YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5654
KARAR NO : 2020/4976
KARAR TARİHİ : 06.10.2020
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
Hüküm : Mahkûmiyet
Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
1- Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesi’nin 19/08/2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; ” mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3.fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule göre de;
2- Suç tarihinde yürürlükte olan 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191. maddesi ile hüküm tarihinden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürülüğe giren 6545 sayılı Kanunla değişik TCK’nın 191. maddesi hükümlerinin ayrı ayrı değerlendirilip karşılaştırma ve
somutlaştırma yapılması, sonucuna göre lehe Kanun’un tespit edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, belirtilen nitelikte karşılaştırma yapılmadan hüküm kurulması,
3- Sanık hakkında, bu eylemi nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı, dolayısı ile hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca, 191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumunun uygulanma koşulları bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın bu suçu başka bir davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra, işlemiş ise 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilmesi; aksi halde 6545 sayılı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile hüküm kurulması,
4- Suçun işleniş biçimi, suç konusunun önem ve değeri ile oluşturduğu tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak sanık hakkındaki temel ceza alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilirken, suçun işleniş biçimine ve dosya ile uygun düşmeyen gerekçelerle TCK’nın 3 ve 61. maddelerindeki ilke ve ölçütlerle uygun olmayacak şekilde alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayini,
5- Dosya kapsamından, hakkında “tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” karar verilen sanık hakkında, Adana Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nce çıkarılan çağrı yazısının 13/09/2012 tarihinde sanığa tebliğ edilmesinden sonra, sanığın 24/09/2012 tarihinde Adana Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurduğu, tedavi tedbirinin infazına başlandığı, sanığın 29/11/2012 tarihindeki rehberlik görüşmesine katılmaması nedeniyle hakkında tutanak tutularak, Adana Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nce çıkarılan uyarı yazısının 17/12/2012 tarihinde sanığa tebliğ edilmesinden sonra, sanığın 03/01/2013 tarihinde Adana Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurduğu, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına devam edilirken , Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nin 06/02/2013 tarihli sağlık kurulu raporunda “tedavi ve takip altındaki süreç içerisinde tedavi programlarının gereklerine , doktor kontrollerine ve eğitim toplantılarına uygun davranmadığının saptanarak, tedavi sürecinin sonlandırıldığının” belirtildiği, anılan durumun “tedbirin uyarıya rağmen ikinci kez ihlali” olarak kabul edilerek, infaz dosyasının kapatıldığı , ancak “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımından” bahsedilmediği, sanığa ait uyuşturucu madde analiz raporlarının da dosyada bulunmadığı anlaşılmakla,
İlgili sağlık kurumundan ve denetimli serbestlik müdürlüğünden, “tedavi tedbirinin infazı sırasında sanığın, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımının tespit edilip edilmediği” sorulup, buna ilişkin analiz raporlarının aslı veya onaylı suretleri temin edildikten sonra,
a)Tedavi tedbirinin “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı” nedeniyle infaz edilemediğinin belirlenmesi halinde, 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca “tedavi tedbirinin infazı sırasında uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı” halinde, “” koşulunun aranmadığı da dikkate alınarak, yargılamaya devam edilip hüküm kurulması,
b)Tedavi tedbirinin “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı” dışında bir nedenle infaz edilemediğinin belirlenmesi halinde ise, 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır” hükmü uyarınca; 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik kapsamında, somut olayda “ısrar” koşulunun oluşup oluşmadığı tartışılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
6- Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 06/10/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.