Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2020/17673 E. 2023/631 K. 26.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/17673
KARAR NO : 2023/631
KARAR TARİHİ : 26.01.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Beraat

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 04/06/2010 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B. İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesinin, 28/12/2010 tarihli ve 2010/487 Esas, 2010/2971 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına uygulanmasına karar verilmiştir.
C. İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesinin, 29/12/2015 tarihli ve 2015/17 Esas, 2015/874 Karar sayılı kararı ile sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
D. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri
“Sanıkta ele geçirilen uyuşturucu maddeye ilişkin İstanbul 2.Sulh Ceza Mahkemesinin 26.05.2010 tarih ve 2010/1174 D.iş sayılı elkoyma kararı bulunduğu ve sanığında uyuşturucu madde kullandığını kabul ettiği halde mahkûmiyet kararı yerine uyuşturucu maddenin usulsüz bir şekilde ele geçirildiği düşüncesiyle beraat kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı” olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
” Sanığın olay günü durumundan şüphelenilmesi üzerine kolluk görevlileri tarafından yapılan üst aramasında uyuşturucu madde ele geçirildiği tüm dosya kapsamından anlaşılmış, bu aşamada sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nin 191.maddesinde düzenlenen kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışması gerektiği, “Yargıtay 20.Ceza Dairesinin 16/09/2015 tarih ve 2015/12037-3663, 20/10/2015 tarih ve 2015/15619-4193 Esas ve Karar sayılı kararları ile bunun dışında birçok kararında da 5271 sayılı CMK’nın 2/e,161 ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanununun ek 6 maddeleri uyarınca bir suçun işlendiği izlemini veren bir hali öğrenen kolluğun derhal Cumhuriyet Savcısına olayı haber verip, emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine

başlamasının gerektiği, 5271 sayılı CMK’nın 116,117,119 maddelerine uygun şekilde adli arama kararı veya yazılı adli arama emri alınmadan yapılan hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyarıcı maddenin sanık hakkında atılı suçtan açılan kamu davasında suçun maddi konusu ve delili olarak hükme esas alınamayacak olduğu, olayla ilgili kolluk görevlisi olan tutanak tanıklarının beyanlarının alınması ve sanığın kendi rızası ile suça konu uyuşturucu maddeyi vermesi gibi durumların sonuca etkili olamayacak olması nedenleriyle bozma kararları verildiği anlaşılmış, bu dava dosyasına konu olayda da uyuşturucu maddenin ele geçiriliş şekli ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ” sanığın beraatine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Kabul edilebilir bir temyiz başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde;
1. Mahkeme gerekçeli kararında, Deliller ve Değerlendirilmesi başlığı altında “5271 sayılı CMK’nın 116,117,119 maddelerine uygun şekilde adli arama kararı veya yazılı adli arama emri alınmadan yapılan hukuka aykırı arama sonucu ele geçirilen uyarıcı maddenin sanık hakkında atılı suçtan açılan kamu davasında suçun maddi konusu ve delili olarak hükme esas alınamayacak olduğu, olayla ilgili kolluk görevlisi olan tutanak tanıklarının beyanlarının alınması ve sanığın kendi rızası ile suça konu uyuşturucu maddeyi vermesi gibi durumların sonucu etkili olamayacak olması nedenleriyle bozma kararları verildiği anlaşılmış, bu dava dosyasına konu olayda da uyuşturucu maddenin ele geçiriliş şekli ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildirerek” hüküm kurulduğunun belirtilmesine rağmen gerekçeli kararın Hüküm fıkrasında “Sanığın üzerine atılı fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a fıkrası uyarınca beraatine” karar verildiği belirtilmek suretiyle hükmün esasını oluşturan gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulması
2. 26/05/2010 tarihli olay tutanağına göre; şüphe üzerine durdurulan ticari araçta yolcu olarak bulunan sanığın yapılan kaba üst yoklamasında suç konusu uyuşturucu maddenin ele geçirildiği olayda, dosya içerisinde hiçbir arama kararının bulunmadığı dikkate alınarak; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 9 uncu maddesine göre olay yeri ve tarihini kapsayacak nitelikte “önleme araması kararı” veya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116 ıncı, 117 nci ve 119 uncu maddelerine uygun şekilde alınmış “adli arama kararı” ya da “yazılı arama emri” bulunup bulunmadığının araştırılarak varsa aslı veya onaylı bir örneğinin getirilmesinden sonra sonucuna göre sonucuna göre sanığın hukuki durumunun ve sanık … hakkında bu olaydan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ile hüküm kurulması,
3. Hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesi ve aynı Kanun’un

85 inci maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanun’un geçici 7 nci maddesi sanık lehine hükümler içermekte olup, öncelikle; 6545 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrası ve aynı Kanun’un 85 inci maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanun’un geçici 7 nci maddesinin olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı bu suç tarihinden önce açılmış başka dava olup olmadığının, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin ve önceki dava sonucunun araştırılması, gerektiğinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden suç tarihinde sanığın infazda olan başka bir tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının bulunup bulunmadığı sorulup belirlendikten sonra;
a) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemişse, 6545 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” ve tedavi ve/veya denetimli serbestlik kararı veren ilgili mahkemeye ihbarda bulunulmasına karar verilmesi,
b) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse veya daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet dışında bir hüküm verilmiş ise, bu suç nedeniyle doğrudan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmış olan sanığın, yükümlülüklerini ihlal ettiğinin sabit görülmesi halinde hakkında, 6545 sayılı Kanun’un 85 inci maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7 nci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, suç tarihi itibarıyla, 5560 sayılı Kanun’la ile değişik 5271 sayılı Kanun’un 191 inci maddesi çerçevesinde bir karar verilmesi, gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,
4. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’un 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama

usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
nedenleriyle hukuka aykırı görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul 59.Asliye Ceza Mahkemesinin, 29/12/2015 tarihli ve 2015/17 Esas, 2015/874 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26/01/2023 tarihinde karar verildi.