YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/15474
KARAR NO : 2011/2740
KARAR TARİHİ : 03.03.2011
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Davacı, 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık süresinin tespitini istemiştir.
Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4-(b) bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7. maddesindeki; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği olarak davanın yasal dayanağının 1479 sayılı Kanun olduğu belirgindir.
01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde “…kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler…”, “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.04.1979 gün ve 2229 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.
20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıtlı oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadır.
22.03.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikte ise, bu kez, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gerçek ve götürü usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlardan” gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemede de; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; “gelir vergisi mükellefi olanlar ile, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun olarak kayıt olanlar” sigortalı sayılmışlardır.
Somut olayda; davacı, marangozluk işi nedeniyle vergi kaydı, Keresteciler ve enkazcılar oda kaydı ile esnaf sicil kaydına dayalı olarak zorunlu Bağ-Kur sigortalılık niteliklerini taşımasına ve, 0840817909 sicil numarası ile zorunlu Bağ-Kur sigortalılık tescilinin yapılmasına rağmen, 28/07/2008 tarihli prim borçlarının yapılandırılması istemiyle Kuruma başvurduğunda tescil ve sigortalılığının bulunmadığının bildirilmesi üzerine, sigortalılık süresinin tespiti için iş bu davayı açmıştır.
Davacının, hangi tarihler arasındaki sigortalılık süresinin tespitini istediği dilekçe içeriğinden anlaşılamamaktadır. Mahkemece yapılması gereken öncelikle davacının dilekçesini açıklamasını sağlamak ve hangi tarihler için sigortalığının tespitinin talep edildiğini ortaya koymaktır.
Öte yandan, davacı 1997/6 ve 7. aylara ait 2 adet prim ödeme makbuzu ibraz etmiş, mahkemece geçerli tescil belgesi ve makbuz asıllarının ibraz edilmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Tescile ilişkin belge asılları ile prim ödeme makbuzlarının asıllarının Kurumun yedinde olması gerektiğinden hareketle davacıdan makbuz asıllarını sunması beklenemeyeceği gibi, prim ödeme makbuzlarının sahte olduğu iddia ediliyorsa, ispat külfetinin de davalı Kurumda olacağı açıktır.
Mahkemece, öncelikle yapılması gereken davacının hangi tarihler arasında sigortalılığının tespitini istediği hususunda dava dilekçesini açıklatmak, ilk prim ödemesinin tescil yerine geçeceği gözetilerek, tespiti istenen sürelerde yürürlükte olan mevzuata göre sigortalılık niteliklerini taşıyıp taşımadığını değerlendirdikten sonra sigortalılık süresini tespit etmek, sonucuna göre de; prim borçlarının yapılandırılmasına ilişkin talebi, 1479 sayılı Kanunun geçici 24 ve 25. maddeleri çerçevesinde değerlendirmektir.
Mahkemece, sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında inceleme yapılmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 03.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.