Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2015/18111 E. 2015/21724 K. 08.12.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/18111
KARAR NO : 2015/21724
KARAR TARİHİ : 08.12.2015

Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
Mahkeme, ilâmında belirtildiği üzere davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacı ve davalı Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Dava, 5510 sayılı Kanun’un geçici 7/1’inci maddesi uyarınca, uygulama alanı bulan, mülga 506 sayılı Kanun’un 79/10 hükmü uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olay incelendiğinde; davacının davalı işyerinde 1985/Şubat- 2011/Ekim tarihleri arasında çalıştığını, davalı işyerinden kısmi bildirimler yapıldığı, bildirilmeyen sürelerin tespitine karar verilmesinin istenildiği, mahkemece, davanın kısmen kabulü ile davacının davalıya ait işyerinde 20.05.1985-13.09.2006 tarihleri arasında asgari ücretle ve aralıklı olarak toplam 1204 gün çalıştığı ancak bu çalışmalarından 248 gününün diğer davalı SGK’ya bildirilmediğinin tespiti ile fazlaya ilişkin istemin reddine karar verildiği görülmüştür.
Davacının hizmet cetveli incelendiğinde; 34698.45 sicil sayılı davalı işyerinden Davacı adına 20.05.1985-01.07.1985 tarihleri arasında 35 gün, 06.06.2000 -11.12.2000 tarihleri arasında 142 gün, 09.08.2001-30.11.2001 tarihleri arasında 30 gün, 05.04.2002-27.12.2002 tarihleri arasında 150 gün, 21.05.2003- 22.12.2003 tarihleri arasında 137 gün, 17.03.2004-01.12.2004 tarihleri arasında 159 gün, 12.04.2005-26.12.2005 tarihleri arasında 166 gün, 05.04.2006- 13.09.2006 tarihleri arasında 137 gün olmak üzere toplam 956 gün bildirimde bulunulduğu görülmüştür.
Mahkemece; 13.12.2006 tarihli ibraname ve bordo tanığı aynı zamanda davacının eşi ve kardeşinin beyanları birlikte değerlendirilerek, davacının 13.12.2006 tarihinde işten ayrıldığının kabulü ile dava tarihi itibariyle 2006 sonrası taleplerin hak düşürücü süreden reddine karar verilmiştir. Ayrıca, 1985/3-2000/1 tarihleri arasındaki dönem, 2001/1 dönem, 2003/1 dönem, 2005/1-2-3 dönem, 2006/1-2-3 dönemler yönünden de hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkeme gerekçesi incelendiğinde; davacının 17.08.2000, 09.08.2001, 05.04.2002, 21.05.2003, 12.04.2005 ve 05.04.2006 tarihinde işe girdiğini belirten işe giriş bildirgelerinde imzalarının olması karşısında, sürekli çalışma iddiasının hizmet döküm cetveline göre bildirimi yapılmayan sürelerde hakdüşürücü süre nedeniyle dinlenemeyeceği, bildirimi yapılan sürelerde ise hakdüşürücü süreden bahsedilemeyeceğinden eksik bildirilen sürelerde davacının imzasına havi bordro süreleri dışlanarak diğer süreler için tanık beyanları doğrultusunda tespit yapılarak karar verildiği belirtilmiştir.
Mahkemenin hükmü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir.
Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi, yada, çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
Davacının, davalı işyerinden 1985-2006 tarihleri arasında kısmi süreli bildirimleri bulunduğu anlaşılmakla, bu dönem yönünden hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle talebin reddine karar verilemez. Diğer bir husus ,hükme esas alınan, davacının “tüm hak ve alacaklarını aldığını“ beyan etmesi karşısında öncelikle bu ibranamenin davacı tarafından imzalanıp imzalanmadığı saptanmalı, hak düşürücü süreye ilişkin değerlendirme buna göre yapılmalı, bu ibranamenin davacı tarafından işten çıkışa dair verilmiş bir ibraname olduğu saptanamıyorsa dava talep edilen tüm devre yönünden incelenerek sonuca ulaşılmalıdır.
Dosyadaki tanık beyanları, mahkeme tarafından aynı şirketle ilgili hizmet davasına ilişkin kararlar hep birlikte değerlendirildiğinde; davalı işyerine ait fabrikanın kışın bakıma girdiği 1-2 aylık dönemde işçilerin dönüşümlü olarak çalıştığı, onun haricinde işyerinde tam ay çalışılmasına karşın sigorta bildirimlerinin eksik yapıldığı, bordroların okutulmadan imzalatıldığı, bordo ve belgeleri imzalamak istemeyenlerin işten çıkarılmakla tehdit edildikleri, elektrik tüketim ekstrelerinden işyerinde yılın on iki ayında faaliyetin kesintisiz sürdürüldüğü bilgilerinin bulunduğu anlaşılmıştır.
Mahkemece inceleme yapılırken de tarafların gösterdiği tanıklarla yetilmeyip, re’sen araştırma yapılarak aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile, bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; tanıkların beyanları arasında, varsa, çelişkiler giderilmeli; sigortalının kayıtlarda görünmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği, ya da, bildirim dışı kaldığı hususu yeterince araştırılmalı; çalışmanın varlığı ve süresi yöntemince araştırılmalı, toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırmayla, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı ve davalı Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 08.12.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.