YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/21640
KARAR NO : 2013/19140
KARAR TARİHİ : 28.10.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, davalılar Kurum ve … Kağıt Ürünleri ve Basım San. Tic. AŞ. hakkında açılan davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar hakkında açılan davanın reddine karar vermiştir.
Hükmü, davalılardan Kurum avukatının temyiz etmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. “Prim Belgeleri” başlığını taşıyan 79. maddenin 10. fıkrasına göre; yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağı açıklanmıştır. Anlaşılacağı üzere, çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Söz konusu Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak düzenlenmiş olup, halen geçerliliğini korumaktadır. Buna göre; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Öte yandan, 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 3. maddesine göre, mecburi ilköğretim yaşı, çocuğun 14 yaşına girdiği yılın öğretim yılı sonunda biter. Yine dava konusu dönemde yürürlükte olan 1475 sayılı Kanun’un 78. maddesine göre, 16 yaşını doldurmamış çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamazlar.
Açıklanan yasal düzenlemeler çerçevesinde eldeki davada; hakalanlarını ilgilendirdiği için asıl işveren ve taşerona karşı birlikte dava açılması gerektiği dikkate alınarak, 17.05.2000 – 23.05.2005 tarihleri arasında geçen davacı çalışmalarının Kuruma bildirildiği 21055571 sicil nolu işyeri işverininin kim olduğu, davalı işverenlerle arasında organik/hukuki bir bağ bulunup bulunmadığı, davalı işverenler arasında organik/hukuki bağ olup olmadığı araştırılarak; işverenler arasında organik/hukuki bağ bulunması, başka bir deyişle kesintisiz çalışma söz konusu olması durumunda ilk işe giriş bildirgesi verilmesinden önceki davacı çalışmaları yönünden hakdüşürücü sürenin, çalışmanın sona erdiği yılın sonundan başlayacağı gözetilerek hakdüşürücü süre irdelemesi yapılmalı; hakdüşürücü süre olmadığı kanaatine varılırsa; 09.06.1976 tarihinde doğan davacının, yukarıda belirtilen yasal düzenlemelerde açıklanan dönemde; çalışmasının gerçekliği ve şekli ile süresinin ne olduğunun tespiti için, ilgili okul/okullardan araştırma yapılarak devam süresi belirlenmeli, gerektiğinde işverenin bordrolarında çalışmaları olan ve konu hakkında ayrıntılı bilgileri olan tanıklar dinlenmek suretiyle, dava konusu husus kuşku ve duraksamaya yer verilmeyecek şekilde araştırılarak deliller hep birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir.
Kabule göre; davacı, askerlik dönüşü işe başladığı tarihi 25.03.1998 olarak belirtmesine karşın, bu talebin aşılarak 20.03.1998 tarihinden itibaren çalışma tespitine karar verilmiş olması; harcın hangi davalıdan alınması gerektiği belirtilmeyerek infazda tereddüt oluşturulması ve 506 sayılı Kanun’un 78. maddesine aykırı olarak davaya konu bir kısım dönemlerde sigorta primine esas kazanç tutarları ve dönemlerinin yazılı şekilde hatalı yazılmış olması isabetsizdir.
O hâlde, davalı Kurum avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.