Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/6160 E. 2022/7683 K. 22.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6160
KARAR NO : 2022/7683
KARAR TARİHİ : 22.11.2022

MAHKEMESİ : SAMSUN BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : ÇORUM 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, tarafların istinaf isteminin HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine dair verilen karar süresi içinde davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 22/11/2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı … vekili Avukat….. ile temyiz edilen davalı … vekili Avukat…., davalı … vekili Avukat … geldiler, duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar Mehmet ve … Saçmacı, işleri kötü giden davacı …’in aile konutu olarak kullandıkları dava konusu 2431 ada 325 parsel sayılı taşınmazını, ortağı vesilesi ile tanıştığı davalı …’a taşınmazın haczedilerek satılmasını engellemek amacı ile devrettiğini, ayrıca davalıya araç alım satımından dolayı bir miktar borcu olan davacı …’in bu borcun kalan kısmını iki taksit halinde olmak üzere toplamda 30.000,00 TL olarak 2018 yılının Ocak ayı içerisinde ödediğini, tüm borçlarını ödedikten sonra taşınmazı geri alacağı şeklinde bir anlaşma olduğunu düşünerek taşınmazı 08/03/2018 tarihinde davalıya temlik ettiğini, bu işlemlerden davacı …’in eşi diğer davacı …’in ise haberinin olmadığını, davalı …’ın taşınmazı iade etmeyip kendi borcuna karşılık teminat olarak diğer davalı …’ye devrettiğini, devri 2019 yılının Ocak ayında öğrendiklerini, ayrıca dava konusu taşınmaz aile konutu olduğundan davacı …’in rızası alınmadan yapılan temlikin geçerli kabul edilmeyeceğini ileri sürerek, dava konusu 2431 ada 325 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı … adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.

II. CEVAP
Davalı …, zamanaşımı süresinin geçtiğini, iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğunu, dava konusu taşınmazı devraldığında tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmadığını, davacının iddiasını yazılı delil ile kanıtlaması gerektiğini, temlikin gerçek satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı …, temlikin gerçek bir satış işlemi olduğunu, davacıların iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacıların emlakçılık işi ile iştigal ettiklerini, dava konusu taşınmazı bedelsiz ve teminatsız olarak devretmelerinin beklenemeyeceğini ve muvazaalı işlem yaptıklarını ileri sürdüklerini, durumun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ve dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacı … tarafından açılan dava asıl dosyadan tefrik edilerek eldeki dosya esasına kaydedilmiş olup, inançlı işlem iddiasının usulünce kanıtlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.İstinaf Nedenleri
2.1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; uzun yıllar yurt dışında yaşayan davacının, dava dışı Hulusi’nin baskılarıyla ailesi ile birlikte yaşadığı taşınmazı kaybetme korkusu içine düştüğünü, davacının bu zor durumundan faydalanmak isteyen dava dışı Hulusi’nin davacının iradesini sakatlayarak taşınmazın davalı …’ye devrini sağladığını, davacının dava dışı Hulusi’den araç satın aldığını, kalan borcu için Hulusi’ye boş senet verdiğini, davacının kalan borcunu Hulusi’ye ödemesine rağmen bu senet ile dava dışı kişi Abdülhamit Kaya tarafından Ankara 4. İcra Müdürlüğünün 2019/2122 sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, bu takip neticesinde davacının Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/619 Esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açtığını, dava dışı … hakkındaki savcılık dosyaları celp edilmiş olsaydı şikayetlerin dolandırıcılık suçuna ilişkin olduğunun görüleceğini, dava konusu taşınmaza ilişkin kredi dosyası tetkik ediliğinde halen kredi borcunun davacı tarafından ödendiği hususunun sabit olduğunu, taşınmazı alım-satım ilişkisinden satın aldığını iddia edenlerin taşınmaza ait kredi borcunu ödememesinin hayatın olağan akışına ters olduğunu, davalı yanın bedel ödediğine ilişkin dosyaya dekont ya da başkaca ödeme belgesi sunmadığını, taraflar arasındaki kira sözleşmeleri araştırılmadan hüküm tesis edildiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
2.2. Davalı … vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya uygun olduğunu ancak, gerekçenin yanlış olduğunu, dosya kapsamında dinlenen davacı tanıklarının davacının yakınları ve iş arkadaşları olduğunu, inançlı işleme dair davacının yönlendirmesi ile beyanda bulunduklarını, tüm işlemlerin gerçek satış işlemler olduğunu ve bedeli ödenerek taşınmazın satın alındığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi düzeltilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.3. Davalı … vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı ve eşinin ipoteği koyan banka olan Denizbank şubesine krediye dair ödeme kabul edilmemesi ve herhangi bir bilgi verilmemesi yönünde özel talimat verdiklerini, davalının, diğer davalı … ve dava dışı … ile bir arkadaşlığının olmadığını, davacının kendi muvazaasına dayanarak eldeki davayı açamayacağını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi düzeltilerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesince; kararda vakıa ve hukuki değerlendirmede usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince de davacının iddiasını yazılı bir delille ispatlamadığı, yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilebilecek bir belge de sunmadığı, davalı tarafın tanık dinlenmesine muvafakatı bulunmadığından dinlenen tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağı, davacının inançlı temlik iddiasını yemin delili ile kanıtlaması mümkün ise de dava dilekçesinde yemin deliline dayanılmadığından yemin deliline başvurulmayacağı, gerekçelerine dayanarak verdiği ret kararının hukuka uygun olduğu kabul edilerek tarafların istinaf istemlerinin HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
1. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Temyiz Nedenleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının dava dışı bir kişiye kendisi için borç para bulması amacıyla boş teminat senedi verdiğini, borç para bulunmadığını ancak senedin kendisine iade edilmediğini, bunun üzerine davalı …’ın kuzeni olan dava dışı …’ın bu senet nedeniyle aile konutu olarak kullanılan dava konusu taşınmazın satılabileceği yönünde davacı üzerinde endişe yarattığını ve davacının iradesini sakatlayarak taşınmazın davalı …’ye devrini sağladığını, ayrıca davacının dava dışı …’dan araç satın aldığını, bakiye borcu için …’a boş senet verdiğini, borcunu ödemesine rağmen bu senede dayanılarak daha sonra dava dışı …isimli kişi tarafından Ankara 4. İcra Müdürlüğünün 2019/2122 Esas sayılı dosyası ile aleyinde icra takibi başlatıldığını, davacının Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/619 Esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açtığını, Abdulmetin Kaya’nın davalı tarafça tanık olarak bildirilen …’nın akrabası olduğunu, …’nın ise …’ın ortağı olduğunu, anılan menfi tespit davasında tanıkların yukarıda ileri sürdükleri iddiaları doğrular beyanda bulunduklarını, HMK’nın 145. maddesi, uyarınca tanık ifadelerinin dikkate alınması gerektiğini ancak bu yöne ilişkin taleplerinin dikkate alınmadığını, davacının borcu bulunmadığını, ekonomik durumunun kötü olmadığını, …’ın davacıyı telaş içine sokarak davacının iradesini sakatlamak suretiyle temliki gerçekleştirdiğini, dava konusu taşınmazın kredi borcunun davacı tarafında ödendiğini, delil başlangıcı niteliğinde deliller olduğunu, davaya konu taşınmazın davacı tarafından inançlı işlem ile davalı …’ye temlik edildiğini, devirlerin bedelsiz yapıldığını, davalı …’ın taşınmazı satın alabilecek ekonomik gücünün bulunup bulunmadığı hususunda araştırma yapılmadan karar verildiğini, davalı …’nün diğer davalı ve … ile arasında ticari ve beşeri bağlantı bulunduğunu, iyiniyetli 3. kişi konumunda kabul edilemeyeceğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
3. Gerekçe
3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
3.2. İlgili Hukuk
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir.
Bu sözleşme, tarafların hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.
Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işlemle genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak, inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.
Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı, inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.
İnanç sözleşmeleri, tarafların karşılıklı iradelerine uygun bulunduğu için, onlara karşılıklı borç yükleyen ve alacak hakkı veren geçerli sözleşmelerdir. Anılan sözleşmelerde, taraflar, sözleşmenin kendilerine yüklediği hak ve borçları belirlerken, inançlı işlemin sona erme sebeplerini; devredilen hakkın inanılan tarafından inanana iade şartlarını, bu arada tabii ki süresini de belirleyebilirler. Bunun dışında, akde aykırı davranışın yaptırımına da sözleşmelerinde yer verebilirler. Buna dair akit hükümleri de TBK’nın 26 ve 27. maddelerine aykırılık teşkil etmediği sürece geçerli sayılır.
Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip, bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.
Şayet, ispat külfeti kendisinde olan tarafın yazılı bir belgesi yok ise ancak taraflar arasında gerçekleştirilen mektup, banka dekontu, yazışmalar gibi birtakım belgeler var ise bunların delil başlangıcı sayılacağı ve iddianın her türlü delille kanıtlanmasının olanaklı hale geleceği sabittir. Şayet, delil başlangıcı sayılacak böylesi bir olgu da bulunmuyor ise iddia sahibinin son başvuracağı delilin karşı tarafa yemin teklif etme hakkı olduğu da şüphesizdir.
3.3. Değerlendirme
Dosya içeriğine, toplanan delillere, Bölge Adliye Mahkemesince dayanılan yasal ve hukuksal gerekçeye göre (IV/3.) no.lu paragrafta yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
VI. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 370. maddesi uyarınca ONANMASINA, 03/09/2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen davalı … vekili için 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınmasına, alınması gereken onama harcı peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 22/11/2022 t