YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/8237
KARAR NO : 2013/19210
KARAR TARİHİ : 28.10.2013
Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı vekiline bilirkişi incelemesi için gerekli masrafların yatırılması için kesin süre verilmiş, davacıya verilen kesin süre içerisinde gider avansının yatırılmadığı gerekçesi ile HMK’nun 120. maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
1-Dava 12.12.2002 tarihinde açılmış olup, davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda gider avansı alınmasına yönelik bir düzenleme mevcut değildir.
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nun 114/g maddesinde ise, gider avansı dava şartı olarak düzenlenmiştir.
HMK’nun harç ve avans ödenmesi başlıklı 120. maddesinde;
“(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.
(2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” hükmü getirilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “delil ikamesi için avans” başlıklı 324 maddesinde ise “ (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler.
(2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır.
(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir.
Anılan Kanun’un 325. maddesinde ise; “Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işlerde, hâkim tarafından resen başvurulan deliller için gereken giderlerin, bir haftalık süre içinde taraflardan birisi veya belirtilecek oranda her ikisi tarafından ödenmesine karar verilir. Belirlenen süre içinde bu işlemlere ait giderleri karşılayacak miktarda avans yatırılmazsa, ileride bu gideri ödemesi gereken taraftan alınmak üzere Hazineden ödenmesine hükmedilir.” hükmü yer almaktadır.
HMK.’un 120. maddesindeki gider avansı ile ilgili düzenlemenin 324. maddedeki delil ikamesi için avans kuralı ile birlikte değerlendirilmesi ve dava şartı olan gider avansının delillerin ikamesi dışındaki yargılama giderleri için dikkate alınması gerekir. Dolayısı ile delil ikamesi için alınacak avans ile dava şartı olan gider avansının birbirinde ayrılması, delillerin ikamesi için alınacak avansın gider avansı içinde yer almaması zorunludur. Tanık dinlenmesi, bilirkişi raporu alınması ve keşif gideri gibi delil ikamesine yönelik giderlerin gider avansı içinde değerlendirilmesi olanağı HMK.’un 324. maddesi düzenlemesi karşısında yoktur. Ayrıca, delil ikamesi avansının da ispat külfetine göre taraflara yükletilmesi gerekir. Diğer yandan örneğin resen hesap raporu alınacaksa giderin 325. maddesi kapsamında değerlendirilmesi isabetli olacaktır.
Tüm bu açıklamaların ışığında somut olaya gelince; 22.03.2012 tarihinde davacıya, gider avansını iki hafta içinde ikmal etmesi için kesin süre verilmesine karar verilmiştir. Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde ise, gider avansının verilen kesin sürede yatırılmaması nedeniyle, gider avansının yatırılmasının 6100 sayılı HMK’na göre, dava şartı olduğundan açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 12.12.2012 tarih ve 2012/9-1202 Esas, 2012/1218 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; uyuşmazlığa konu davanın 1086 sayılı HUMK zamanında açılmış bulunması, dilekçelerin teati aşamasının geçip, tahkikat aşamasına geçilmiş bulunduğu gözetilerek, bu aşamada, sadece HMK’nun 324 ve 325. maddeleri uyarınca delil avansı istenebilir.
2- Dava konusu olayda çözülmesi gereken diğer husus, davalıların suç sayılır hareketleri ile kurum alacağından sorumlu olup olmadıklarının tespiti yönünden bilirkişi incelenmesine gerek duyulup duyulmadığı, bir başka ifade ile bu yönde yapılacak değerlendirmenin genel ve hukuki bilgi niteliğinde olup olmadığı, buna bağlı olarak bilirkişi incelemesi için gerekli olan giderlerin yatırılması yönünde davacıya verilen kesin sürenin sonuçlarının söz konusu uyuşmazlıkta gözetilip gözetilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Hukuk Muhakemeleri Kanununun 266. (mülga HUMK 275) maddesi uyarınca “…Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”
Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun 63. maddesi olup, anılan madde de; “Üçüncü bir kimsenin suç sayılır hareketi ile bu Kanunda sayılan yardımların yapılmasını gerektiren bir halin doğmasında, Kurum, sigortalı veya hak sahiplerine gerekli bütün yardımları yapar.
Ancak, Kurum, yapılan bu yardımların ilk peşin değeri için üçüncü kişilere, istihdam edenlere, (…) ve diğer sorumlulara rücu eder. Bu kimselerin hak sahiplerine yaptıkları ödemeler dolayısıyla Kurumun zarara uğraması halinde, hak sahiplerine rücu hakkı saklıdır…” hükmü öngörülmüştür.
Kurum sigortalısı ….’in 17.11.2001 tarihinde çıkan kavgada öldüğü, olay nedeniyle Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesi 2009/87 Esas 2010/76 Karar sayılı ceza yargılamasının sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Mahkemece; kasten adam öldürmek suçunu kimin işlediği, sigortalının haksız davranışı nedeniyle olaya sebebiyet verip vermediği, olayda sigortalının da kusurunun olup olmadığı, bu hususun Borçlar Kanununun 53. maddesi uyarınca hukuk hakimini de bağlar nitelikte kesinleşmiş maddi olgu halini alıp almadığının tespiti ile ceza davasındaki tahrik indirimi oranına göre, Borçlar Kanununun 43. ve 44. maddeleri uyarınca, rücu alacağından da indirim yapılması gerektiği yönünde yapılacak bir değerlendirme, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken bir konudur. HMK’nun 266. maddesi hükmü gereğince bu gibi konularda bilirkişi incelemesine gidilemez. Bu nedenle de bilirkişi incelemesi için gerekli giderler yönünden verilen kesin sürenin sonuçları söz konusu uyuşmazlıkta gözetilemez.
Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.