Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2013/5869 E. 2013/14610 K. 28.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/5869
KARAR NO : 2013/14610
KARAR TARİHİ : 28.06.2013

…….

Dava, yaşlılık aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptali ile yersiz aylıklar nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemlerine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Her uyuşmazlık, dayandığı işlem veya olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yasal kurallara göre çözümlenmelidir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25’inci maddeleri, anılan kanun kapsamındaki Bağ-Kur sigortalılığı koşullarını ve bu sigortalılığa yasal karine sayılan olguları belirlemektedir. Zaman zaman anılan maddelerdeki değişikliklerle farklı kurallar öngörülmüş ise de; “kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma” …… sigortalılığının temel ve ön koşulu olarak varlığını korumuştur. Başka bir deyişle, belirtilen bu ana koşulun gerçekleşmesinden sonra diğer kural ve unsurlar değerlendirilebilir.
01.10.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24. maddesi ilk şekliyle, çalışma olgusunun gerçekleşmesi yanında, sigortalılığın oluşumu için, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu da aramıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 04.05.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229 sayılı Kanun, Bağ-Kur’lu olabilme yönünden, söz konusu 24. maddenin öngördüğü meslek kuruluşlarına kayıtlı olma koşulunu kaldırmış, sadece Kanunun temel ilkesi olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda, sigortalılığın oluşacağını yeterli görmüştür. Buna karşın, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanun bağımsız çalışanların sigortalı olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğünü öngörmüş, vergiden muaf olanların da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda yine sigortalı sayılacaklarını kabul etmiştir. 22.03.1985 yürürlük tarihli 3165 sayılı Kanun, sigortalılığa karine yönünden vergi kaydının, bu kaydın bulunmaması veya vergiden muaf olunması halinde, esnaf ve sanatkâr sicili veya
./..
-2-

kanunla kurulu meslek kuruluşu kayıtlarının esas alınacağını belirlemiştir. Bu arada, 04.10.2000 tarihinde yürürlüğe giren 619 sayılı KHK. İle vergi kaydı olanlar ile vergiden muaf olanlardan esnaf ve sanatkâr siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlar ……..sigortalısı kabul edilmiş ve anılan KHK. Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilerek, 08.08.2001 tarihinde yürürlükten kalkmıştır. Ancak bu defa 02.08.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4956 sayılı Kanunla düzenleme aynen korunmuştur.
Davacı; davalı Kurum tarafından sahte….. kaydına dayalı olduğu iddiasıyla bir kısım …… sigortalılığının ve bağlı olarak yaşlılık aylığının iptal edildiğinden bahisle yaşlılık aylığının iptaline ilişkin Kurum işleminin iptali ile yersiz aylıklar nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davalı Kurumun yaşlılık aylığını iptal işleminin Türk Medeni Kanununun 2’nci maddesindeki iyiniyet kurallarına uygun olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davacının oda kaydının sahte olduğunun ve bağlı olarak sigortalılık şartları bulunmadığının anlaşılması halinde aylığın kesilmesi haklı nedene dayanacağından, kusuru olmaksızın sahte belgelere istinaden işlem yapan davalı Kurumun iyiniyetli olmadığından söz edilemez. Bu nedenle; davacının sigortalılık şartları şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde araştırılmalıdır. Öncelikle; davacının sigortalılığına esas bilgi ve belgeler ile sigorta sicil dosyasının tümü celbedilmeli, sahte olduğu iddia edilen oda kaydının sıhhati yöntemince araştırılmalı, kayıtlarla birlikte davacının kendi nam ve hesabına bağımsız çalışma süreleri, prim ödemeleri tespit edilmeli, deliller hep birlikte değerlendirilerek davacının kendi nam ve hesabına çalışması ile sigortalılığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usûl ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı Kurum vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

……