Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2023/6156 E. 2023/5086 K. 01.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/6156
KARAR NO : 2023/5086
KARAR TARİHİ : 01.06.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/371 E., 2023/44 K.
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uyulmaması üzerine
mahkûmiyet

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme
neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

A. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, 17.01.2014 tarihli ve 2014/3478 Esas sayılı iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

B. İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesinin, 03.02.2014 tarihli ve 2014/102 Esas, 2014/23 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiş, kararın itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı için dosya denetimli serbestlik müdürlüğüne gönderilmiştir.

C. Sanığın denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uymadığının bildirilmesi üzerine dosya yeniden ele alınarak yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.01.2015 tarihli ve 2014/804 Esas, 2015/13 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 6.000,00 TL adli para cezasına karar verilmiştir.

D. İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.01.2015 tarihli ve 2014/804 Esas, 2015/13 Karar sayılı kararının, sanık tarafından temyizi üzerine Dairemizin 28.12.2020 tarihli ve 2020/7824 Esas, 2020/9753 Karar sayılı kararı ile;

“1) Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK’nın 191. maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanunun 24. maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanunun geçici 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan “01/01/2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile
sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19/08/2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli ve 2020/16 esas, 2020/33 sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanunun 5. maddesinin 1-d bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; ” mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve CMK’nın 251. maddesinin 3. fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, TCK’nın 7. maddesi ile CMK’nın 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

2) Hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanunun 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanunun geçici 7. maddesi sanık lehine hükümler içermekte olup, öncelikle; 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrası ve aynı Kanunun 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanunun geçici 7. maddesinin olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı bu suç tarihinden önce açılmış başka dava olup olmadığının, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin ve önceki dava sonucunun araştırılması, gerektiğinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden suç tarihinde sanığın infazda olan başka bir tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının bulunup bulunmadığı sorulup belirlendikten sonra;

a) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemişse, 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın

düşmesine” ve tedavi ve/veya denetimli serbestlik kararı veren ilgili mahkemeye ihbarda bulunulmasına karar verilmesi,

b) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse veya daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet dışında bir hüküm verilmiş ise, bu suç nedeniyle doğrudan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmış olan sanığın, yükümlülüklerini ihlal ettiğinin sabit görülmesi halinde hakkında, 6545 sayılı Kanunun 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, suç tarihi itibarıyla, 5560 sayılı Yasa ile değişik TCK’nın 191. maddesi çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,

3) Tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin kararın sanığa usulüne uygun tebliğ edildiğine dair belgenin dosya içerisinde ve UYAP sisteminde denetime açık bir şekilde bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi,” nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.

E. Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.01.2022 tarihli ve 2021/85 Esas, 2022/9 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 4.500,00 TL adli para cezasına karar verilmiştir.
F. İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.01.2022 tarihli ve 2021/85 Esas, 2022/9 Karar sayılı kararının, sanık tarafından temyizi üzerine Dairemizin 18.04.2022 tarihli ve 2022/5571 Esas, 2022/5061 Karar sayılı kararı ile;
“…5271 sayılı CMK’nın 17/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251 inci maddesine ve bu maddeye ilişkin Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 esas ve 2020/33 sayılı iptal kararı ile de oluşan duruma göre;
Asliye Ceza Mahkemesince iddianamenin kabulünden sonra; kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olanlar dışında adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik hâlleri gibi sanığın kusur yeteneğini
etkileyen durumlardan bir veya birkaçı bulunmayan sanıklara basit yargılama usulünün uygulanabileceği, suçun basit yargılama usulü kapsamına girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması durumunda ise bu usulün uygulanamayacağı,
Mahkemece basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği durumda; iddianamenin, sanık, varsa mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmelerinin isteneceğinin, tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususunun da belirtilmesinden sonra gerekirse toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edildikten sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın, 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde belirtilen kararlardan birine hükmedilebileceğinin, mahkûmiyet kararı verildiği takdirde ise belirlenecek sonuç ceza miktarının CMK’nın 251 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının son cümlesine göre dörtte bir oranında indirileceğinin, koşulları bulunması halinde de kısa süreli hapis cezası belirlenmiş ise seçenek yaptırımlara çevrilebileceğinin veya hapis cezasının ertelenebileceğinin ya da uygulanmasına sanık tarafından yazılı olarak karşı çıkılmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceğinin, hükümde itiraz usulü ile itirazın sonuçlarının belirtileceğinin, 5271 sayılı Kanun’un 252 nci maddesine göre, bu şekilde verilen kararların itiraz kanun yoluna tabi olduğunun, itiraz üzerine ise hükmü veren mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağının, bu aşamadan sonra ise mahkemenin 5271 sayılı Kanun’un 252 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hüküm verirken, sanığın itirazı halinde daha önce 251 inci madde kapsamında basit yargılama usulüne göre verdiği hükümle bağlı olmadığının, ancak itirazın sanık dışındaki kişiler tarafından yapıldığı hâllerde 251 inci maddenin üçüncü fıkrası uyarınca yapılan indirimin korunacağının, bu şekilde kurulan hükümlere karşı genel hükümlere göre kanun yoluna başvurulabileceğinin, anlaşılması karşısında;
Yargıtayın bozma kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada da bozma kararına uyulması halinde, mahkemenin soruşturma aşamasında toplanmış delillerle, ilgili kurum ve kuruluşlardan re’sen toplanması gereken belgeleri dikkate alarak, davada basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir karar vermesi gerekmektedir.
Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde, mahkemece iddianame ve Yargıtay bozma ilamı sanığa tebliğ edilerek, tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği, hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması durumunda cezasının ¼ oranında indirileceği, koşulları bulunması hâlinde; kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilebileceği veya hapis cezasının ertelenebileceği ya da uygulanmasına yazılı olarak karşı çıkmaması kaydıyla hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebileceği belirtilip, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirebileceği ihtar edildikten sonra CMK’nın 251/3, 4 ve 5. fıkralarına göre bir hüküm kurulacaktır.

İnceleme konusu davada mahkemece, basit yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir karar verilmediği gibi, sanığa açıklamalı tebligat gönderilmeden hüküm kurulmuş, hükümde Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarih, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı gözetilerek 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca sanığa verilen sonuç cezadan dörtte bir oranında indirim yapılmış, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı bu hükmü temyiz etmiştir. Kanun yolunda hata re’sen dikkate alınacağından, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçeleri karara itiraz mahiyetindedir. Sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının bu itirazı nedeniyle artık basit yargılama usulü uygulanamayacağından, Mahkemenin duruşma açarak genel hükümlere göre bir karar vermesi gerekmektedir. Bu durumda mahkeme daha önce 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi kapsamında basit yargılama usulüne göre verdiği hükümle bağlı olmadığından, genel hükümlere göre hüküm kuracağı ve sanık müdafii de itiraz ettiği için ¼ oranındaki indirim uygulanmayacaktır. Bu hükme karşı genel hükümlere göre kanun yoluna gidilebilecektir.
Ancak sanık, hakkında 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca ¼ oranında ceza indirimi yapılmak suretiyle verilen hükme itiraz ettiği halde, mahkemece CMK’nın 252. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca yeni bir hüküm kurulmaksızın dosya doğrudan Yargıtaya gönderilmiştir. Basit yargılama usulüne göre verilen hükmün temyize tabi kabul edilmesi halinde, aleyhe temyiz olmadığı için, cezasına itiraz etmiş olmasına rağmen, sanık ¼ oranındaki ceza indiriminden faydalanmış olacak; bir başka deyişle aynı olayda cezasına itiraz eden sanık ile itiraz etmeyen sanık arasında sonuç ceza bakımından bir fark olmayacaktır. Bu ise yargılamanın hızlanması, davaların kısa zamanda sonuçlanması ve mahkemelerin iş yükünün azaltılması bakımından alternatif bir çözüm yolu olarak getirilen basit yargılama usulünün amacı ile bağdaşmayacaktır. Bu nedenle kanun koyucu basit yargılama sonucu verilen kararların açıkça itiraza tabi olduğunu belirterek, itiraz sonucu izlenmesi gereken usulü de 5271 sayılı Kanun’un 251 ve 252 nci maddelerinde düzenlemiştir.
Mahkemece, basit yargılama usulü ile ilgili usuli işlemler yerine getirilmemiş olsa da sanık hakkında belirlenen sonuç cezadan 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının son cümlesi uyarınca ¼ oranında ceza indirimi yapıldığı için, sonucu bakımından basit yargılama usulünün uygulandığı görülmekle, bu kapsamda verilen kararın 5271 sayılı Kanun’un 252 nci maddesinin birinci fıkrasına göre itiraza tabi olması nedeniyle, itirazla ilgili 5271 sayılı Kanun’un 252/2-3 maddeleri uyarınca hükmü veren mahkemece karar verilmesi gerektiğinden, dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,…” karar verilmiştir.
G. İade üzerine yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.01.2023 tarihli ve 2022/371 Esas, 2023/44 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde
bulundurma suçundan, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 6.000,00 TL adli para cezasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanığın temyiz isteği, kararın temyizen incelenmesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Yerel mahkemece, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurduğu gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE

Sanık hakkında kurulan hüküm,

A. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; sanığın yapılan üst aramasında çorabının içerisinde esrar ele geçirildiği olayda, dosya içerisinde hiçbir arama kararının bulunmadığı dikkate alınarak; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun (2559 sayılı Kanun) 9 uncu maddesine göre olay yeri ve tarihini kapsayacak nitelikte “önleme araması kararı” veya 5271 sayılı Kanun’un 116 ncı 117 nci ve 119 uncu maddelerine uygun şekilde alınmış “adli arama kararı” ya da “yazılı arama emri” bulunup bulunmadığının araştırılarak varsa aslı veya onaylı bir örneğinin getirilmesinden sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilerek hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

B. 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’la 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” hükmü gözetildiğinde, dosya kapsamına göre; sanığa Manisa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 11.03.2014 tarihli davetnamesi ile 10 gün içerisinde adı geçen müdürlüğe gelmesi konusunda ihtarda bulunulduğu; bu davetten sonra sanığın denetime başladığı, hastaneye sevkedilen sanığın numune vermeyerek tedavi programına riayet etmediğinin bildirilmesi üzerine, sanığa Manisa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü tarafından 09.04.2014 tarihli uyarının tebliğ edilerek ihtarda bulunulduğu;

uyarıdan sonra hastaneye sevkedilen sanığın başvurmadığının bildirilmesi üzerine, sanığa yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadan dosyasının kapatıldığının anlaşılması karşısında; ilk uyarıdan sonra da denetimli serbestlik tedbiri kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan sanığın, “sanığın uyarıdan sonra sevkedildiği hastaneye başvurmamasının’’ kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etme olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi, nedenleriyle hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.01.2023 tarihli ve 2022/371 Esas, 2023/44 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

01.06.2023 tarihinde karar verildi.