Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/6117 E. 2022/6455 K. 06.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6117
KARAR NO : 2022/6455
KARAR TARİHİ : 06.10.2022

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : MARMARAEREĞLİSİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, Marmaraereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın, davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin olarak verilen karar, yasal süresi içerisinde davacılar vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 16.11.2021 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine, temyiz eden davacılar vekili Avukat … ….. ile temyiz edilen davalılar vekili Avukat …. ile….. geldiler, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulü ile önceki günlü geri çevirme kararı ile getirtilen evraklarla birlikte dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar … ve müşterekleri vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin …..’ın evlatları olduğunu, müvekkillerinin dava konusu 2378 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında, “…..” isimli bir kişi ile müştereken hissedar olarak göründüklerini, dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağının edinme sebebinde, müvekkillerinin annesi …..’ın babası olan …..’nin (müvekkillerinin dedeleri) 1924 yılında vefatı ile geriye müvvekkillerinin anneleri ….. ile teyzeleri …’nin kaldığının belirtildiğini oysaki müvekkillerinin ….. isminde bir teyzelerinin olmadığını, müvekkillerinin annesi tarafından kendilerine böyle bir bilgi verilmediğini, taraflarınca yapılan araştırmada da böyle bir bilgiye rastlanmadığını, zira …’nin hiçbir zaman … isminde bir kardeşi veya ablası olmadığını ileri sürerek, müvekkillerinin … adında bir teyzelerinin olmadığının tespitine, …’nin adının tapudan terkini ile … adına kayıtlı hissenin müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
1. Davalı … Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle eldeki davaya bakmakla görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı tarafça eldeki dava açılmadan önce Tapu Müdürlüğü’ne başvurulması zorunlu olup, idari müracaat prosedürünün tamamlanması gerektiğini, dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağının edinme sebebinde ve malik hanesinde …’nin adının geçtiğini ve malik hanesi bölümünde …’nin Ankara’da ikamet ettiğinin yazılı olduğunu, bu durumun …’nin evlilik sebebiyle Ankara’da olma ihtimalini akla getirdiğini, gerekirse Mahkemece kadastro tutanak mümzilerinin de dinlenebileceğini, bu mümkün olmazsa dahi tapu kayıtları resmi evrak niteliğinde olup, aksinin ancak eşdeğer bir belge ile iddia ve ispat edilebileceğini, tapu kaydından …’nin kim olduğu anlaşılamıyor ise bu durumda …’nin hak ve menfaatlerinin korunması için 3561 sayılı Yasa uyarınca Mal Müdürünün kayyım olarak atanmasının gündeme geleceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Yargılama sırasında, Hazine tarafından Marmaraereğlisi Sulh Hukuk Mahkemesinde kayyım tayini istemiyle açılan davada yapılan yargılama sonunda, Mahkemenin 22.03.2017 Tarihli, 2016/157 Esas, 2017/55 Karar sayılı kararıyla, dava konusu 2378 parsel sayılı taşınmazda 4/16 pay sahibi olan …’nin açık kimlik ve adres bilgilerine ulaşılamadığı, sağ veya ölü olup olmadığının, ölü ise mirasçılarının kim olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle, ilgililerin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla Hazinenin talebinin kabulüne, 3561 sayılı Yasa’nın 2/2. maddesi gereğince Marmaraereğlisi Mal Müdürünün yönetim kayyımı olarak atanmasına karar verilmiştir.
Dahili davalı kayyım vekili cevap dilekçesinde özetle; tapu kaydının dayanak belgeler doğrultusunda oluşturulan resmi belge niteliğinde olduğunu, bu belgenin aksinin ileri sürülmesi mümkün olmadığı için mevcut olmayan bir kişinin tapuda malikmiş gibi kaydedilmesinin de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Marmaraereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.11.2017 tarihli, 2016/96 Esas, 2017/366 Karar sayılı kararıyla; tüm dosya kapsamına göre, eldeki davanın dava konusu taşınmazın hissedarlarından …’nin gerçekte varolmadığının tespiti ile tapuda … adına kayıtlı olan hissenin iptal edilerek davacılar adına tescili istemine ilişkin olduğu, dava konusu taşınmazda hisse sahibi olan …, taşınmazın kadastro tutanağı ve tapu kaydına göre davacıların teyzesi olarak görünüyor olsa da nüfus kayıtlarına göre davacıların böyle bir teyzesinin bulunmadığı, yargılama sırasında yaptırılan kolluk araştırmasının da bu durumu teyit ettiği, taşınmazın kadastro tespitinin 1962 yılında yapıldığı ve dava tarihine kadar aradan 55 yıl geçtiği göz önünde bulundurulduğunda kadastro tutanak mümzilerinin yaşıyor olma ihtimalleri bulunmadığından, usul ekonomisi gereği davayı uzatmamak adına dosyanın, tutanak mümzilerinin yaşayıp yaşamadığına ilişkin araştırma yapılmaksızın karara çıkarıldığı gerekçesiyle;
Davanın kabulüne, dava konusu 2378 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydında yer alan … adına kayıtlı hissenin iptali ile iptal edilen hissenin davacıların hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı süresi içerisinde davalı … Müdürlüğü ile dahili davalı yönetim kayyımı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
2. İstinaf Nedenleri
Davacı … Müdürlüğü ile dahili davalı yönetim kayyımı vekili müşterek istinaf dilekçesinde özetle; eldeki davada husumetin Tapu Müdürlüğüne yöneltilmesinin yerinde olmadığını, Tapu Müdürlüğü yönüyle davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğunu, dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağının edinme sebebinde ve malik hanesinde …’nin adının geçtiğini ve burada …’nin Ankara’da ikamet ettiğinin yazılı olduğunu, bu durumun …’nin evlilik sebebiyle Ankara’da olma ihtimalini akla getirdiğini, Mahkemece kadastro tutanak mümzilerinin yaşayıp yaşamadığı araştırılmaksızın, yaşıyor olma ihtimallerinin bulunmadığı gerekçesiyle dosyanın karara çıkarılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hiç var olmayan bir kişinin tapu kaydında isminin geçiyor olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tapu kayıtlarının aksinin ancak eşdeğer bir belge ile iddia ve ispat edilebileceğini belirterek, istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 15.03.2018 Tarihli, 2018/73

Esas, 2018/216 Karar sayılı kararıyla; olayları anlatmanın taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmanın ise, HMK’nın 25, 26, 31 ve 33. maddeleri gereğince hakime ait olduğu, dava dilekçesindeki açıklamalara göre davanın, kadastro öncesi muristen intikal hukuki sebebine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu, dava konusu taşınmazın edinme sebebine göre, taşınmazın tapu kaydı uyarınca … ve …’e ait olduğu ve …’in ölümüyle geriye … ve …’nin, …’in ölümüyle ise geriye kızları … ve …’nin kaldığının belirtildiği, taşınmazın kadastro tespitinin 18.04.1964 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 10.03.2016 tarihinde açıldığı, bu arada 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin de geçtiği gerekçesiyle;
Davalı … Müdürlüğü ve kayyım vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, Marmaraereğlisi Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.11.2017 Tarihli, 2016/96 Esas, 2017/366 Karar sayılı kararının …nun 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına ve davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı süresi içerisinde, davacılar vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince davanın nitelendirilmesinin yanlış yapıldığını, davanın kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olmayıp, gerçekte varolmayan bir şahsın sehven tapu kaydına girmiş olması sebebiyle, taşınmazın tapu kaydının nüfus kayıtları ile uyumlu hale getirilerek düzeltilmesi istemine ilişkin olduğunu, taraflarınca ve Mahkemece yapılan araştırmalar sonucunda, müvekkillerinin … isimli bir teyzelerin olmadığının anlaşıldığını, … evlenmiş ve evlenmekle başka kütüğe kaydolmuş olsaydı, kök kayıtlarda bu durumun ortaya çıkacağını ancak …’nin adının kök kayıtlarda da bulunmadığını, olmayan bir kişi adına kaydın düzeltilmesinin istenilmesi kamu düzenini ilgilendirdiğinden, bu talebin zamanaşımına uğrama ihtimalinin de bulunmadığını, davalı Hazinenin, davanın bu şekilde sonuçlanmasından bir menfaat elde edemeyeceğini, … diye bir kişi olsa ve mirasçı bırakmaksızın ölmüş olsaydı, murisin mirasının zaten müvekkillerine kalacağını belirterek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Kadastro sonucunda Tekirdağ ili, ….. ilçesi, ….. Mahallesi çalışma alanında bulunan 2378 parsel sayılı 650,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı uyarınca … ve ….. ait olduğu, … ….. 1920 yılında vefatı ile geriye eşi …… ile oğlu …….’nin kaldığı, …… Efendinin ise 1924 yılında vefatı ile geriye çocukları … ve …’nin kaldığı açıklanmak suretiyle, taşınmaz 16 hisse kabul edilerek, 7 hissesi ……, 1 hissesi ……, 4 hissesi….. kızı ….ve 4 hissesi ise ….. kızı … adına tespit ve 18.04.1964 tarihinde tescil edilmiş; bilahare ….. ve ….. hissesi intikal ve kayden satış suretiyle 16.11.2015 tarihinde davacılar adına tescil edilmiştir.
Dava; dava konusu 2378 parsel sayılı taşınmazın 4/16 hisse sahibi …’nin gerçekte varolmadığının tespiti ile … hissesinin davacılar adına tescili istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
3.2.1. 6100 sayılı HMK’nın 190/1. maddesi; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”
3.2.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”

3.2.3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 8. maddesi; “Her insanın hak ehliyeti vardır. Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara ehil olmada eşittirler.”
3.2.4. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 1. maddesi; “Bu Kanunun amacı, ülke koordinat sistemine göre memleketin kadastral veya topoğrafik kadastral haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukukî durumlarını tespit etmek suretiyle 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmak, mekânsal bilgi sisteminin alt yapısını oluşturmaktır.” hükümlerini içermektedir.
3.2.5. Yargıtay HGK’nun 10.04.1991 tarihli, 1991/8-51 Esas, 194 Karar ve 15.04.2011 tarihli 2011/8-111 Esas, 2011/180 Karar sayılı kararları
3.3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemesince, davanın kadastro tespit öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu ve dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmek suretiyle yazılı olduğu şekilde karar verilmiş ise de, yapılan değerlendirme ve varılan sonuç dosya kapsamına uygun değildir. Davacılar, dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağının edinme sebebine göre, dedeleri …..nin ölümüyle geriye anneleri … ile … isimli bir teyzelerinin kaldığı kabul edilmek suretiyle kadastro tespitinin yapıldığını ancak gerçekte … diye bir teyzelerinin varolamadığını, kadastro tespitinin kesinleşmesiyle taşınmazda 4/16 hisse sahibi olan …’nin muhayyel kişi olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmışlardır.
Mahkemece davacıların … isminde bir teyzelerinin bulunup bulunmadığına ilişkin kolluk araştırması yaptırılmış, Bakırköy İlçe Emniyet Müdürlüğünün 08.09.2016 ve 03.11.2016 tarihli yazı cevapları ve eki tutanaklar incelendiğinde; kolluk araştırmasının davacıların ikametgahlarında yapıldığı, araştırma kapsamında davacılardan … ve … ile görüşme sağlandığı ve onların da … isminde bir teyzelerinin bulunmadığını beyan ettikleri görülmüştür.
Yine, Mahkemece davacıların … isminde bir teyzelerinin bulunup bulunmadığına ilişkin Nüfus Müdürlüğünden araştırma yapılmış, dosya arasında bulunan Fatih İlçe Nüfus Müdürlüğü’nün cevabi yazıları incelendiğinde; davacıların annesi …’nin, … İlçesi/ …. Mahallesi 4983 nolu haneye (Bu hanede adı geçenin soyadı bulunmamaktadır.) 15.06.1933 tarihinde tek başına “yeni kayıt” suretiyle kaydedildiği, bu hanede adı geçenin anne, baba ve kardeş kayıtlarının bulunmadığı; … İlçesi/ ….. Mahallesi 73 nolu haneye ise … ….’ın eşi ve çocukları ile birlikte kaydedildiği (İki hanede de adı geçenin anne, baba adı, doğum yeri ve tarihi aynıdır.) ancak Nüfus Müdürlüğünce 4983 nolu hanedeki … ile 73 nolu hanedeki …’ın aynı kişi olup olmadığının tespit edilemediğinin bildirildiği, müzekkere cevaplarında ayrıca … ile ilgili herhangi bir bilgi verilmediği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, tapu kayıt maliki …’nin muhayyel kişi olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne dair yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de, esasen Mahkemece yapılan hukuki nitelendirme yerinde olmasına rağmen, bu hususta yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olmadığı anlaşılmıştır.
Dairemizin 16.11.2021 Tarihli, 2021/3342 Esas, 6848 Karar sayılı geri çevirme kararı ile dosya arasına alınan ve dava konusu taşınmaza revizyon gördüğü anlaşılan Şubat 1327 Tarih, 102 sıra numaralı tapu kaydı incelendiğinde; tapu kaydının maliklerinin “…. ve ….. benan-ı …” olduğu, söz konusu kaydın intikal görmediği anlaşılmıştır.
Yine, Dairemizin 17.05.2022 Tarihli, 2022/2902 Esas, 3939 Karar sayılı geri çevirme kararı ile dosya arasına alınan Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 10.08.2022 tarihli yazısı ve eki belgeler incelendiğinde; İstanbul ili, …. ilçesi, 1933 yılı Yeniden Kayıt Vukuatında, yalnızca…. ve … kızı …’nin kaydının bulunduğu, …’nin kaydının ise bulunmadığı ancak ekli diğer belgeler incelendiğinde; …. ve …. kızı … …’in 1944 yılında evlenmek üzere Ankara Belediyesi Evlendirme
İşleri Memurluğuna başvuru yaptığı, başvuru üzerine Evlendirme İşleri Memurluğunca Çorlu Nüfus Müdürlüğüne, … …’in daha önce evlenip evlenmediği, evlenmiş ise kiminle evlenip, hangi tarihte ne suretle ayrıldıklarının ve evlenmemek cezası varsa müddetinin bildirilmesi için yazı yazıldığı, bunun üzerine Çorlu Nüfus Müdürlüğünce, Ankara Nüfus Müdürlüğüne telgraf çekilerek, “… …’in kaydı bulunamadı. Kayıt Harici Kalmıştır.” şeklinde cevap verildiği, 14.02.1944 tarihinde ise … …’in talebi üzerine Ankara Belediyesi Muhtarlık İşleri Müdürlüğü tarafından kendisine, “Hiçbir nüfusta kaydı olmadığı itimada şayan iki şahidin ifade ve beyannamesinden anlaşılmakla, usulen nüfus kütüğüne kaydı için” ilmuhaber verildiği anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinin içeriğine, iddianın ileri sürülüş biçimi ve tüm dosya kapsamına göre, eldeki davanın, dava konusu taşınmazın tapu kayıt maliklerinden …’nin muhayyel kişi olduğu ileri sürülerek açıldığı, bu iddia karşısında davanın, kadastro tespit öncesi nedene dayalı olarak açılmış olan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olmayıp, kadastro sırasında yapılan işleme yönelik olduğu, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 10.08.2022 tarihli yazısı ve eki belgelerden …’nin muhayyel kişi olmayıp, gerçekte var olan bir kişi olduğunun anlaşıldığı, bir kişinin gerçekte varolmaması ile nüfusa kayıtlı olmaması ayrı hususlar olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesince davanın esastan reddine karar verilmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede hataya düşülerek, yanlış değerlendirme ile davanın kadastro tespit öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğu ve hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmek suretiyle yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-a maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, duruşmanın yapıldığı 16.11.2021 tarihine göre, 24.11.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince, duruşmaya gelen temyiz eden davacılar vekili için 3.050.00 TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davalı taraftan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, HMK’nın 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 06.10.2022 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.