Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/1815 E. 2022/4875 K. 15.06.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1815
KARAR NO : 2022/4875
KARAR TARİHİ : 15.06.2022

MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil istemine ilişkin açılan davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın, davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden davanın kabulüne dair verilen karar, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vasisi, kısıtlı babası …’ın 1636, 1474 parsel sayılı taşınmazları ile 411 parsel sayılı taşınmazdaki ½ payını bağış suretiyle davalıya temlik ettiğini, işlem tarihinde davacının fiil ehliyetinin bulunmadığını, davalının da kötü niyetli olup bu durumdan faydalandığını ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile kısıtlı adına tesciline karar verilmesini istemiş, davacının yargılama sırasında ölümü üzerine mirasçıları davaya devam etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı, iddiaların hukuki dayanağının bulunmadığını, dava konusu taşınmazların … tarafından iradi olarak bağışlandığını, akıl sağlığının yerinde olduğunu, işlemden önce sağlık raporu alındığını, kısıtlanmasına ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, vasinin babası ile ilgilenmediğini, Vakfın temel amacının fakir fukaraya yardım etmek ve ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu, kötü niyetli olmalarının düşünülemeyeceğini, işlemin hukuka uygun olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, kısıtlı …’ın bağışlama işleminin gerçekleştirildiği 10.04.2015 tarihi itibariyle fiil ehliyetini haiz olmadığının Adli Tıp Kurumu raporu ile belirlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
Davacı …’ın, dava konusu taşınmazları hür iradesi ile bağışladığını, temlik işlemi yapılmadan önce 10.04.2015 tarihinde davacının akıl sağlığının yerinde olduğuna dair sağlık raporu alındığını, bu rapor ile davacının akli melekelerinin yerinde olduğunun belirlendiğini, davacı tarafça kötü niyetli olarak eldeki davanın açıldığını, İzmir 11.Sulh Hukuk Mahkemesi dosyasında, davacı Adli Tıp Kurumuna sevk edilmeden, heyet raporu aldırılmadan, tek hekim tarafından verilen rapor esas alınarak …’ın kısıtlanmasına karar verilmesinin doğru olmadığını, tanık beyanları ile de davacının temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun sabit olduğunu, çocuklarının …’a bakmadığını, davalı Vakfın bakıp ilgilendiğini, bu nedenle de davacının taşınmazlarını davalı Vakfa bağışladığını, ancak, bağış işleminden sonra çocukları tarafından davacının kısıtlanması için dava açıldığını, ardından da eldeki davanın açıldığını, davacının temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığına dair Adli Tıp Kurumu raporunun çelişkilerle dolu olup, Mahkemece bu çelişkiler giderilmeden hüküm tesis edildiğini belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 09/12/2021 tarihli ve 2019/1910 Esas 2021/2308 Karar sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulunun 20/04/2018 tarihli ve 1912 sayılı raporu ile …’ın temlik tarihi olan 10/04/2015 tarihinde hukuki işlem ehliyetini haiz olmadığının belirlendiği gözetilerek, davanın kabulüne karar verilmiş olmasında kural olarak isabetsizlik bulunmadığı, davalı Vakfın bu yöne değinen istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, ne var ki kısıtlı …’ın yargılama sırasında ölümü üzerine davanın mirasçıları tarafından sürdürüldüğü, 4721 sayılı TMK’nın 28. maddesi uyarınca ölümle kişiliğin son bulacağı gözetilmeden çekişme konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile ölü … adına tesciline karar verilmiş olmasının doğru olmadığı, anılan hususun kamu düzenine ilişkin olup, hâkimin doğru sicil oluşturma görevi gereği nazara alınması gerektiği gerekçesiyle davalının istinaf başvurusu kabul edilerek 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile davanın kabulüne, tapu kayıtlarının iptali ile … mirasçıları adına payları oranında tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını tekrarlayarak kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10. maddesi de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Yasa’nın 13. maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, TMK’nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında; bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mal varlığı hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar.
Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hâkimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hâkimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir. Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK’nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle (V/3.2.) no.lu paragrafta yer verilen yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinin yerinde olmasına, (III) no.lu paragrafta yer verilen İlk Derece Mahkemesinin gerekçesine göre Bölge Adliye Mahkemesince (IV/3.) no.lu bentte yazılı olduğu üzere karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı 5.276,93 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 15/06/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.