YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/17509
KARAR NO : 2023/654
KARAR TARİHİ : 06.02.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak,
kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, 24.12.2013 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci, ikinci, dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci fıkraları, 53 üncü maddesi, 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B- Ankara 7. Sulh Ceza Mahkemesinin, 20.05.2014 tarihli ve 2014/87 Esas, 2014/527 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanunun 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uygulanarak tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş, 28.05.2014 tarihinde kesinleşmiştir.
C-Sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uymadığının bildirilmesi üzerine dosya yeniden ele alınarak yapılan yargılama sonucunda, Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.06.2015 tarihli ve 2014/1898 Esas, 2015/1335 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan lehine olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
D. Sanığın 15.02.2016 tarihli dilekçesi ile eski hale getirme talebinde bulunması ile yapılan yargılamada 23. 02.2016 tarihli ek karar ile temyiz inceleme görevinin Yargıtay’a ait olması sebebiyle dosya Yargıtay’a gönderilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri; karar tebliğinin usulsüz olduğu ve temyiz hakkını kullanamadığına ve temyiz ettiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay tarihinde Emniyet görevlileri tarafından yapılan çalışmalar sırasında Çankaya ….. Caddesi üzerinde şüphe üzerine durdurulan sanığın yapılan üst aramasında 4 adet üzerinde …..Süpreme ibareleri olan, daralı ağırlığı 13 gram gelen bonzai tabir edilen uyuşturucu maddenin ele geçirildiğini, sanığın alınan savunmasında esrar ve bonzai maddesi kullandığını, uyuşturucu
maddeleri Yenidoğan semtinde kimliğini bilmediği şahıslardan satın aldığını ifade ettiği, 25.10.2013 tarihli adli tıp raporunda maddenin XLR-11 içerdiğinin belirtildiği, sanığın üzerine atılı kullanmak için uyuşturucu madde satın almak ve kullanmak suçunu gerçekleştirdiği sabit olduğu kabul edilerek hakkında Tedavi ve Denetimli Serbestlik Tedbiri Uygulanmasına karar verildiği, bu kararın infazı için dosyanın denetimli serbestlik müdürlüğüne gönderildiği, sanığın denetim yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle dosyanın tekrar ele alınarak atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Gerekçeli kararın sanığa bildirdiği adresten iade edildiği belirtilerek 7201 Sayılı Tebligat Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince tebliğ edilerek 18.09.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Sanığın 15.02.2016 tarihli dilekçesi ile karar tebliğinin usulsüz olduğunu ve temyiz hakkını kullanamadığını belirterek eski hale getirme ve temyiz talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, 23.02.2016 tarihli ek karar ile dosya eski hale getirme talebini inceleme görevinin Yargıtay’a ait olduğundan dosya Yargıtay’a gönderilmiştir.
IV. GEREKÇE
7201 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, 7201 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata 7201 sayılı Kanununun 23 üncü maddesinin birinci ve sekizinci fıkrası ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16 ıncı maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, 7201 Sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği gözetilmeksizin, sanığın yokluğunda verilen kararın ilk çıkan ve iade edilen tebliğin adresinde mahalle isminin “Zafertepe Mahallesi” yerine ” Göktürk Mahallesi” olarak yanlış yazıldığı, kararda belirtilen adres olmadığı, olmayan bir yere tebliğ çıktığı, bu nedenle koşulları oluşmadan 7201 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılan tebliğin geçersiz olduğu, öğrenme ile temyizin süresinde olduğu anlaşılmakla yapılan incelemede;
A. Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı sanık hakkında hükmedilen tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına ilişkin 05.04.2014 tarihli çağrı yazısı sanığın mernis adresi olan “….. Mahallesi….. Sokak No:12/5 ….” adresine doğrudan 7201 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tebliğ edildiği, 09.06.2014 tarihli ikinci bir çağrı yazısı düzenlenerek 25.06.2014 tarihinde mernis adresi olan ” …. Mah. …. Sokak No:10 ….” adresine yine 7201 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tebliğ edildiği anlaşılmış olup; aynı Kanunu’nun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasının, “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” hükmü ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsenmiş olması karşısında, öncelikle bilinen en son adres (bilinen bir adres yoksa ya da bilinen en son adres ile adres kayıt sistemindeki adres aynı ise MERNİS adresi olduğu belirtilmeksizin adres kayıt sistemindeki adres) esas alınarak, aynı Kanunu’nun 21 inci maddesinin birinci fıkrasına göre normal tebligat çıkarılıp, çıkarılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi halinde, aynı Kanun’un 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca adres kayıt sistemindeki adres bilinen en son adres olarak kabul edilerek, merci tarafından tebligata aynı Kanunu’nun 23 üncü maddesinin bir ila sekizinci fıkraları ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 16 ıncı maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, “Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, 7201 sayılı Kanunu’nun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre bu adrese yapılması” gerektiğine dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği gözetilmeksizin; sanık hakkında çağrı yazısının tebliği doğrudan MERNİS adresine 7201 sayılı Kanunu’nun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre usulsüz yapıldığının anlaşılması karşısında; usulsüz olarak yapılan çağrı işlemine istinaden denetim dosyasının kapatıldığı anlaşıldığından, eksik araştırma sonucu yazılı biçimde tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının infazının devamına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi,
B. 13.08.2013 tarihli tutanak içeriğine göre, şüphe ile durdurulan sanığın yapılan kaba üst aramasında uyuşturucu maddenin ele geçtiği anlaşılmakla; sanığın üzerinde yapılan aramaya ilişkin olarak 5271 sayılı Kanunun 116 ıncı, 117 inci ve 119 uncu maddelerine uygun şekilde verilmiş
“adlî arama kararı” ya da “yazılı arama emri” veya suç tarihinde olay yeri ve zamanını kapsayan “önleme arama kararı” dosya içinde bulunmadığından, “adli arama kararı”, “yazılı arama emri” ya da “önleme arama kararı” bulunup bulunmadığının araştırılması, varsa aslı veya onaylı örneğinin dosya içine konulması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması,
C. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’un 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24 üncü maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un Geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, 5271 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun’nun 251 inci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
D. 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesi ile ilgili 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinde yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesi hususunda zorunluluk bulunması, nedenleriyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.06.2015 tarihli ve 2014/1898 Esas, 2015/1335 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.02.2023 tarihinde karar verildi.