Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2021/4917 E. 2023/2393 K. 20.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/4917
KARAR NO : 2023/2393
KARAR TARİHİ : 20.03.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi

İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.

I. HUKUKİ SÜREÇ
A. Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin,16.09.2020 tarihli ve 2019/344 Esas, 2020/251 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi ve (b) bendi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 15 yıl 7 ay hapis ve 31.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 28.11.2020 tarihli ve 2020/3119 Esas, 2020/3144 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan, re’sen de istinafa tabi olan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri özetle;
Temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak verilmemesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Suç tarihinde kolluk görevlilerince şüpheli hareketleri görülen tanıklar F. ve E.’in takibe alındığı, sanığın tanıklar F. ve E.’in yanına giderek her ikisinden de para alarak cebinden çıkardığı maddeleri verdiğinin görülmesi üzerine üç şahsın da yakalandığı, tanıklar ve sanığın yapılan kaba üst aramasında tanıklardan F.’den daralı 1,74 gram, tanık E.’ten daralı 1,78 gram, sanıktan da 9 ayrı satışa hazır pakette daralı 14,24 gram eroin maddesinin ele geçirildiği, söz konusu maddelerin eroin ve 6-MAM etken maddelerini içerdiğinin uzmanlık raporunca tespit edildiği, suç mahallinin Hürriyet Camii’nin 92 metre uzaklıkta olduğunun anlaşıldığı, tüm dosya kapsamı nazara alındığında sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğu gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, hükümde isabetsizlik görülmediği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin, suçun vasfına, sübutuna ve ceza miktarının tayinine ilişkin takdirlerinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde açıklanan gerekçeler, aşağıda belirtilen hususlar dışında tüm dosya kapsamına göre usul ve yasaya uygun bulunarak, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçu 5237 sayılı Kanun’un ” Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının ” Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. Bu nedenle bu suçların mağduru tüm toplumdur.
Bu suçlar ile kanunen korunan hukuki yarar tüm toplumun hatta tüm insanlığın sağlığının korunmasına ilişkin kamusal yarardır.
Bu nedenle bu suçlar mağduru gayrimuayyen suçlardır.
İlk Derece Mahkemesinin kabulünün uyuşturucu madde alıcısı tanıklar F. K. ve E. Ç.’den sanık tarafından miktarı görülmeyen paraların ayrı ayrı alındığı sonra her iki şahsa uyuşturucu maddelerin ayrı ayrı verdiği hususunun sübut bulmuş şeklinde olduğu, sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun’un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrasında kanuni ifadesini bulan fiili ayrı ayrı iki kez tamamlamak suretiyle zincirleme suç olarak yasal tanımı içerisinde gerçekleştirmiş olduğu anlaşılmaktadır.
İlk Derece Mahkemesinin ” …birden fazla kişiye tek bir fiille… ” gerekçesi ile ” 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası gereğince…” şeklindeki gerekçe ve uygulaması, hukuk uygulamamızda uzun zamandan beri hakim olan klasik suç teorisi uyarınca fiilin hareket, netice ve bunları birbirine bağlayan nedensellik bağını içermesi ayrıca yukarıda izah edilen hukuki gerekçelerle gerek fiilin tek olmayıp iki kez gerçekleştirilmiş olması, gerekse uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçunun mağdurunun tekil şahıslar olmaması mağduru gayrimuayyen suçlardan olması nedenleri ile hukuka aykırı olmakla birlikte 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesi uyarınca artırım doğru yapılıp sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin, 28.11.2020 tarihli ve 2020/3119 Esas, 2020/3144 Karar sayılı kararında sanıkça öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, Başkan … ve üye …’in karşı oyu ve oy çokluğu ile TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
20.03.2023 tarihinde karar verildi.

K A R Ş I O Y Y A Z I S I
Suç tarihinde kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan işlem yapılan F. ve E.’in şüpheli hareketleri sebebiyle kolluk tarafından takibe alındığı sırada, sanığın bu kişilerin yanına gittiği ve taraflar arasında şüpheli bir alışverişin görüldüğü bunun üzerine sanık ve kullanmak için uyuşturucu alan F. ve E.’in yakalandığı, üst aramalarında yapılan aramada suç konusu uyuşturucu maddelerin ele geçtiği ve uyuşturucu ticareti yapma suçunun sübut bulduğu olayda, Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sanığın eyleminin bir bütün halinde tek uyuşturucu madde ticareti suçunu mu yoksa zincirleme biçimde işlenmiş suç mu oluşturduğuna ilişkindir.
Uyuşmazlığı tam olarak ortaya koymak için “zincirleme suç” hükümlerine değinmek gerektiği gibi bununla birlikte olayımızı ilgilendirdiğinden “fiil” ve “değişik zaman” kavramlarından da bahsetmek gerekecektir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında “Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Bu kuralın istisnaları ise 5237 sayılı Kanun’un “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 nci (bileşik suç), 43 üncü (zincirleme suç) ve 44 üncü (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir.
Zincirleme suç, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80 inci maddesinde; “Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır. Fakat bundan dolayı terettüp edecek ceza altıda birden yarıya kadar artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna karşın 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin ilk fıkrasında; “Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçiminde zincirleme suç düzenlemesine yer verilmiş, ikinci fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima kurumu hüküm altına alınmış, üçüncü fıkrasında ise; “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, … ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.” düzenlemesi ile zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar belirtilmiştir.
5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeden anlaşılacağı üzere, zincirleme suç hükümlerinin uygulandığı hâllerde aslında işlenmiş birden fazla suç olmasına karşın, fail bu suçların her birinden ayrı ayrı cezalandırılmamakta, buna karşın bir suçtan verilen ceza belirli bir miktarda artırılmaktadır.
5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.

Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli olan unsurların üzerinde ayrıntılı olarak durulmasında yarar bulunmaktadır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.01.2022 tarih ve 2022/9-39 E. 2022/775 K. sayılı ve benzer birçok kararında bahsedildiği üzere bu hususlar aşağıdaki biçimde izah edilebilinir.
a) Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla kez işlenmesi;
Aynı suç, 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinde; “Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.” denilmek suretiyle açıklığa kavuşturulmuştur. Öğretide de aynı suçtan anlaşılması gerekenin, aynı suç tipi olduğu, kanunda düzenlenen suçların ismi aynı ise aynı suçtan söz edileceği, suçun ismi farklı ise artık aynı suçtan bahsedilemeyeceği kabul edilmektedir.
5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında bulunan “değişik zamanlarda” ifadesinin açıklığı karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda öğreti ve uygulamada tam bir görüş birliği bulunmaktadır. Bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus 5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.
b) İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması;
Mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecektir. Tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur, suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belirli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes mağdur olacaktır.
c) Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi;
Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, failin iç dünyasını

ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenecektir. Birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir.
Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından “Fiil” kavramına değinecek olursak;
Genel olarak bir kişinin belirli bir neticeyi gerçekleştirmeye yönelik dış dünyaya yansıyan davranış olarak nitelendirilebilen “fiil” düşüncenin uygulamaya geçiriliş halidir. Kişi tarafından yapılan iradi bir hareket olmalıdır. Suçun tipikliğine uygun biçimde gerçekleşmelidir.
Zincirleme suçun varlığı için birden çok fiilin ve birden çok suçun bulunması gerekmektedir. Yani zincirleme suçtan bahsedilebilmesi için her biri başlı başına suç oluşturan birden çok fiilin bulunması gerekmektedir. Birden çok fiilin bulunması, hukuki anlamda çok sayıda fiilin varlığı şeklinde anlaşılmalıdır. Aynı suçu oluşturan hareketlerin tekrarlanması halinde yani hareketlerin her birinin bir bütün halde hukuki anlamda birlik içinde olması durumunda her fiilin bağımsız olarak suç teşkil etmesi şartı gerçekleşmediğinden zincirleme suç oluşmayacaktır. Örneğin, failin mağdurun birden fazla bıçak darbesiyle öldürmesi, yaralama eyleminde birden fazla yumruk atması, kavga sırasında birden fazla hakaret içeren sözler söylemesi sırasında yapılan her bir hareket tek kasten öldürme yaralama veya hakaret suçunun icra hareketlerini oluşturacağından zincirleme suçtan bahsetmek de mümkün olmayacaktır.
“Fiil” ifadesinden ne anlaşılması gerektiği hususunda fiil tekliği-fiil çokluğu kavramı yanında suç tekliği ve çokluğunun da değerlendirilmesi yapılmalıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.07.2022 tarih ve 201/4-202 Esas, 2022/512 Karar sayılı kararında ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı biçimde fiil tekliğinde doktirinde farklı görüşler mevcut olmakla birlikte yine aynı kararda “ Suç teorisi ve bu bağlamda hareket teorileri anlamındaki fiil kavramının içtima öğretisine taşınmayacağı hususunda ise doktrinde görüş birliği vardır. (Göktürk, Fikri İçtima, 2013, s. 45). “Suç teorisindeki fiil kavramı, içtima öğretisindeki fiil kavramından farklı amaçlara hizmet eder” (Roxin, AT II s.33 kn. 10; Jeschek/Weigend, AT, s.710; Samson/Günther, in: SK-StGB Vor s. 52 kn. 15).

“Suç teorisinde fiil insanın iradi davranışını ifade eder. Söz gelimi özel belgede sahtecilik suçu; sahte özel belge hazırlanması ve bu belgenin kullanılması halinde iki ayrı iradi fiilden ibaret olup suçun “çok hareketli suç” olarak nitelendirilmesinin esas nedeni iki ayrı iradi fiilden oluşmasıdır. Her ne kadar suç teorisi, anlamında iki ayrı fiilden oluşsa da içtima öğretisi anlamında tipik fiil tekliği kapsamında değerlendirmek suretiyle tek bir fiilin bulunduğu sonucuna ulaşılır” (Göktürk, s. 246); “Suç teorisinde fiil kavramı norm esas alınmak suretiyle de açıklanabilir; fiil kavramı tabii anlamında değil hukuki anlamında anlaşılır; söz gelimi mala zarar verme suçu bakımından suç konusu eşyaya çekiç ile her bir vuruş norm karşısında değerlendirilmeye tabi tutulduğunda tipik bir fiildir ve eşyaya bir kez vurulması suçun oluşumu bakımından yeterlidir. Her bir çekiç vuruşu birbirinden bağımsız bir fiil oluşturduğu; ortada birden fazla fiil bulunduğu ve fiil sayısınca suçun işlendiği söylenemez. Dolayısıyla ortada kaç tane fiilin bulunduğu içtima öğretisinin konusudur. İçtima öğretisindeki fiilin tekliğiyle suç teorisindeki tipe uygun fiil aynı değildir, farklılık arz eder.” (Odter, s.187 atfen, Göktürk, s. 47).
“İçtima öğretisinde fiil hareket olarak anlaşılmalıdır. Fiil tekliği-fiil çokluğu ayrımında neticenin esas alınmasının asıl nedeni tarihi gelişim sürecinde bahsedildiği üzere Roma Hukuku ve eski Alman Hukukundan 19. yy. sonlarına kadar neticenin ön planda olması; dış alemde meydana gelen tipik netice sayısı kadar fiilin ve dolayısıyla suçun bulunduğu şeklinde bir anlayışın hakim olması ve suç sayısı kadar dava açılmasıdır” (Göktürk, s. 49). “İçtima öğretisinde fiilin sayısı ve tipik neticenin sayısı ayrı ayrı tespit edilmelidir. Tek bir fiil birden fazla aynı veya farklı neticeye sebebiyet verebilir. Dış dünyada fiile nedensellik bağı ile bağlı olan birden fazla neticenin gerçekleşmiş olması, netice sayısı kadar fiilin bulunduğu anlamına gelmez. Fiilin dış dünyada meydana getirdiği değişiklikler her ne kadar fiile nedensellik bağıyla bağlı olsa da fiilin bir unsuru değildir.” (du Mesnil, s.11 vd; Hahne, s.21-22; Knör, s.14; Birsckle, s.16).
“Fiil sayısının tespitinde tipik neticeyi esas alan görüş, suçun yasal tanımında ayrıca neticeye yer vermeyen suçlarda yetersiz kalmakta ve netice kriteri yerine başkaca kriterlerden yararlanmak durumunda kalmaktadır” (Göktürk, s. 51). “ tespitiyle suç teorisi ile içtima teorisindeki fiil kavramı farkı ortaya konulmuştur.
Fiil tekliği-fiil çokluğu sorun oluşturduğunda, fiil tekliğin belirlenmesinde doktrin;
a) Tek iradi karar,
b) Tekrarlanan veya birbirini izleyen doğal anlamda birden fazla hareket bulunması,

c) Yer ve zaman bakımından sıkı bağlantı bulunması,
d) Tarafsız gözlemci nazarında hareketlerin tek bir fiil olarak görülmesi,
Kriterlerini esas almıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.10.2022 tarih ve 208/17-512 E. 2022/658 K. sayılı ilamında;
“Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Buna göre Kanun’un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kastedilen fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmasıdır. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Örneğin; failin mağduru birden fazla yumruk ve tekme vurmak suretiyle yaralaması, yalan tanıklık yapan failin birden fazla beyanda bulunması, kasten öldürme fiilinin her biri tek başına öldürücü nitelikte beş bıçak darbesi ile işlenmesi gibi. Failin mağdura birden fazla yumruk vurması suretiyle yaralaması durumunda, failin birden fazla hareketi olmasına rağmen kastı bir kişiyi yaralamaya yönelik olduğundan ortada tek fiil ve neticesi itibarıyla tek suç vardır. Bazı suç tiplerinde ise, kanundaki tanımda belirtilen birbirinin alternatifi olan birden fazla hareketin gerçekleştirilmesiyle suç işlenebilmektedir. Öğretide “seçimlik hareketli suçlar” olarak isimlendirilen bu suç tiplerinde, sayılan seçimlik hareketlerin herhangi birisinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu açısından yeterlidir. Belirtilen seçimlik hareketlerden birkaçının ya da tamamının yapılması hâlinde de birden fazla suç değil, tek suç oluşacaktır. Ancak seçimlik hareketli suçtan söz edebilmek için kanunda sayılan seçimlik hareketlerin aynı konuya ilişkin olması gerekmektedir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 11. Bası, Ankara, 2015, s.169; … Koca-… Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara, 2015, s.114.). Doktrinde bir kısım yazarlarca, şayet bir olayın parçalarını teşkil eden çeşitli hareketler tek bir iradi karara dayanıyorsa, tarafsız bir gözlemcinin nazarında bu hareketler yer ve zaman bakımından tek bir fiil olarak nitelendirilebilecek kadar birbiriyle

sıkı bir bağlantı içinde bulunuyorsa bu hareketlerin “tek bir fiil”i oluşturduğu söylenebilecektir. Buna göre, mal varlığına yönelik hukuki menfaatlerin ihlâli söz konusu ise suçun konusunu oluşturan mal varlığı değerlerinin sahibi olan kişi sayısı, fiil sayısını belirlemede herhangi bir önem taşımayacaktır. Yeter ki, tek bir iradi kararla, aralarında mekan ve zaman birliği bulunan hareketlerin tekrarlanması ve tekrarlanan hareketlerin objektif bakış açısıyla bir bütün olarak değerlendirilmesi mümkün olabilsin (Neslihan Göktürk, Fikri İçtima, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.104 vd)”
Şeklinde yer verildiği üzere doğal anlamda fiilin birden fazla olduğu bazı hallerde hukuki anlamda birden fazla fiilden bahsedilemeyeceği açıktır. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel hareket dış dünyaya yansıyan şekli itibariyle ayrı bir fiziki hareketi oluştursa da, bazen tüm hareketler bütünü suçların tipikliği ve hukuki nedenleri sonucu bir bütünlük içerisinde hukuki anlamda tek fiil olarak kabulünü gerektirmektedir.
Bu aşama “değişik zaman” kavramının üzerinde durmakta fayda olacaktır.
Zincirleme suçun varlığı için birden çok aynı suçun farklı zamanlarda işlenmesi gerekir. İki suç arasındaki zaman aralığı bu suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenip işlenmediğinin belirlenmesinde göz önünde tutulacaktır. Aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla kez işlenmesi tek suçu oluşturacaktır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 08.06.2010 tarih ve 2010/11-98 E. 2010/143 sayılı kararında “Burada “aynı zaman” ve “değişik zaman” kavramları üzerinde de durulmalıdır. Yasada bu konuda bir açıklık bulunmadığından ve önceden kesin saptamaların yapılması olanaklı olmadığından, bu husus her somut olayın özelliği gözönüne alınarak değerlendirilmeli ve eylemlerin “değişik zamanlarda” işlenip işlenmediği belirlenmelidir. Bu bağlamda “aynı zamanda” kavramı dar yorumlanmayarak, çok kısa zaman aralıkları da, aynı zaman dilimi olarak kabul edilmelidir. Bu bakımdan birden fazla belge üzerindeki sahteciliğin kısa zaman aralığında yapılmış olması ya da birden fazla sahte belgenin kısa zaman aralığında üretilmiş olması halinde de bunların aynı zamanda düzenlendiğinin, başka bir ifadeyle “değişik zamanlarda” düzenlenmediğinin kabulü zorunludur.” Şeklinde değinildiği biçimde “değişik zaman” kavramı işlenen suçun niteliği ve eylemin gerçekleştiriliş biçimi gözetilerek geniş yorumlanmalı kısa zaman aralığı içerisindeki hareketler bir bütünün parçası olarak kabul edilmelidir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında yazılı “değişik zamandan” anlaşılması gereken eylemin gerçekleştiği sırada az ya da çok bir zaman aralığı olması gerektiğidir. Olayın bütünlüğü içerisinde “aynı an” sayılabilecek durumlarda “değişik zamandan” bahsetmek mümkün olmayacaktır.
Bu tespitlerden sonra uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan da kısaca bahsetmek gerekecektir.
5237 sayılı Kanun’un “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında yazılı uyuşturucu madde ticareti suçu ülke içerisinde ruhsatsız olarak uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi satmak, satışa arz etmek, başkalarına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek ve bulundurulması hallerinden birinin gerçekleşmesi ile oluşacaktır. Bu fıkrada düzenlenen suçta sayılan seçimlik hareketlerin birinin yapılması suçun oluşması için yeterli olmaktadır. Çoğu olayda olduğu gibi fail tarafından seçimlik hareketlerin birden fazlasının yapılması halinde örneğin uyuşturucu maddeyi depolama, nakletme ve satma eylemlerinin her birinin gerçekleşmesi durumlarında eylem tekliğini korur, fail eylem sayısınca sorumlu tutulup cezalandırılmaz.
Uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının, “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenmiştir. Bu suçlarda korunan hukuki yarar tüm toplumunun sağlığı olduğu gibi suçun mağduru da tüm toplumdur.
Mağduru tüm toplum olan suçlarda 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında yazılı zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün olsa da, dava konusu olaydaki mahkemenin kabulü gibi aynı anda birden fazla kişiye uyuşturucu madde satma eylemlerinde uyuşturucu madde satılan ve kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunun sanıkları olan kişileri uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun mağduru kabulü ile şartları bulunmadığı halde fikri içtima hükümleri uygulanarak 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezanın artırım yoluna gidilmesi hukuka uygun değildir.
Bu açıklamalar gözetilerek somut olay değerlendirildiğinde;
5237 sayılı Kanun’un 188 inci maddesinde yazılı biçimlerde seçimlik hareketler içeren ve doğal anlamda birden fazla hareket olmasına rağmen hukuki anlamda tek tipik hareketin varlığı kabul edilen uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işleme iradesi ile hareket eden sanığın olay yerinde buluştuğu uyuşturucu madde kullanıcısı olan ve suçun mağduru olmayan iki kişiye uyuşturucu madde verme eyleminin; tek bir iradi karar ile yani tek uyuşturucu madde ticareti yapma kararı altında aynı yerde birbirini takip eden

hareketlerle “değişik zaman” olarak kabul edilemeyecek aynı zaman dilimi içerisinde gerçekleştiği, atılı suçun niteliği gereği birbiri ile bağlantılı birden fazla hareketin kendi içerisinde bir bütün oluşturduğu, dış dünyaya yansıyan birden fazla bedensel hareket olsa da hukuki anlamda tek fiille gerçekleştiği, birden fazla suçun oluşmadığı dolayısıyla zincirleme suçun tipikliğine uygun biçimde birden fazla suçun olmadığı bir bütün halinde tek suç oluştuğu, bu itibarla sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının yerinde olmadığı ancak 5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesi uyarınca sanığın kastının ağırlığı ve güttüğü amaç gözetilerek cezasının alt sınırın üzerinde tayin edilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan kararın bu gerekçelerle bozulması düşüncesiyle aksi yöndeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir. 20.03.2023