YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/4399
KARAR NO : 2022/7566
KARAR TARİHİ : 16.11.2022
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil – bedel davası sonunda Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 10.03.2022 tarihli ve 2019/5 Esas, 2022/77 Karar sayılı karar yasal süre içerisinde davacı ve davalılardan … vekilleri tarafından temyiz edilmiş olmakla; dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, kayden paydaşı olduğu 11503 ada 2 ve 11504 ada 16 parsel sayılı taşınmazlarının ehliyetsizken ve kendisinin okuma yazma bilmemesinden yararlanan davalı yeğeni … tarafından, aile arasında miras paylaşımının gündemde olduğu bir dönemde, “miras paylaşımı için bana vekalet vermen gerekiyor” diye kandırılması sonucu kendisinin vekaletname verdiğini zannettiğini, yapılan işlemin ne olduğunu anlamadığını, çocuklarının yaptığı araştırma sonucunda söz konusu taşınmazların davalıya satış suretiyle temlik edildiğini öğrendiklerini, taşınmazları veya bedelini davalı …’den talep ettiklerini,ancak kötüniyetli olan …’nin söz konusu taşınmazları 08/10/2014 tarihinde diğer davalı …’e hileli ve muvazaalı bir şekilde sattığını ileri sürerek, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde taşınmazların gerçek değerinin tespiti ile payına isabet eden miktarın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılamanın devamı sırasında sunulan 15.04.2015 tarihli dilekçesi ile ehliyetsizlik iddiasının olmadığını, 30.09.2015 tarihli celsede de iddialarının “hile” olduğunu bildirmiştir.
II. CEVAP
Davalı …, dava konusu taşınmazı tapuya güven ilkesi gereğince satın aldığını, davacı iddialarını resmi senetle yapılmış olan satışa karşı ileri sürdüğüne göre resmi senetle aksinin ispatı gerektiğini belirterek, diğer davalı … de dava konusu taşınmazda paydaş olan davacının payını kendisine sattığını, HMK gereği davacının iddialarının resmi senetle ispatı gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 30.09.2015 tarihli ve 2014/347 E., 2015/241 K. sayılı kararıyla; TBK’nın 39. maddesi gereğince hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairenin 26.09.2018 tarihli ve 2015/16190 E., 2018/12766 K. sayılı kararı ile “…Somut olaya gelince; davacı, kandırıldığını 2014 yılının Kurban Bayramı haftasında (01.10.2014 tarihinde) öğrendiğini ve eldeki davayı açtığını ileri sürmüştür. Bu durumda; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 39/1. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı, davacının öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin esas alınacağı belirgin olup; diğer tarafın öğrenmenin (ıttılaın) daha önce olduğunu iddia etmesi durumunda bu iddiasını ispat zorunluluğunda olduğunda da kuşku bulunmamaktadır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1983 tarihli ve 1980/1-1846-397 sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir. Hâl böyle olunca; olayda hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin tüm delillerin toplanması, davacı tarafından 21.04.2015 tarihli dilekçesinde bildirilen tanıkların dinlenmesi suretiyle açıklığa kavuşturulması, davanın süresinde açıldığı sonucuna varılması durumunda, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde işin esasının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir ” gerekçesiyle bozulmuştur.
3. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 10.03.2022 tarihli ve 2019/5 E., 2022/77 K. sayılı kararıyla; davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine, tazminat talebinin kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararı Hakkında Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılardan … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
5. Temyiz Nedenleri
5.1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; tapu iptali ve tescil taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, dinlenen tanık beyanları ile davalıların arkadaş olduklarının ispatlandığını, bedeller arasındaki fahiş farkın da muvazaanın başka bir ispatı olduğunu, öte yandan Mahkemece belirlenen tazminat miktarının da çok düşük olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
5.2. Davalı … vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı … tarafından müvekkiline yapılan satışın gerçek olduğunu, tapuda satışın yapıldığını ve bedelinin ödendiğini, müvekkilinin söz konusu taşınmazı hata, hile ya da ikrah yolu ile kazanmadığını, davacının yapmış olduğu işin farkında olduğunu, davalının dava konusu taşınmazdaki hisseleri emlakçı kanalı ile satın aldığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, bilirkişi raporundaki hesaplamaların fahiş ve hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
6. Gerekçe
6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
6.2. İlgili Hukuk
6.2.1. Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
6.2.2. Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
6.2.3. 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”
6.2.4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinde, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükümlerine yer verilmiştir.
6.3. Değerlendirme
6.3.1. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, davacının paydaşı olarak yer aldığı çekişme konusu 11503 ada 2 ve 11504 ada 16 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarının, 02.11.2012 tarihli satış işlemi ile davalılardan (aynı zamanda taşınmazların paydaşlarından) …’e temlik edildiği, aynı resmi senet ile taşınmazlarda yer alan diğer paydaşların da (Hanife Karaman hariç) paylarını davalı …’e devrettikleri, 16 parsel sayılı taşınmazdaki davalı … ve dava dışı Hanife adlarına kayıtlı olan payların ise 08.10.2014 tarihli satış işlemi ile diğer davalı …’e devredildiği anlaşılmaktadır.
6.3.2. Dosya kapsamı birlikte değerlendirilip dava konusu taşınmazlardaki dava dışı paydaşların da paylarını davalı … ve diğer davalı …’e devrettikleri hususu göz önüne alındığında, TMK’nın 6. ve HMK’nın 190. maddeleri gereğince davacının iddialarını ispatlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, görgüye dayalı olmayan tanık beyanlarına itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
V.SONUÇ
Açıklanan nedenlerle;
1- Davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
2- Davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.