YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/17476
KARAR NO : 2013/18023
KARAR TARİHİ : 01.10.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, geçirdiği trafik kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine yapılan yardımlardan ibaret Kurum zararının rücuan ödetilmesi istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Yasa’nın 63. maddesidir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 53’üncü maddesinde, hukuk mahkemesi hakiminin kusur belirlemesi yaparken ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ve ceza mahkemesinden verilen beraat kararı ile bağlı olmadığı, ceza mahkemesi kararının, kusurun takdiri ve zararın miktarının belirlenmesi konusunda dahi hukuk hakimini bağlamayacağı yönünde düzenleme yapılmış olup, anılan maddede hukuk hakiminin ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olduğuna ilişkin herhangi bir açıklık bulunmamasına karşın, öğreti tarafından ve uygulayıcı konumundaki yargı makamlarınca “maddi olgularla bağlılık” ilkesi benimsenmiştir. Bunun temelinde hiç kuşkusuz mahkemelere güven duygusu bulunmaktadır.
Somut olayda, temyiz edilmeksizin kesinleşen ceza dosyasında, sigortalının kullandığı motosikletin ışıklarının, olay sırasında yakılmadığını esas alan, sigortalıya 4/8, davalılardan İbrahim’e 4/8 kusur izafe eden kusur raporlarının esas alınarak davalılardan İbrahim’in mahkumiyetine karar verilmiş, işbu dosyada Emekli Trafik Müdürü ve Kusur Uzmanından alınan ilk raporda, davalı sürücü İbrahim’e %40, ışıklarını yakmadan araç süren sigortalıya % 40, motosiklet kullanım için yeterli olan A 2 sürücü belgesi sahibi olmayan sigortalıya araç sürdüren davalı işleten Yusuf’a %20 kusur izafe edildiği, hükme esas alınan kusur raporunda ise, kaza sırasında sigortalının kullandığı motosikletin ışıklarının yakılı olduğu kabul edilerek, davalı …’e % 100, sigortalıya ve sigortalının kullandığı motosikletin işleteni olan davalı …’un kusurlarının bulunmadığı rapor edilmiş, bu haliyle raporlar aradaki çelişki giderilmeksizin karar verilmiştir.
Yapılacak değerlendirmede, halledilmesi gereken ilk sorun, yukarıda belirtilen maddi olgulara bağlılığın kapsamının ne olması gerekeceğidir. Başka bir anlatımla ceza mahkemesinin kesinleşen hükümlülük kararında, öncelikle maddi olguların saptanması,bu olgulara bağlı olarak suç teşkil eden bir fiilin yada kusurlu hareketin var olup olmadığı,varsa kusurun derecesi ve bunun sonucunda doğan zarar miktarının ne olduğu söz konusudur. Saptanacak maddi olgulara göre ceza mahkemesince kusurun varlığı kabul edildiğinde “bu kusurun” suç teşkil edip etmeyeceğinin taktirinin, Ceza Hukukunun mesuliyete ilişkin esas ve ilkeleriyle yapılabileceği ortadadır.
Diğer taraftan saptanacak her kusurlu hareketin hukuki yönden suç teşkil ettiği de söylenemez. Giderek, ceza hukuku yönünden suç teşkil etmeyen “kusur” halinin genel anlamda Medeni Hukuk yönünden sorumluluğu gerektirebileceği de açıktır. Bu nedenle; hukuk hakiminin “…kusur mevcut olup olmadığına …” karar verebilmesi için ceza hükmü ile bağlı olmayacağı ilkesinin sebebi ortadadır. Bu ilkenin tabii sonucu olarak da kusur derecesinin takdiri ve bundan doğacak “… zarar miktarının tayini…” hususlarında da hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararı ile bağlı olmayacağı ilkesinin nedeni yasada kabul edildiği şekilde açıktır.
Ne var ki;ceza mahkemesi kendine has usuli olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir.Bu nedenle ceza mahkemesinde saptanacak maddi olayın yargısal bir kararla saptanmış olması gerçeğinin hukuk hakimini de bağlaması gerekir.Bu hal;Kamunun yargıya olan güvenin korunmasının bir gereği olduğu gibi, söz konusu Borçlar Kanununun 53.maddesinde öngörülen kuralında doğal bir sonucudur.Nitekim bu husus,Yargıtayın yerleşmiş ve kökleşmiş görüşleri ile de kabul edilmiş bulunmaktadır.Şu halde hukuk hakimi ceza mahkemesince saptanan maddi olaylarla bağlı olup orada belirlenen kusur oranlarıyla bağlı değildir.
Mahkemece, kusur oranlarının saptanmasından önce, maddi olayın ne şekilde oluştuğunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmiş olması gerekir. İhlal edilen mevzuat hükümleri belirlenirken, zararlı sonuçların önlenmesi için durum ve koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkatinde neler olduğunun eksiksiz bilinmesinde, kusur raporuna ve dava dosyasına yansıtılmasında yasal zorunluluk vardır.
Eldeki davada, mevcut raporlar arasındaki çelişkiyi giderecek biçimde rapor alınıp irdelenmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz görülmüştür. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Kabule göre ise; hükme esas alınan bilirkişi raporunda, sigortalıya ve davalı …’a kusur verilmediği, Mahkemece, davalı …, sigortalının kullandığı aracın işleteni olarak kabul edilerek hakkında hüküm kurulmuştur.
1479 sayılı Yasanın 63. maddesinin öngördüğü “diğer sorumlular” kavramı kapsamında, 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmünde ifadesini bulan tanım çerçevesinde, işleten sıfatına haiz olan, bir başka anlatımla; trafik sicilinde adına kayıtlı
bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile aracı, tehlikesi kendisine ait olmak üzere kendi nam ve hesabına işleten kişi, aracın sebep olduğu zararlardan sorumludur.
Kurumun rücu hakkının doğabilmesi için; öncelikle, davalı …’ın, rücu alacağından sorumluluğunun 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi kapsamında, “diğer sorumlular” kavramı çerçevesinde 2918 sayılı Kanunun 3. maddesi anlamında işleten sıfatına sahip bulunması, yani, trafik sicilinde adına kayıtlı bulunan araç üzerindeki fiili hakimiyet ile, aracın tehlikesi kendisine ait olmak üzere, kendi nam ve hesabına işletiyor olmasına dayandığı gözetilerek, davalının, 1479 sayılı Yasanın 63 ve 2918 sayılı Yasanın 36. maddesi kapsamında kusursuz sorumluluğunun bulunmadığı nazara alınarak, trafik kazasının vukuunda işleten davalı …’ın, kusuru bulunup bulunmadığı usulünce araştırılıp, değerlendirilmek suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, davalının işleten sıfatına müteakip kusursuz sorumluluğundan bahisle, eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..
O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 01.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.