YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/8241
KARAR NO : 2009/15835
KARAR TARİHİ : 19.10.2009
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No :
Davacı, 01.03.2004 tarihinden itibaren malûllük aylığı bağlanmasına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde; Özürlülere Verilecek Sağlık Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde düzenlenen Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 15.11.2007 tarihli raporunda çalışma gücünün % 60’ını yitirdiği belirlenen davacıya; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 25. maddesinin geriye dönük olarak uygulanması gerektiği kanaatiyle 01.12.2007 tarihinden itibaren malûllük aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve davalı avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacının, 01.01.1988 – 31.12.1996 tarihleri arasında 2925 sayılı Kanun kapsamında, 01.10.1997 tarihinden itibaren 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduğu anlaşılmaktadır.
Davanın; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4-(b) bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 1. maddesindeki; “17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı, 02/09/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer ödenekler ile 08/02/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1. maddesine göre ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri uygulanır.” düzenlemesi ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği olarak davanın yasal dayanağının 1479 sayılı Kanun olduğu belirgindir.
1479 sayılı Kanunun 28. maddesi; “Bu kanunun uygulanmasında çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiği tespit edilen sigortalı malûl sayılır. Şu kadar ki, sigortalılığın başladığı tarihte malûl sayılacak derecede hastalık veya arızası bulunduğu önceden veya sonradan tespit edilen sigortalı, bu hastalık veya arızası nedeniyle malûllük sigortası yardımlarından yararlanamaz. Sigortalıların hangi hallerde çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirmiş sayılacakları, sağlık işlemlerine ilişkin yönetmelikteki esaslara göre tespit olunur.” hükmü öngörülmüştür. 1479 sayılı Kanunun 28. maddesinde yer alan “Şu kadar ki, sigortalılığın başladığı tarihteki” ibaresi “Şu kadar ki, bu Kanuna tabi sigortalılığın başladığı tarihteki” olarak 28.04.2000 tarihli ve 619 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilmiş, söz konusu Kanun Hükmünde Kararname Anayasa Mahkemesinin 26.10.2000 tarihli iptal kararıyla 08.08.2001 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmış; daha sonra, 4956 sayılı Kanunun 17. maddesi ile söz konusu ibarenin yeniden eklenmiş olması, anılan maddede yer alan “bu Kanuna tabi sigortalılığın başladığı” sözcüklerinden sadece …’a tabi çalışmanın değil, diğer … Kuruluşlarına tabi ilk defa çalışmaya başlamanın kabulünün … ilkelerine uygun düşeceği gözetilerek, yapılacak incelemede, davacının ilk defa 2925 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başladığı 01.01.1988 tarihinin esas alınması gerekir.
Mahkemece yapılacak iş; 1479 sayılı Kanunun 56. maddesinde öngörülen prosedür uyarınca Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde Adli Tıp Kurumundan, davacıdaki hastalık ve arazların 01.01.1988 tarihi itibariyle mevcut olup olmadığı, mevcutsa, malûl sayılmayı gerektirecek derecede bulunup bulunmadığı, şayet hastalık sonradan ortaya çıkmışsa, çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirip yitirmediği; yitirmişse, yitirdiği tarihe dair rapor almak, iş bu rapora tarafların itiraz etmesi halinde ise; Tıp Fakültelerinin konuya ilişkin anabilim dalı uzmanlarından oluşan kuruldan alınacak raporla bu itirazın değerlendirilmesini sağlamak ve 01.01.1988 tarihinden sonra davacının çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiğinin belirlenmesi halinde; 1479 sayılı Kanunun 29. maddesindeki malûllük aylığı bağlanması için diğer şartların oluşup oluşmadığı irdelenerek taleple bağlılık ilkeside gözetilmek suretiyle karar vermektir.
Öte yandan uyuşmazlığın çözümlenmesinde 5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 25. maddesindeki, “Sigortalının veya işverenin talebi üzerine Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca usulüne uygun düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbî belgelerin incelenmesi sonucu, 4. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60’ını, c) bendi kapsamındaki sigortalılar için çalışma gücünün en az % 60’ını veya vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünü kaybettiği Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalı, malûl sayılır.” düzenlemesinin geriye dönük olarak uygulanmasının mümkün olup olmadığı hususu üzerinde durma gereği de bulunmaktadır.
Bu yönde, kanunların geriye yürümesi veya yürümemesi konusunda mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak, toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta, kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için, öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre, gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralının istisnalarından birini, beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar oluşturmaktadır. Kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin kurallar yönünden de kanunların geriye yürümesi söz konusudur. Yargılama hukukunu düzenleyen kanunlar da, ilke olarak geçmişe etkilidir (Prof. Dr. …, Hukuk Başlangıcı, 14. Bası, Turhan Kitabevi, …, 2000, sh: 193-194; Prof. Dr. … …, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18.Bası, Turhan Kitabevi, … 2003, sh: 73).” (HGK 13.10.2004 t., 2004/10-528 E., 2004/533 K.)
Yapılan açıklamalar çerçevesinde; 01.10.2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 25. maddesi kapsamında gerçekleşen malûllük hallerinde anılan madde hükmünün uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gibi, yukarıda sıralanan istisnai durumlar kapsamında değerlendirme yapmanın da mümkün olmadığı; ancak, 5510 sayılı Kanunun 26. maddesinde düzenlenen sigortalılık süresi ve prim ödeme koşullarının gerçekleşmesi şartıyla ve malûllük aylığı başlangıcı kanun değişikliğini takip eden aybaşı olan 01.11.2008 tarihi olmak üzere 25. maddenin uygulanmasının mümkün olacağı bozma üzerine yürütülecek yargılama sürecinde göz önünde bulundurulmalıdır.
Kabule göre, 5502 sayılı Kanunun 36. maddesi gereğince davalı Kurumun harçtan muaf olduğu gözetilmeksizin bakiye karar ve ilam harcından sorumlu tutulmuş olması isabetsizdir.
Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı ve davalı avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 19.10.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.