YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6126
KARAR NO : 2023/60
KARAR TARİHİ : 10.01.2023
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasındaki alacak, tenkis ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, Dairece hükmün bozulmasına ilişkin karara uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı taraflarca duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 10.01.2023 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı … vekili Avukat … ile diğer temyiz eden davacılar … v.d. vekili Avukat … geldiler, duruşmaya başlandı, gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl ve birleştirilen davada davacılar, mirasbırakan babaları …’ın maliki olduğu … – Pendik hattında çalışan 34M 0614 plakalı ticari minübüsü muvazaalı olarak oğlu olan …’ye 23.12.2003 tarihinde temlik ettiğini, …’nin de arkadaşı …’a, …’ın ise …’a satış yoluyla devrettiğini, yapılan tüm temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek aracın …’a muvazaalı temlik edildiğinin tespiti ve bu işlemin iptaliyle miras payları oranında bedel, olmazsa tenkis ve ecrimisil isteklerinde bulunmuşlar, davacılar vekili 15.04.2015 havale tarihli dilekçe ile tenkis isteklerinden vazgeçildiğini bildirmiş, Mahkemece 23.11.2016 tarihli celsede birleştirilen davanın tefrikine karar verilmiştir.
II. CEVAP
Davalı cevabında; satışın gerçek olduğunu, muvazaa bulunmadığını bildirip davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 08.10.2012 tarihli ve 2008/6791 Esas, 2012/543 Karar sayılı kararı ile murisin ölüme bağlı tasarrufunun tenkise tabi tasarruflardan olduğu, birleştirilen davada davalı … … aleyhine dava açılmış isede, davaya konu minibüsün 2008 yılında … Berberoğlu’na, bir süre sonra … …’e daha sonra da … … tarafından davalıya satıldığı, bu anlamda davalı … …’ün mal kaçırma kastını bilen veya bilmesi gereken kişi durumunda bulunduğunun da ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davanın davalı … yönünden reddine, diğer davalı yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davacılar ve davalı … temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 Esas, 2013/10498 Karar sayılı kararı ile “… taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde, taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, dava konusu ticari minibüste olduğu gibi hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işlemi hukuken geçerlidir. Bu halde iptal ve tescil isteminin reddine karar verilmesi bu gerekçe ile doğrudur. Davacıların temyiz istekleri yerinde değildir, reddine. Davalı …’nin temyiz itirazına gelince; … yukarıdaki ilkeler uyarınca bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Miras bırakanın tapu müdürlüğünce bildirilen taşınmazları ve dava dışı otomobili olduğu halde tenkis hesabı yapılırken bunlar gözetilmiş değildir. Hal böyle olunca, murisin terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifinin araştırılması, uzman bilirkişiden alınacak rapor ile tenkis miktarının belirlenmesi ve davanın mahiyeti itibariyle ecrimisil istenemeyeceğinden davacıların ecrimisil isteğinin de reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli değildir.” gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş, davacılar ve davalı … tarafından karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Dairenin 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 Esas, 2014/7396 Karar sayılı kararı ile “… temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 1.4.1974 tarih, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi gereğince yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılır ise davacılardan … ve … yönünden miras payları oranında bedele hükmedilmesi, bu isteğin yerinde görülmemesi halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Öte yandan miras bırakan tarafından davalı …’ye yapılan temlikin muvazaalı olduğunun saptanması halinde davacılardan … ve …’un ecrimisile de hak kazanacakları kuşkusuzdur. Kaldı ki … ve … yararına takdir edilen ecrimisil yönünden davalı …’nin temyiz itirazı bulunmamaktadır. Dairece maddi yanılgıya dayalı olarak davanın mahiyeti gereği ecrimisil takdir edilemeyeceği yönünde bozma yapılmıştır. Kabule göre de; miras bırakanın temlik dışı taşınmazları ve otomobili bulunduğu halde tenkis hesaplaması yapılırken bunlar terekeye dahil edilmeden miras bırakanın terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifler araştırılmadan tenkis hesaplaması yapılmasıda doğru değildir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 18.01.2017 tarihli ve 2014/240 Esas, 2017/28 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 20.10.2020 tarihli ve 2017/2822 Esas, 2020/5262 Karar sayılı kararı ile “… Dosyaya toplanan belgeler ve deliller ile bozma ilamının açıklanması ötesinde kararın gerekçe içerdiğini söyleyebilme olanağı yoktur… Mahkemece, kurulan hükmün Anayasa ve Usul Yasasının değinilen hükümlerine uygun olmadığı anlaşılmaktadır.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
D. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 29.03.2022 tarihli ve 2021/266 Esas, 2022/99 Karar sayılı kararı ile temlikin 1974 tarihli İBK uyarınca muvazaalı olduğu, ancak usuli kazanılmış hak nedeniyle davanın kısmen kabulü ile 52.007,14’er TL ile 7.144,98’er TL semerenin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak ayrı ayrı davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar temyiz dilekçelerinde özetle, temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunun tespitine rağmen, usuli kazanılmış hak nedeniyle miras paylarından azına karar verilmesinin hatalı olduğunu, usuli kazanılmış hakkın oluşmadığını ileri sürerek kararın her bir davacı açısından 104.014,28 TL olarak düzeltilerek onanmasını istemişlerdir.
2. Davalı temyiz dilekçesinde özetle, temlikin gerçek bir satış olduğunu, murisin bina yapmak için minibüs hattını satmak istediğini, 22 yıldır orada çalışana satmasının doğal olduğunu, bedeli iki dairesini satıp, birikimleri ve aldığı borç ile ödediğini, murisin geriye 15 dairesi kaldığını, tanık beyanlarının savunmayı doğruladığını, plaka devrinin resmi şekle bağlı olmadığını, ecrimisil talep edilemeyeceğini, bilirkişi raporunun gerekçesiz ve dayanaksız olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir .
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel muvazaa hukuki nedenine dayalı bedel ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 18 inci maddesinde “Bir akdin şekil ve şartlarını tayinde, iki tarafın gerek sehven, gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmayarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır. Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz” hükmü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19 uncu maddesinde ise “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.” hükmü düzenlenmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 6 ncı maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190 ıncı maddesinin birinci fıkrası ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmünü düzenlemiştir.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden, 34 M 0614 plakalı ticari minibüs mirasbırakan …’in iken 30.12.2003 tarihinde davalı oğlu …’ye devrettiği, …’nin 27.04.2006 tarihinde dava dışı …’a, …’ın 20.08.2008 tarihinde dava dışı …’a devrettiği, …’in 21.03.2008 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak eşi ile çocukları …, …, …, …, …, … ve …’nin kaldığı anlaşılmıştır.
2. Somut olayda, davalı tanığı olarak dinlenilen davanın kazanılması halinde hak sahibi olacak mirasçı …’in “Davaya konu minübüsü de babam kardeşim …’ye sattı. Ben tam olarak satış bedelini bilemiyorum, kardeşim de babama aldığı bedeli ödedi. Kardeşim … nin daireleri vardı borç para aldı hatta bizler de yardımcı olduk o şekilde aldı. Babam aldığı parayla memleketimize de ev yaptı,” yönündeki beyanları ile yine mirasçı …’in “Bu aracı babam kardeşim …’a sattı. Ben kaç paraya sattığını bilemiyorum. Kardeşim de bedellerini ödedi. Babam satış yaptı. Yapmayıp yaptı şeklinde bir durum sözkonusu değildir. Babam satış sonucunda kardeşimden aldığı paralarla ev yaptı. Babam emekli bir kişiydi kendi parası yoktu.” yönündeki beyanları tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde davacıların muvazaa iddialarını ispatladıklarını söylemeye imkan yoktur.
3. Hal böyle olunca, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru değildir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 03.09.2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen/eden davalı vekili için 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz eden/edilen davacılardan alınmasına,
Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere
10.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, ticari plakalı minibüsün muvazaalı olarak devri nedeniyle açılmış tescil olmasa bedel isteğine ilişkindir.
Mahkemece son karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, muris tarafından devri yapılan minibüsün temlikinin muvazaalı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mirasçılar altı kız bir erkek olmak üzere yedi kişidir. Davalı erkektir. İstanbul plakalı ticari minibüsün hattı ile birlikte değeri azımsanamayacak kadar yüksektir.
Kardeşlerden ikisinin davalı lehine beyanı esas alınarak davanın reddi gerektiği yönünde bozma gerekçesi oluşturulmuştur. Hiç şüphesiz davanın kazanılması halinde lehlerine bir durum doğacak olan mirasçıların aleyhlerine beyanları önemlidir ancak mutlak manada itibar edilmesi gerektiğinin kabulü de mümkün değildir. Tanık beyanları takdiri deliller olup diğer delillerle ve dosya kapsamıyla birlikte değerlendirilmelidir. Bilindiği üzere muvazaa iddiası her türlü delille ispatı mümkün olup hiç tanık olmasa dahi ispatlanması ihtimal dahilindedir.
Genel olarak erkek çocukların kızlara yeğlenmesi hele hele somut olayda olduğu gibi yedi kardeşten tek erkek olan davalının gözetilmiş olma ihtimali çok yüksek olup Ülkemizin de sosyal bir gerçeğidir. Hakim kararlarını verirken sosyal gerçekliği gözden kaçırmamalıdır.
Sonuç itibariyle dosya kapsamıyla yapılan temlikin muvazaalı olup kızlardan mal kaçırmak maksadıyla yapıldığı kanaatinde olduğumdan kararın onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılmıyorum.