Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2012/25538 E. 2013/17782 K. 30.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/25538
KARAR NO : 2013/17782
KARAR TARİHİ : 30.09.2013

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Davacı, davalıya ait işyerinde 01.01.1986-31.12.1991 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını iddia ile bu sürelerinin sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir.
Mahkemece,davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü
sürenin geçtiğinden söz edilemez. Yukarıda sayılan belgelerin ve bu kapsamda işe giriş bildirgesinin süresi içerisinde kuruma verilmesinden önceki döneme ilişkin dönemler hak düşürücü süreye tabi olur ise de, sonraki süreler bakımından hak düşürücü süre söz konusu olmayacaktır.
Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde davaya konu somut olayda; Mahkemece, davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de; bu kararın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle verildiği anlaşılmaktadır.
Dosyadan, davalıya ait işyerinin 04.05.1982 tarihi itibari ile 506 Sayılı yasa kapsamına alındığı ve 20.06.1993 tarihinde kapsamdan çıkartıldığı, davacı adına kuruma 20.01.1986 tarihli bir işe giriş bildirgesinin verilmiş olduğu, hizmet döküm cetvelinde ise davalı işyerinden 1986 yılı ilk döneminde 60 günlük bir bildirimin bulunduğu, gelen dönem bordrolarından ise 01.01.1986-30.11.1986 tarihleri arasında davacı adına 1986 yılında 2. Dönemde 60 gün ve 3. Döneminde 45 günlük bildirimlerin mevcut olduğu anlşılmaktadır. Buna göre, davacı adına davalı işyerinden yapılan bildirimlerin her birinin yazılı delil olduğunun gözetilmemesi ve işyeri dosyasının davalı kurumdan getirtilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir. Diğer taraftan, 30.11.1986 tarihinden sonraki talebe konu dönem bakımından da mahkemece yapılan araştırma yetersizdir.
Mahkemece,her ne kadar dinlenen tanık beyanları ile davanın reddedildiği anlaşılmakta ise de, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı başka kimseler olup olmadığı araştırılmalı, aynı zamanda çalışılan işyerine komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler emniyet araştırması ve kurumdan sorulmak suretiyle saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, tespiti istenen dönemde davalı işyerinde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kaç saat ve kaç kişi ile çalışıldığı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, çelişkiler vaki olursa usulünce giderilmeli, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Yukarıda sayılan araştırma yapıldıktan sonra da, davacının çalışmasına yeterli sayılacak delil elde edilemediği takdirde ise, davacı adına yapılan yazılı bildirimler dikkate alınmak suretiyle bir karar verilmelidir.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 30.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.