Yargıtay Kararı 10. Ceza Dairesi 2023/8255 E. 2023/5534 K. 14.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/8255
KARAR NO : 2023/5534
KARAR TARİHİ : 14.06.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/623 E., 2023/55 K.
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma
HÜKÜM : Mahkûmiyet (Hükmün açıklanması suretiyle)

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 24.04.2013 tarihli, 2013/4481 Soruşturma sayılı iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

2. Kocaeli (Kapatılan) 3. Sulh Ceza Mahkemesinin, 06.11.2013 tarihli ve 2013/305 Esas, 2013/622 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5560 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Kararın 09.12.2013 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, denetimli serbestlik tedbirinin infazı için dosya Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderilmiştir.

3. Sanığın denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uymadığının bildirilmesi üzerine dosya yeniden ele alınarak yapılan yargılama sonucunda Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2014 tarihli ve 2014/414 Esas, 2014/287 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca hapisten çevrili 6.000,00 TL adli para cezasının aylık 10 eşit taksitler halinde ödenmesine hükmedilmiştir.

4. Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.11.2014 tarihli ve 2014/414 Esas, 204/287 Karar sayılı kararının sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesinin 27.02.2020 tarihli ve 2017/2518 Esas, 2020/1365 Karar sayılı kararı ile; ” 1)Gerekçeli kararın başlık kısmında suç tarihinin, “26/02/2013” yerine, maddi hata sonucu “27/02/2013” olarak gösterilmesi, 2)Suç tarihinde yürürlükte olan 5560 sayılı Kanun ile değişik TCK’nın 191. maddesi ile hüküm tarihinden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürülüğe giren 6545 sayılı Kanun’la değişik TCK’nın 191. maddesi hükümlerinin ayrı ayrı değerlendirilip karşılaştırma ve somutlaştırma yapılması, sonucuna göre lehe Kanun’un tespit edilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, belirtilen nitelikte karşılaştırma yapılmadan hüküm kurulması, 3)Sanık hakkında, bu eylemi nedeniyle tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri uygulandığı, dolayısı ile hükümden önce 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanun’un 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 7. maddenin 2. fıkrası uyarınca,

191. madde hükümleri çerçevesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kurumunun uygulanma koşulları bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın bu suçu başka bir davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediği belirlendikten sonra, işlemiş ise 6545 sayılı Kanun’un 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine” karar verilmesi; aksi halde 6545 sayılı Kanunun 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, hüküm kurulması gerektiği gözetilmeyerek, yazılı şekilde eksik araştırma ile karar verilmesi, 4)Dosya kapsamına göre, sanığın, hakkında verilen “denetimli serbestlik tedbirinin” yerleşim yeri itibari ile yetkili Kocaeli Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nce infazı sırasında, 25/12/2013, 15/01/2014 ve 05/02/2014 tarihli denetim görevlisi randevularına ve 06/02/2014 tarihli SAMBA grup çalışmasına katıldığı; 06/02/2014 tarihinde 10 oturumluk SAMBA 35 programı ile 2 oturumluk seminerin tarih ve saatleri kendisine bildirildiği halde, sanığın “11/03/2014 tarihli SAMBA 35 programının 1. oturumuna katılmaması” yükümlülük ihlali olarak kabul edilerek, 21/03/2014 tarihli uyarı yazısının aynı tarihte sanığa tebliğ edildiği, sanığın uyarı yazısının tebliğinden sonra, 25/03/2014, 08/04/2014 ve 22/04/2014 tarihli Samba 35 oturumlarına katıldığı, ancak 06/05/2014 tarihli 5. oturuma ve 20/05/2014 tarihli 6. oturuma katılmaması üzerine, bu husus, denetimli serbestlik tedbirinin uyarıya rağmen ikinci (2.) kez ihlali olarak kabul edilerek, 03/06/2014 tarihinde infaz dosyasının kapatıldığı, sanığın denetimli serbestlik dosyasına sunduğu mazeret dilekçelerinde ve mahkemedeki 25/11/2014 tarihli savunmasında, “taksi şoförü olduğunu, yükümlülüklerine uymaya çalıştığnı, ancak 06/05/2014 tarihinde otoban çalışması nedeni ile trafiğe takıldığı için belirtilen saatte görüşmeye katılamadığını, 20/05/2014 tarihinde ise çalıştığı taksi durağında başka taksi şoförü bulunmadığından, patronundan izin alamadığını, bir müşteriyi İstanbul Atatürk Havalimanı’na götürmek zorunda kaldığından saatinde görüşmede bulunamadığını” belirttiği anlaşılmakla; 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, TCK’nın 191. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendinde yer alan, “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır.” hükmü gereğince, somut olayda, sanığın denetimli serbestlik tedbirini yerine getirmekte istikrarlı davrandığı da dikkate alınarak, “ısrar” koşulunun oluşup oluşmadığı hususunun tartışılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, 5) İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarınca ele geçen uyuşturucu maddeden alınan tanık numunenin de müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,” nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.

5. Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.10.2020 tarihli ve 2020/398 Esas, 2020/940 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan, suç tarihi itibari ile lehe olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 10 ay hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve beş yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiş olup, söz konusu karar itiraz edilmeden 19.11.2020 tarihinde kesinleşmiştir.

6. Sanığın beş yıllık denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi üzerine, Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.01.2023 tarihli ve 2022/623 Esas, 2023/55 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan, hükmün açıklanması suretiyle, suç tarihi itibari ile lehe olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile hak yoksunluğuna hükmedilmiştir.

7. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanığın temyiz isteği özetle; 1. Suç işleme kastının bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine; 2. Cezanın ağır olduğuna, hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesi veya denetimli serbestlik tedbiri uygulanması gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

Dosya kapsamına göre, olay tutanağının içeriği ve sanığın savunması dikkate alındığında, sanığın içinde bulunduğu araçta ele geçen esrarı kullanmak için bulundurduğunun sabit olduğu, sanık hakkında öncelikle denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, söz konusu kararın infazı aşamasında, sanığın 11.03.2014 tarihli programa katılmaması nedeniyle uyarılmasına rağmen, 06.05.2014 ve 20.05.2014 tarihli oturumlara da katılmadığı, bu nedenle “ısrar” koşulunun oluştuğu; cezaların alt ve üst sınırlarına göre suç tarihinde yürürlükte bulunan 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önceki 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin birinci fıkrasının sanık lehine olduğu, buna göre yapılan uygulama sonucunda alt sınırdan belirlenen 1 yıl hapis cezası üzerinden, sanığın yargılamadaki

iyi hali gözetilerek takdiri indirim uygulandığı ve 10 ay hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, beş yıllık denetim süresi içerisinde 01.08.2022 tarihinde işlediği kasıtlı suç nedeniyle verilen mahkûmiyet kararının 20.10.2022 tarihinde kesinleşmesi üzerine 10 ay hapis cezasına ilişkin hükmün açıklandığı ve denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle hüküm açıklandığından, sanık hakkında 5237 sayılı Kanunun 50, 51 inci maddeleri ile 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı gerekçesiyle, sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE

A. Gerekçeli kararın başlık kısmında suç tarihinin “26.02.2013” yerine, maddi hata sonucu “27.02.2013” şeklinde gösterilmesi,

B. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının “bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası” olarak belirlendiği; hükümden önce yürürlüğe giren 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle 5271 sayılı Kanun’un başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan “Basit Yargılama Usulü” başlıklı 251 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun’un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresinin, aynı bentte yer alan “… basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre; “mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine

sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

C. Kabule göre de; sanık hakkında bozma öncesi kurulan hükümde, 5237 sayılı Kanunun 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca tespit edilen 10 ay hapis cezasının, aynı Kanun’un 50 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca “300 gün” adli para cezasına çevrilmesine; 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarına göre belirlenen 6.000,00 TL adli para cezasının aylık 10 eşit taksitler halinde ödenmesine karar verilmiş olması ve bu hükme yönelik aleyhe temyiz olmaması nedeniyle, bu hususun 1412 sayılı Kanun’un 326 ncı maddesinin son cümlesi uyarınca kazanılmış hak teşkil ettiği gözetilmeden, bozma sonrası kurulan hükümde; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı gereği uygulanan beş yıllık denetim süresi içerisinde sanığın, kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin on birinci fıkrası uyarınca, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin uygulanamayacağı gerekçesiyle 10 ay hapis cezasına hükmedilmesi

Nedenleriyle hükümde hukuka aykırılık görülmüştür.

V. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kocaeli 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 17.01.2023 tarihli ve 2022/623 Esas, 2023/55 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

14.06.2023 tarihinde karar verildi.