YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/6092
KARAR NO : 2023/4448
KARAR TARİHİ : 17.05.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/595 E., 2022/191 K.
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. Kula Asliye Ceza Mahkemesinin, 13.06.2012 tarihli ve 2011/195 Esas, 2012/232 Karar sayılı kararı ile sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir.
B. Kula Asliye Ceza Mahkemesinin, 29.01.2015 tarihli ve 2014/487 Esas, 2015/56 Karar sayılı kararı ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin ihlali üzerine, sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca 10 ay hapis ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
C. Kula Asliye Ceza Mahkemesinin 29.01.2015 tarihli kararının, sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesinin 19.12.2019 tarihli ve 2019/3537 Esas, 2010/7404 Karar sayılı kararı ile; “1. Sanık hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı, dolayısı ile 6545 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesi ve aynı Kanun’un 85 inci madesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici yedinci maddenin ikinci fıkrası uyarınca 191 inci madde hükümleri çerçevesinde ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılması’ kurumunun uygulanma koşullarının bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın bu suçu başka bir davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra, işlemiş ise 6545 sayılı Kanun’un 68 inci maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartı ortadan kalkması nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ‘davanın düşmesine’ karar verilmesi, aksi halde yargılamaya devam olanarak hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile karar verilmesi, 2. Dosya kapsamına göre, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında, çağrı yazısının, tebligat tarihi itibari ile güncel mernis adresi yerine, sanığın tebligat tarihinde ikamet etmediğini beyan ettiği ve dosya içeriğine göre öncesinde tebligat yapılmadığı tespit edilen adrese usulüne aykırı şekilde tebliğ edildiği, dolayısı ile ‘çağrı yazısının tebliğine rağmen 10 gün içinde başvuru yapılmaması’ şeklindeki yükümlülük ihlalinden de söz edilemeyeceği gözetilmeden, mahkemesince ‘tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin aynen infazına’ karar verilmesi gerekirken, mahkûmiyet hükmü kurulması,” nedenleriyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.
D. Kula Asliye Ceza Mahkemesinin 10.11.2020 tarihli, 2020/19 Esas ve 2020/424 Karar sayılı kararı ile hakkında tedavi ve denetimli serbestlik kararı verilen sanık yönünden, “ısrar koşulu”
gerçekleşmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca durma kararı verilmiştir.
E. Kula Asliye Ceza Mahkemesinin 13.09.2022 tarihli, 2021/595 Esas ve 2022/191 Karar sayılı kararı ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin ihlali üzerine, sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
F. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; hükmün düzeltilerek onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri özetle, 1. Tekerrür hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığına, 2. Lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Dosya kapsamına göre, sanık hakkında öncelikle tedavi ve denetimli serbestlik kararı verildiği ve kararın 19.07.2012 tarihinde kesinleşmesinin ardından, sanığın yükümlülüklerine uymadığı gerekçesiyle tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin infaz dosyasının kapatılarak, hakkında 29.01.2015 tarihinde mahkûmiyet kararı verildiği, temyiz incelemesi sonucu verilen bozma ilamına uyularak, tedbirin infazı sırasında tebligatın usulsüz yapılması nedeniyle ısrar koşulu gerçekleşmediğinden, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazına devam edilmesine karar verildiği, ayrıca bozma ilamında belirtildiği üzere yapılan araştırma sonucu suçun işlendiği tarih itibarıyla sanık hakkında infazı devam eden tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin bulunmadığının tespit edildiği, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında alınan idrar örneklerinde uyuşturucu kullanımının pozitif olduğunun tespit edilmesi üzerine, yükümlülük ihlali nedeniyle infaz dosyasının kapatıldığı, devam eden yargılama sırasında sanığın tedbirin infazı sırasında uyuşturucu kullandığını ikrar ettiği anlaşılmakla, ayrı ayrı yapılan uygulamalara göre lehe olan suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önceki 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesi uyarınca hüküm kurulduğu ve takdiri indirim uygulandığı, tekerrüre esas kaydı nedeniyle aynı Kanun’un 58 inci maddesinin uygulandığı gerekçesiyle mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Yargıtayın denetim işlevini yerine getirebilmesi için temyiz incelemesine konu hükmün gerekçe bölümünde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 inci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun’un 34 üncü ve 230 uncu maddeleri uyarınca mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması, hükmün gerekçesinde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi ile mahkemece ulaşılan kanaatin, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiilinin belirtilmesi ve bunun nitelendirmesinin belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması ve bu şekilde cezanın şahsileştirilmesi gerekirken, açıklanan ilkelere uyulmadan, yalnızca sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymamasına dair hususlar anlatılmak suretiyle hüküm kurulması,
B. Kabule göre de;
1. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık
lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
2. Hak yoksunluklarına karar verilirken, hükümden önce 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’la 5231 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinde yapılan değişikliklerin gözetilmemesi,
3. Sanık hakkında bozma öncesi kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin uygulanmamış olması ve hükme yönelik aleyhe temyiz olmaması nedeniyle, bu hususun 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son cümlesi uyarınca kazanılmış hak teşkil ettiği ve tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı; ayrıca bozma sonrasında tekerrüre esas alınan ilamın “kesin nitelikte adli para cezasına” ilişkin olup, tekerrür koşullarını sağlamadığı gözetilmeyerek, yazılı şekilde sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanması nedenleriyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kula Asliye Ceza Mahkemesinin 13.09.2022 tarihli ve 2021/593 Esas, 2022/191 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.05.2023 tarihinde karar verildi.