Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2020/5977 E. 2020/3865 K. 21.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/5977
KARAR NO : 2020/3865
KARAR TARİHİ : 21.09.2020

Mahkeme : ANKARA 36. Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
Hüküm : Mahkumiyet

Dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde;
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenler dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1)Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19/08/2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; ” mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3.fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kabule göre de;
2) (Kapatılan)Yargıtay 20. Ceza Dairesi’nin 15.01.2018 tarihli – 2017/2094 esas ve 2018/221 karar sayılı bozma ilamına uyulduğu halde, bozma ilamının 5. maddesinde belirtilen sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan dolayı başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin sadece Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden sorulduğunun anlaşılması karşısında, ilgili hususun denetime imkan verecek şekilde Cumhuriyet Başsavcılıklarından, UYAP kayıtlarından araştırılıp ilgili evrak dosya arasına alındıktan sonra,
Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ise, 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilebileceği gözetilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulması,
3) Sorgun Askerlik Şubesi Başkanlığı’nın 18 Ocak 2013 tarihli yazısında sanığın 03 Nisan 2014 tarihinde terhis edileceğinin bildirildiği, 24 Aralık 2013 tanzim tarihli terhis belgesinde ise sanığın terhis tarihinin 03 Ocak 2014 tarihi olduğunun bildirilmesi karşısında, ilgili Askerlik Şubesi ile gerekli yazışmaların yapılarak sanığın terhis tarihinin tereddüde mahal verilmeksizin kesin suretle tespit edilerek,
Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği’nin 44. maddesinin 3. fıkrasında yer alan yükümlülüğün bir yıl içerisinde iki defa ihlal edilmesi halinde yükümlülüğe uymamada ısrar etme şartının gerçekleşeceğinin kabulü karşısında, sanığın tebligat yapıldığı tarihte askerlik hizmetinin sona erdiğinin tespiti halinde, ilk ihtarata uymamasının, kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etmesi olarak kabul edilemeyeceğinden sanığın hukuki durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
4) Sanık hakkında 02.12.2015 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Raporunda disosyal kişilik bozukluğundan bahsedilmesi karşısında, bu hususlarda sanığın suç tarihinde cezai sorumluluğunu ortadan kaldırabilecek türde bir akıl hastalığının olup olmadığına ilişkin bir araştırma yapılmaması,
5)İncelenen dosyada sanığın, 27.12.2010 tarihli kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma eylemi nedeniyle 04.05.2011 tarihli iddianame ile kamu davası açıldığı, Ankara (Kapatılan) 13. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/435 esas ve 2014/194 karar sayılı dosyasında ise, 16/10/2010 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan cezalandırılması istemiyle 26/01/2011 tarihli iddianame ile ayrı ayrı kamu davası açıldığı, sanığın 16/10/2010 tarihli ilk eylemi nedeniyle henüz dava açılmadan önce, 27.12.2010 tarihinde sanığın yeniden kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu işlediği anlaşılmakla, Ankara (kapatılan) 13. Sulh Ceza Mahkemesi’nin dosyasının getirilerek incelenmesi, derdest ise davaların birleştirilmesi, hüküm kesinleşmiş ise dosya aslı veya onaylı suretinin bu dosya içine konulması daha sonra tüm deliller tartışılarak sanığın eylemlerinin tek ya da iki ayrı suç veya zincirleme suçu oluşturup oluşturmadığı değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 21.09.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.