Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2022/6442 E. 2023/256 K. 17.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/6442
KARAR NO : 2023/256
KARAR TARİHİ : 17.01.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
KARAR : Asıl Davanın Kabulüne-Birleştirilen Davanın Reddine

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil- tapu kaydındaki şerhin terkini davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili (birleştirilen dava yönünden) ve asıl davada davalılar vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak saptanan 17.01.2023 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar … vd. vekili Avukat … … …. Davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davacı … vekili ve diğerleri gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, süresinde verilen ve kayıt olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelenerek gereği düşünüldü:

I. DAVA
Asıl davada davacı, davalılar ile paydaş olduğu 304 ada 37 parsel ve 321 ada 83 parsel sayılı taşınmazda bulunan 1 no.lu bağımsız bölümdeki payların takas edilmesi suretiyle ortaklığın giderilmesi amacıyla vekaletname düzenlendiğini, kendi edimini yerine getirdiğini, ancak temlik alacağı taşınmazın üzerindeki takyidatlar nedeniyle işlem yapamadığını ileri sürerek hata ve yanıltma suretiyle vekaletnameye istinaden davalılara devredilen 304 ada 37 parsel sayılı taşınmazdaki payın iptali ile adına tesciline, olmazsa bedele, birleştirilen davada ise, 304 ada 37 parselde kain taşınmaz üzerine davalı … tarafından İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/1997 Esas sayılı icra dosyasından 29.742,00 TL alacak için 27.09.2016 tarihinde haciz şerhi konulduğunu, birleştirilmesi talep edilen davanın davalıları olan … … ve … adına 13.05.2016 tarihli ve 5616 yevmiye sayılı tapu satış işlemi ile tescil edilen, ayrı ayrı 1/10 hissenin iptali ile adına borçsuz ve takyidatsız olarak tesciline karar verilmesi talebine esas olmak üzere; davalı … tarafından İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/1997 Esas sayılı icra dosyasından … … ve … adına 13.05.2016 iktisap tarihli her iki 1/10 hisse üzerine konulan haciz şerhlerinin kaldırılmasına, yeni haciz şerhi uygulanmamasına karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
Asıl davada davalılar, tarafların rızasına uygun olarak devrin yapıldığını belirterek, birleştirilen davada davalı …, kendisinin avukat olduğunu, asıl davada davalı … ile 10.1.2009 tarihinde imzaladıkları “Vekillik (müşavirlik) Sözleşmesi” gereği vekillik görevini üstlendiğini, ilerleyen süreçte vekalet ücretlerinin ödenmemesi üzerine, İstanbul 7. İcra Dairesinin 2011/1997 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını ve borçlunun malvarlığı üzerine haciz şerhi işlendiğini, hukuka aykırı bir işlem bulunmadığını belirterek asıl ve birleştirilen davanın reddini savunmuşlardır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 07.12.2017 tarihli ve 2016/330 E. -2017/451 K. sayılı kararıyla; iddianın ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 11.09.2018 tarihli ve 2018/1055 Esas, 2018/1501 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davalıların istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle, 6100 sayılı HMK’nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairenin 22.10.2020 tarihli ve 2018/4749 E -2020/5327 K sayılı kararı ile “…davanın kabulü ile tapu kaydı iptal edilerek davacı adına tescile karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Ne var ki; taşınmazda lehine haciz konulan lehtarın davada taraf olmadığı, Mahkemece oluşturulan tüm takyidat ve şerhlerin de iptali ve kaldırılması suretiyle davanın kabulüne karar verildiği açıktır. Bilindiği üzere, tapu kaydındaki şerhin terkin edilmesi istekli davada pasif davalı sıfatı şerh lehdarına aittir. Bu nedenle tapudaki şerh lehdarı davada yer almadan talep doğrultusunda haciz şerhlerinin kaldırılmasına karar verilmesi doğru değildir. Hal böyle olunca, davacıya süre verilerek haciz lehtarı hakkında da dava açması ve eldeki dava ile birleştirilmesi ve haciz şerhinin kaldırılıp kaldırılmayacağının değerlendirilmesi, dava açılmaması halinde sadece iptal tescile karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davanın kabulüne birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve asıl davada davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1- Davacı vekili temyiz dilekçesinde, birleştirilen davada tüm argümanlar ve dinlenen tanıkların davacının delili olup, birleştirilen dosyada davalı tarafından sunulan bir delil ve tanık bulunmadığını, birleştirilen dosyada davalının müvekkilinden devralınan hisselere haciz koymasının diğer davalılar ile fikir birliği içinde danışıklı ve haksız olarak gerçekleştirildiğini, İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2011/1997 Esas sayılı icra takip dosyasında borçlu olarak görünen … … ve …’dan alacaklı görünen davalı … tarafından, 2011 yılından beri devam eden icra dosyasında alacağın bihakkın veya kısmen tahsil edilip edilmediğinin veya yüksek meblağlı olmayan dosya alacağının reelde tahsil edilip edilmediğinin araştırılmadığını, taşınmaz hacizlerinin hiçbirisi hakkında satış işlemlerinin yapılması yoluna gidilmediğini, sadece kaydi haciz tatbik edildiğini İİK’ya göre yasal satış isteme sürelerinin geçtiğini, haciz şerhleri yenilenmek suretiyle keyfiyetin sürdürüldüğünü belirterek, birleştirilen dava yönünden verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.

2- Asıl davada davalılar vekili temyiz dilekçesinde, tarafların taşınmazlardaki hisselerin birbirlerine devrini gerçekleştirmek için karşılıklı takas hususunda anlaştıklarını ve bunu sağlayabilmek için de müvekkilleri … ve …’ın, davacı …’ın oğlu olan … …’a, davacı …’ın da davalıların oğulları … … ve …’a aynı yetkileri havi vekâletname verdiklerini, davacı …’ın oğlu … …’ın Beşiktaş 1. Noterliğinin 10.05.2016 tarihli ve 26067-26068 yevmiye sayılı vekâletnamelerin varlığına rağmen tapuda gerekli devir ve tescil işlemini yapmadığını, davalıların hisselerindeki ipotek ve hacizlerin varlığını sorun haline getirip devir ve tescil işlemlerinden imtina ettiklerini, davacı tarafın açtığı davayı hata, hile ve aldatmaya dayandırdığını, ancak hata hile ve aldatmaya yönelik iddia ve beyanlar gerçekleri yansıtmadığı gibi akıl ve mantık kuralları ile de izah edilemeyeceğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada hata ve hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, birleştirilen davada tapu kaydındaki şerhin terkini istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.

Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.

2. Öte yandan, sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) tıpkı 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) gibi esaslı hatanın (yanılmanın) tanımı yapılmamış, 31. ve 32. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.

Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. … ki hatanın ileri sürülmesi TBK’nın 35. (BK’nın 25.) ve TMK’nın 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın.

Sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK’nın 35. (BK’nın 26.) maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.

Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir.

3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19.maddesinde; “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.”

4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1010.maddesinde; ” Aşağıdaki sebeplere dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları, tapu kütüğüne şerh verilebilir:

1. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararları,

2. Haciz, iflâs kararı veya konkordato ile verilen süre,

3. Aile yurdu kurulması, artmirasçı atanması gibi şerh verilmesi kanunen öngörülen işlemler.

Tasarruf yetkisi kısıtlamaları, şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin ve asıl davada davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı 99,20 TL bakiye onama harcının davacı …’dan, 56.355,00 TL bakiye onama harcının da asıl davada davalılardan alınmasına,

Asıl dava yönünden temyiz edilen davacı vekili ve birleştirilen dava yönünden temyiz edilen davalı vekili duruşmaya katılmadığından duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

17.01.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.