Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/6128 E. 2022/6645 K. 12.10.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6128
KARAR NO : 2022/6645
KARAR TARİHİ : 12.10.2022

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili, olmazsa bedel istemli dava sonunda İnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 15.03.2022 tarihli ve 2020/156 Esas, 2022/80 Karar sayılı karar, yasal süre içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vasisi, davacı eşi …’ün akıl sağlığının yerinde olmadığını bildikleri halde, davalı kayınpederi … … ile kızı … ve onun eşi …’nin davacıyı kandırarak tapu dairesine götürüp başka bir işlem yaptıklarını söyleyerek 20 sayılı parseldeki 1 no.lu dairenin …’a devrini sağladıklarını, daha sonra …’ın taşınmazı durumu bilen diğer davalı …’a sattığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile davacı … adına tescilini, olmadığı takdirde 30.000,00 TL’nin yasal faiziyle birlikte davalılar …, … ve …’dan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar, taşınmazın esasen davalı …’e ait olup davacının oturmasına izin verdiğini, davacı ile eşinin ayrılması üzerine satılığa çıkardığını, davalı …’ın bedeli mukabilinde taşınmazı satın aldığını, davalı …’ın tapu kaydına güvenen iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesince, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Bozma Kararı
Dairenin 02.06.2010 tarihli ve 2010/5922 Esas, 2010/6298 Karar sayılı karar ile; “…Mahkemece…’e bir temsil kayyımı atanmasının temin edilerek, onun huzuru ile davanın sürdürülmesi gerekirken bu husus göz ardı edilerek davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş olması doğru değildir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 21.03.2017 tarihli ve 2010/535 Esas, 2017/50 Karar sayılı kararı ile; hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir
4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
5. İkinci Bozma Kararı
Dairenin 11.06.2020 tarihli ve 2017/2516 Esas, 2020/2549 Karar sayılı karar ile; “…ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı olarak ayni hakkının zedelendiğini iddia eden davacının eldeki davayı ikame etmede hukuki yararının bulunduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca, işin esasına girilerek, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
6. Mahkemesince İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 15.03.2021 tarihli ve 2020/156 Esas, 2022/80 Karar sayılı kararı ile iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
7. İkinci Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın davacının vasisi olan eski eşi …’den alınan bilgiler ile açıldığını, tanık bilgilerini de anılan dönemde vasi olan …’nin verdiğini, sonrasında … ile davacının boşandıklarını ve …’nin davacının vasiliğinden çekildiğini, …’ye bir daha ulaşılamadığını, kısıtlı davacının davalılar ile birlikte ikamet ettiğini öğrendiğini, bu nedenle davacının ATK’ye gönderilmek üzere hazır edilemediğini, mahkemeden kolluk gücünün kullanılması ya da davalılara görev verilmesi yönünden talepte bulunmalarına rağmen bu talebin reddine karar verildiğini, kendisinin baro tarafından görevlendirildiğini ve kısıtlı vekiline ulaşamadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.
9. Gerekçe
9.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, ehliyetsizlik ve hile hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ile tescili, olmazsa bedel istemine ilişkindir.
9.2. İlgili Hukuk
9.2.1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 240/3 maddesi “ Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır.” hükmünü, aynı Kanun’un 266. maddesi ise “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.  Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” hükmü düzenlemiştir.
9.2.2. Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10 uncu maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Yasa’nın 13 üncü maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta gözlem (müşahede) kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 282. maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin “oy ve görüşü” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen TMK’nın 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
9.3. Değerlendirme
9.3.1. Dosya içeriğinden, dava konusu 212 ada 20 parsel sayılı arsa vasıflı taşınmazın davacı adına kayıtlı iken 23.08.2004 tarihinde bizzat tamamını davalı …’a, adı geçenin de 09.09.2004 tarihinde davalı …’a satış yolu ile temlik ettiği, davacının ehliyetsizlik ve hile hukuksal nedenlerine dayalı olarak iptal tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğiyle eldeki davayı açtığı, yargılamanın seyri sırasında Bursa 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.04.2006 tarihli ve 2005/1287 Esas, 2006/664 Karar sayılı karar ile davacının TMK’nın 405. maddesine göre kısıtlanmasına ve eşi …’nin vasi olarak atanmasına karar verildiği ve vasinin yargılamaya katıldığı, aynı dosya üzerinden verilen 16.04.2008 tarihli ek karar ile davacının eşi …’nin vasiliğinin kaldırılmasına, davacının davalı babası … …’in velayeti altında bırakılmasına karar verildiği, 20.02.2009 tarihli ek karar ile de ilk vasi …’nin husumete izin talebinin reddedildiği, Mahkemece, husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine dair verilen karar Dairece, kısıtlı ile vasi arasında menfaat çatışması bulunduğundan, Mahkemece davacı …’e bir temsil kayyımı atanmasının temin edilerek onun huzuru ile davanın görülmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında Bursa 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 16.01.2013 tarihli ve 2012/343 Esas, 2013/22 Karar sayılı kararı ile davacı …’e …’in temsil kayyımı olarak atandığı, 24.02.2015 tarihli ek kararla davacıyı eldeki davada temsil etmek üzere kayyıma yetki verildiği, Bursa 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 08.06.2016 tarihli ek kararı ile de davacıya kardeşi …’in vasi olarak atanmasına karar verildiği, mahkemece 20.04.2021 tarihli celsede davacı vekiline ve kayyıma davacıyı ATK’de hazır etmesi için ihtaratta bulunulduğu, davacı vekilinin 25.01.2021 tarihli dilekçesinde ve 01.07.2021 tarihli celsedeki beyanında davacıya ulaşamadığını, hazır etmesinin mümkün olmadığını bildirerek davacının ATK’de hazır edilmesi işleminin davalılardan birisi ya da kolluk gücü tarafından sağlanmasını istediği anlaşılmaktadır.
9.3.2. HMK’nın 266. maddesi gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özellikle teknik bilgiyi gerektiren şeylerde taraflardan birinin talebi yahut kendiliğinden bilirkişiden görüş alınmasına karar verir.
9.3.3. Somut olayda, davacının ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescili isteğinde bulunduğu, Bursa 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.04.2006 tarihli ve 2005/1287 Esas, 2006/664 Karar sayılı karar ile TMK’nın 405. maddesine göre kısıtlanmasına karar verildiği gözetildiğinde, temlik tarihinde hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı yönünden tarafların taleplerine ihtiyaç duymaksızın kendiliğinden bilirkişi incelemesi yapılması gereklidir.
Esasen yukarıdaki ilkelerde de açıklandığı üzere, hukuki işlem (fiil ehliyeti) ehliyetinin tespiti hakimin hukuk bilgisi dışında çözümü tıbbi bilgi gerektiren bir durumla ilgi olduğundan Mahkemece davacının temlik tarihinde hukuki işlem ehliyetini haiz olup olmadığı yönünden rapor aldırılması zorunludur. Ne var ki, Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme ehliyetsizlik hukuki sebebi yönünden hüküm kurmaya elverişli değildir.
9.3.4. Hal böyle olunca, davacının Mahkemece kendiliğinden Adli Tıp Kurumu Başkanlığına dosya ile sevk edilerek temlik tarihinde ehliyetli olup olmadığının Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 4. İhtisas Dairesinden alınacak bilirkişi raporu ile açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsizdir.
V. SONUÇ
Davacı vekilinin değinilen yön itibariyle yerinde görülen temyiz itirazının kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü 6100 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının reddine, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 12.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.