YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/17671
KARAR NO : 2023/110
KARAR TARİHİ : 11.01.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının, 24/03/2014 tarihli ve 2014/11144 Esas, 2014/26395 Soruşturma sayılı iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B. İzmir7. Sulh Ceza Mahkemesinin, 22/05/2014 tarihli ve 2014/42 Esas, 2014/595 Karar sayılı kararı ile ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.
C. İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23/12/2015 tarihli ve 2015/768 Esas, 2015/956 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası 62 inci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 10 ay hapis ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanığın temyiz sebepleri
29/12/2015 tarihli dilekçesi ile hakkında verilen mahkûmiyet kararının doğru olmadığını beyan ederek temyiz talebinde bulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanığın olay tarihinden önce esrar maddesi kullandığı, olay günü şüphe üzerine durdurulduğunda, üzerinde esrar maddesinin ele geçirildiği, mahkememiz tarafından öncelikle yüzüne karşı tedavi ve denetimli serbestlik tedbir kararı verildiği görülmüştür. Karar kesinleştikten sonra mahkemede vermiş olduğu adresi gereği İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tedavi ve denetimli serbestlik bürosu tarafından usulüne uygun davetiye tebliğinden sonra tedavi ve denetimli serbestlik tedbir programına başvurduğu, idrar ve kan analizi için hastaneye gönderildiği, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/01/2015 tarihli 571 sayılı yazılarında randevuya gelmediği, tedavinin olumsuz sonuçlandığının bildirildiği, sanığın 17/02/2015 tarihinde hastaneye başvurmadığından dolayı uyarıldığı, 17/02/2015 tarihinde yeniden 5 gün içinde idrar ve kan analizi için hastaneye gönderildiği gitmediği anlaşılmıştır. Sanık 03/03/2015-07/03/2015 tarihleri arasında babasına refakatçi olduğuna dair özel Gazi Hastanesinin belgesini ibraz etmiş ise de, ikinci kez idrar ve kan analizi için gönderildiği tarihin 17/02/2015 tarihi olup 5 günlük başvuru süresinin refakatçi olduğu süre içerisinde kalmadığı anlaşılmıştır. Sanığın tüm uyarılara rağmen tedavi ve denetimli serbestlik tedbir programını takip etmediği, sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirlerini yerine getirmeyişinin yasal ve açıklanır bir mazeretinin olmadığı, anlaşılmakla mahkûmiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Kabul edilebilir bir temyiz başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde;
1. 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la TCK’nın 191 inci maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, TCK’nın 191 inci maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” hükmü gözetildiğinde dosya kapsamına göre; sanığa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 24/06/2014 tarihli davetnamesi ile 10 gün içerisinde adı geçen Müdürlüğe gelmesi konusunda ihtarda bulunulduğu; bu davetten sonra sanığın denetime başladığı, sanığın 21/11/2014 tarihli hastane randevusuna gelmemesi üzerine, sanığa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü tarafından 17/02/2015 tarihli uyarının tebliğ edilerek ihtarda bulunulduğu; sanığın uyarıdan sonra üç görüşmeye katıldığı ancak 04/06/2015 tarihli seminere katılmaması üzerine, sanığa yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadan dosyasının kapatıldığının anlaşılması karşısında; ilk uyarıdan sonra da denetimli serbestlik tedbiri kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan sanığın, ” 04/06/2015 tarihli seminere katılmamasının’’ kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etme olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi,
2. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK’nın 191 inci maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan 5271 sayılı CMK’nın “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının d bendinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7 nci maddesi ile CMK’nın 251 inci maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
nedenleriyle hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2015 tarihli ve 2015/768 Esas, 2015/956 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,11/01/2023 tarihinde karar verildi.