Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2010/15562 E. 2010/15847 K. 02.12.2010 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2010/15562
KARAR NO : 2010/15847
KARAR TARİHİ : 02.12.2010

Mahkemesi :Erzurum İş Mahkemesi
Tarihi :14.07.2010
No :414-325

Dava, 01.01.1998 günü itibarıyla yeniden yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile aylıkların faiziyle birlikte tahsili istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi T.Ö. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Almanya’da geçirdiği süreler davalı Kurum tarafından 3201 sayılı Kanun hükümleri kapsamında sosyal güvenliği bakımından değerlendirilerek, tahakkuk ettirilen borçlanma bedelini ödeyip 506 sayılı Kanunun yaşlılık sigortası hükümlerine göre aylık tahsis başvurusunda bulunması üzerine kendisine 01.06.1997 tarihinden itibaren aylık bağlanan davacının yurda kesin dönüş koşulunu yerine getirmediği gerekçesiyle 1999 yılının Ocak ayında tesis edilen işlemle başlangıç günü itibarıyla aylığının iptal edildiği anlaşılmaktadır.
Davanın yasal dayanağı olan, Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında 3201 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinde; bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra yurda kesin dönüş yapanların kesin dönüş tarihinden itibaren ilgili sosyal güvenlik kurum ve kuruluşlarına yazılı istekte bulunarak ve yurt dışında geçen sürelerin tamamını veya dilediği kadarını döviz olarak ödemek koşuluyla borçlanabilecekleri, borçlanılan sürelerin ilgili sosyal güvenlik kanunlarındaki esaslar içerisinde değerlendirileceği belirtilmiş olup, anılan maddede yer alan ve borçlanma isteminde bulunabilmek için yurda kesin dönüş yapılması gereğini öngören bu düzenleme, Anayasa Mahkemesi’nin 12.12.2002 gün ve 2000/36 Esas – 2002/198 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş, söz konusu madde 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4958 sayılı Kanunun 56’ncı maddesiyle yeniden düzenlenerek halen yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının borçlanabilmeleri kabul edilip, borçlanma için yurda kesin dönülmüş olması koşulu öngörülmemiştir. Diğer taraftan; 3201 sayılı Kanunun 6’ncı maddesinin (A) bendi hükmü gereğince anılan şart, borçlanan ve borcunu ödeyen sigortalılara yaşlılık sigortasından aylık tahsisi için varlığını korumakta olup, bir başka anlatımla, borçlanmanın geçerliliği için yurda kesin olarak
dönme zorunluluğu bulunmayıp, kesin dönüş koşulu yerine getirilmeksizin yapılan borçlanmalar geçerli ise de, kesin dönüş yapılıncaya kadar borçlanma hukuken askıya alınmakta ve ilgiliye aylık bağlanamamakta, dolayısıyla, bu şart gerçekleşmeden bağlanan aylıklar yönünden Kurumun geri alım hakkı bulunmakta, giderek, aylığa, ancak kesin dönüş olgusunun gerçekleştiği tarihi izleyen ay başından itibaren hak kazanılmaktadır.
Önemle belirtilmelidir ki; özellikle Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararından sonra söz konusu koşulun, yurt dışında geçen ve belgelendirilen çalışma süreleri ile bu süreler arasında veya sonundaki işsizlik sürelerini borçlanan kişiler yönünden “yurt dışı çalışma ilişkisinin sona ermesi” olarak anlaşılması zorunlu olup, bu kapsamda Türkiye dışındaki bir ülkenin sosyal sigorta kurumundan, çalışmaya bağlı sosyal sigorta ödenekleri olan işsizlik ve hastalık yardımı alınması olgusu fiilen yurt dışında çalışma gibi değerlendirileceği gibi, sigortalıya malûllük, emekli/yaşlılık aylığı bağlanmış olması, yurda kesin dönüş yapıldığının karinesi niteliğinde bir olgu olarak kabul edilmelidir.
Diğer taraftan; 506 sayılı Kanunun VI. Bölümünü oluşturan 59 – 64. (dahil) maddelerinde uzun vadeli sigorta kolu niteliğindeki “Yaşlılık Sigortası” hükümleri düzenlenmiş olup, “Sağlanan yardımlar” başlığını taşıyan 59’uncu maddesinde, yaşlılık sigortasından sağlanan yardımlardan birinin sigortalıya yaşlılık aylığı bağlanması olduğu belirtilmiştir. Anılan Kanunun 60’ıncı maddesi “Yaşlılık aylığından yararlanma şartları”, 61’inci maddesi “Yaşlılık aylığının hesaplanması”, 63’üncü maddesi “Yaşlılık aylığı alanların yeniden çalışmaları” başlıklarını taşıdığı gibi, geçici 81’inci madde hükmünde “yaşlılık aylığı” ibarelerine yer verilmiş, 3201 sayılı Kanunun ”Aylık tahsisi ve aylığın başlama tarihi” başlıklı 6’ncı maddesinde de “aylık” sözcüğü kullanılmıştır.
Ayrıca; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388’inci maddesinin son fıkrasında; yargılama sonunda kurulan hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz yinelenmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, kuşku ve duraksama uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu belirtilmiş, 389’uncu maddesinde ise, mahkemece verilen karar ile iki tarafa yüklenen görev ve tanınan hakların kuşku ve duraksamaya yol açmayacak surette oldukça açık yazılması gerektiği yönünde düzenleme yapılmıştır.
Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında dava irdelendiğinde; özellikle davacı vekilinin, sigortalının 01.10.1999 tarihi itibarıyla emekli olduğu yönündeki beyanı da dikkate alınmak suretiyle Almanya’daki ilgili makamlarca düzenlenip tercüme edilmiş belgeler getirtilmeli, 01.01.1998 – 19.10.2009 (dava tarihi) dönemi yönünden yöntemince inceleme ve araştırma yapılarak yurda kesin dönüş koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği tüm açıklığıyla ortaya konulduktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi, kabule göre de;
a-) Hak edilen aylıkların yasal faiziyle birlikte tahsili yerine, devlet borçlarına ödenen en yüksek faiz uygulanmak suretiyle davalı Kurumdan alınması yönünde hüküm kurulması,
b-) Yargılama sonunda kurulan hükümde “yaşlılık aylığı” terimi yerine, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, 506 ve 3201 sayılı Kanunlarda yer almayan “emekli maaşı” kavramına yer verilerek, yukarıda anılan düzenlemelere aykırı ve hükmün yerine getirilmesi aşamasında kuşku ve duraksamaya yol açıcı nitelikte karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 02.12.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.