kanıtlanabileceği, delil başlangıcı bulunmayan hallerde ise tanık delili ile inançlı işlemin ispatının mümkün olmadığı açıktır.
Ne var ki, davalılar savunmalarını kanıtlayamamış iseler de; cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanmışlar, ancak Mahkemece davalılara yemin teklif etme hakkı hatırlatılmadan sonuca gidilmiştir.
Hâl böyle olunca, davalılara yemin teklif etme hakkının hatırlatılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin itirazlarının değinilen yönden kabulü ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Çerkezköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edenlere geri verilmesine, 02/06/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.