Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/3533 E. 2022/6792 K. 18.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3533
KARAR NO : 2022/6792
KARAR TARİHİ : 18.10.2022

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, Yerel Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, davalı oğlunun “elektrik sayaçları değişecek, senin de gelmen lazım” telkini ile kendisini Tapu Müdürlüğüne götürdüğünü ve gösterilen yerlere içeriğini bilmeden imza attığını, davalıya duyduğu güven sebebiyle kuşkulanmadığını, dava tarihinden bir ay kadar önce yaptığı araştırmada oturduğu ev olan dava konusu 1973 parsel sayılı taşınmazının hile ile davalı adına tescil edildiğini öğrendiğini, davalının kendisini evden kovduğunu ve taşınmazı satmak üzere görüşmeler yaptığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı, davaya cevap vermemiş; 22.10.2015 tarihli duruşmada, davacı annesinin çekişmeli taşınmazı rızası ile gerçekte bağış yapıp satış göstermek suretiyle kendisine devrettiğini, davacıyla aralarında protokol yaptıklarını, davacının masraflarını karşılaması halinde dava konusu taşınmazı davacıya geri devredeceğini beyan etmiş; daha sonraki celselerde ise davacının rızası doğrultusunda taşınmazı devrettiğini, hilenin söz konusu olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Beylikova Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli ve 2015/62 E., 2016/29 K. sayılı kararı ile; davacının hasta ve yaşlı olması sebebiyle rızası doğrultusunda dava konusu taşınmazı davalı oğluna devrettiği, temlikin hile ile gerçekleştirildiği iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili; okuma-yazma bilmeyen, işitme ve görme kaybı olan, tansiyon hastası, sürekli ilaç kullanan birisi olduğunu, bu nedenlerle işlerini kendi başına halledemediğini, davalı oğlunun okuma yazma bilmemesi ve hastalıklarından faydalanarak elektrik sayaçlarının değiştirilmesi, hayvanları için aşı yapılması işleriyle ilgileneceği telkiniyle kendisini kandırarak dava konusu taşınmazı hile ile adına tescil ettirdiğini, taşınmazını devretme iradesinde olmadığını, davacı ile davalı arasında imzalanan protokolde davalının dava konusu taşınmazı iade edeceğini kabul ettiğini, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, hükmün bozulmasını istemiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
3.2.2. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
3.3. Değerlendirme
3.3.1. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının maliki olduğu 1973 parsel sayılı taşınmazının tamamını 11.10.2011 tarihinde davalı oğluna satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır.
3.3.2. Somut olayda; Mahkemece hükme yeterli bir inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Şöyle ki; davacı tarafından yargılama sırasında sunulan, davacının ve davalının imzasını taşıyan ve imza inkarı yapılmayan 17.08.2015 tarihli “PROTOKOL” başlıklı belgede; davalının dava konusu taşınmazı annesi olan davacıya hiçbir bedel ve masraf talep etmeksizin iade etmeyi kabul ve taahhüt ettiği, diğer yandan 22.10.2015 tarihli ön inceleme celsesinde davalının; “…2011 yılında davacının rızası ile taşınmazı bağış yoluyla tapuda satış göstererek üzerime devri yapıldı…Ben taşınmazın devrini davacı tarafa yapacağım. Aramızda protokol yapıldı. Ben yakın zamanda taşınmaz üzerindeki ihtiyatı tedbir kaldırıldıktan sonra davacının masraflarını karşılaması halinde devrini yapacağım…” şeklinde, yine 11.02.2016 tarihli celsede; “…davacı taraf bana kendi rızası ile devretmiştir. Para karşılığında almadığım doğrudur. Ben davacı tarafı taşınmazı bana devretmesi için zorlamadım. Taşınmaza ait resmi işleri halletmem için beni uygun görmüştür. Benim kız kardeşim ile problemim vardır. Yarın öbür gün sulh olursam taşınmaz annemin üzerine geçerse mirastan kız kardeşim de yararlanacağı için sulh olmaya rızam yoktur. Ben sulh olmak istemiyorum. Davanın reddine karar verilmesini talep ediyorum…” şeklinde, 25.02.2016 tarihli celsede ise; “…ben davacının kendi rızası dışında hileli işlemler ile taşınmazı tapuda devralmadım. Kendi rızası ile tapuda taşınmazı devretmiştir. Ben bir bedel karşılığında taşınmazı satın almadım. Herhangi bir bedel ödemedim…” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Ne var ki, Mahkemece 17.08.2015 tarihli “PROTOKOL” başlıklı belge ve davalının duruşmadaki beyanları hiç değerlendirilmeden sonuca gidildiği görülmektedir.
Hâl böyle olunca, 17.08.2015 tarihli protokolün ve davalının duruşmadaki beyanlarının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
V. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.