YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/17663
KARAR NO : 2023/114
KARAR TARİHİ : 11.01.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde kabul etmek veya bulundurmak
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 05.12.2013 tarih 2013/43327 Esas sayılı iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B. İzmir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2013/1285 Esas 2014/570 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.
C. İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15/01/2016 tarihli ve 2015/735 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 10 ay hapis ile cezalandırılmasına hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
D. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanığın temyiz sebepleri
19/01/2016 tarihli dilekçesi ile hakkında verilen mahkûmiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek temyiz talebinde bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanığın olay tarihinde içinde bulunduğu araçta toplam 0,42 Gr. esrar maddesi ele geçirildiği, polis tutanağına göre dışarıdan paspasın üzerindeki maddenin görülerek alındığının görüldüğü, sanığın ikrâr yollu savunması dikkate alınarak sanık hakkında İzmir 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2013/1285 Esas 2014/570 Karar sayılı ilâmı ile hakkında tedavi ve denetimli serbestlik kararı verildiği, kararın sanık yönünden 10/06/2014 tarihinde kesinleştiği; ancak sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığı, denetimli serbestlik dosyasına göre 17/11/2014 tarihinde sanığın vaka sorumlusu ile randevusuna gitmediği, sanığa 31/11/2014 tarihinde uyarı tebligatı yapıldığı, ancak 06/07/2015’te yine randevusuna katılmadığından dosyasının kapatılmasına karar verildiği, kapatma kararına ilişkin sanığın infâz hâkimliğine herhangi bir itirâzının bulunmadığı, sanık tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymamasının nedeninin sürekli şehir dışına çıkması olduğunu savunduğu, böylece sanığın iddia, ikrâr yollu savunma, polis tutanağı, ekspertiz raporu, denetimli serbestlik dosyası ve tüm dosya kapsamından atılı suçu işlediği anlaşılmakla mahkûmiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Kabul edilebilir bir temyiz başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde;
1. 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla 5237 sayılı Kanun’un 191. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin dürdüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” hükmü gözetildiğinde dosya kapsamına göre; sanığa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 24.06.2014 tarihli davetnamesi ile 10 gün içerisinde adı geçen müdürlüğe gelmesi konusunda ihtarda bulunulduğu; bu davetten sonra sanığın denetime başladığı, sanığın 17.11.2014 tarihli seminere gelmemesi üzerine, sanığa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü tarafından 01.12.2014 tarihli uyarının tebliğ edilerek ihtarda bulunulduğu; sanığın uyarıdan sonra altı görüşmeye katıldığı ancak 22.06.2015 tarihli hastane randevusuna gelmemesi üzerine, sanığa yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadan dosyasının kapatıldığının anlaşılması karşısında; ilk uyarıdan sonra da denetimli serbestlik tedbiri kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan sanığın, “22.06.2015 tarihli hastane randevusuna gelmemesinin’’ kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etme olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi,
2. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmiş olan 5271 sayılı Kanun’un “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, 5237 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5237 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5237 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 7 inci maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
nedenleriyle hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.01.2016 tarihli ve 2015/735 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,11/01/2023 tarihinde karar verildi.