YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/20593
KARAR NO : 2013/12975
KARAR TARİHİ : 10.06.2013
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Dava, 30/09/2007 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler nedeniyle uğranılan Kurum zararının rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçe ile, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraflar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Kanunun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 26. maddesidir.
506 sayılı Yasanın 26. maddesine dayalı bu tür davalarda alınan kusur raporlarının 506 sayılı Yasanın 26., 4857 sayılı Yasanın 77. ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğünün 2 vd maddelerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.4857 sayılı Yasanın 77. maddesi; “İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar…” düzenlemesini içermektedir. Anılan düzenleme, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama
uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır.
İş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenip, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmalıdır.
Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır. Ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir. Bu hal; Kamunun yargıya olan güveninin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 53. maddesinde öngörülen kuralın da doğal bir sonucudur. Nitekim bu husus, Yargıtay’ın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.
Eldeki davada, mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda %60 oranında kötü tesadüfün rol oynadığı,%25 oaranında işveren şirket ve %16 oranında da sigortalının kusurlu olduğu beliritilmiştir. Ancak %60 kötü tesadüfün nedenleri yeterince açıklanmamıştır. Zira, işyerinde işgüvenliği ile ilgili tüm tedbirlerin alınmasına rağmen, kaza oluşmuşsa bu takdirde kaçınılmazlığın varlığından söz edilebilir. Raporda ise, böyle bir açıklık olmadığı gibi, böyle bir olayın sonucunun kısmen kaçınılmazlıkla açıklanması, günümüz teknolojisinde alınabilecek önlemlerin bulunduğu hallerde isabetli olamaz.
Diğer taraftan şirket temsilcisi hakkında açılan kamu davasına ilişkin yargılamada her ne kadar beraat kararı verilmiş ise de,bu kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmakla birlikte, Mahkemece yapılan yargılamada da olayın meydana geldiği yerin yakınında yer sarsıntısı meydana getirebilecek şekilde iş makinasının çalıştırılması nedeniyle, işverenin tehlike oluşturabilecek şekilde tahrik makinelerinin çalıştırılmasından sorumlu olup olmayacağı hususunda herhangi bir irdelemenin yapılmayarak karar verilmesi isabetsizdir.
Mahkemece ceza dosyasının celp edilerek, kesinleşip kesinleşmediği bu kapsamda davalı şirket temsilcileri hakkında kesinleşen kararların bulunup bulunmadığı araştırıldıktan ve ceza davasında kusurlu bulunarak mahkum olan, iş kazasının gerçekleşmesinde etkileri olduğu belirlenen gerçek kişilerin ihlal ettikleri iş güvenliği kuralları ile ihlal sonucuna bağlanan şahsi kusur oranları ile işveren şirketin kusur oranlarının ayrı ayrı belirlenmesi gereği gözetilmek suretiyle, yeniden iş güvenliği alanında ve kazanın meydana geldiği iş kolunda uzman bilirkişi kurulundan kusur raporu aldırıldıktan sonra tüm deliller dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
Kabule göre de, 506 sayılı Yasanın 92.maddesi uyarınca sigortalının hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler tablosunda gelirlerin yarıya indirildiği gerçeği karşısında, bu indirimin davalıların tazminle sorumlu olduğu ilk peşin sermaye değerli gelir miktarına yansıtılması gereği gözetilmeksizin karar verilmesi bozma nedeni sayılmamıştır.
O hâlde, taraf avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,10.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.