YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10446
KARAR NO : 2021/12864
KARAR TARİHİ : 26.10.2021
Mahkemesi : İstanbul 20. İş Mahkemesi
Tarihi : 17/09/2020
No : 2019/84-2020/202
Davacı, Kurumca gönderilen ödeme emri nedeniyle Kuruma karşı borçlu olunmadığının tespiti ile ödeme emrinin iptalini istemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair karar verilmiştir.
Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi…tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Eldeki davada mahkemece verilen 15.10.2015 tarihli karar, bozma ilamı ile “….Eldeki davada ise, davacı adına düzenlenen bir ödeme emrinin bulunmaması ya da başlatılmış bir icra takibinin bulunmaması, yapılan bu tebligatın ödeme emri niteliğinde olmayıp borç bildirim yazısından ibaret bulunması karşısında, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunduğu ve menfi tespit davası olarak kabul edilip işin esastan karara bağlanması gerekirken, yazılı biçimde karar verilmesinin hatalı olduğu, davaya konu edilen 2012/28443 sayılı ödeme emrinin idari para cezasını konu edindiği anlaşılmakla, 5510 sayılı Yasanın 102’nci maddesi uyarınca başlamış olan itiraz prosedürünün bulunup bulunmadığı ile varsa buna ilişkin idare mahkemesinde açılmış bir dava olup olmadığı araştırılıp, idari para cezasının kesinleşmesi olgusu bekletici sorun yapılarak, inceleme yapılmalı ve sonucuna göre bir karar verilmesi…” gereğine işaret edilerek, bozulmuştur.
Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
Ayrıntıları Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2019 günlü ve 2015/10-3241 Esas, 2019/1325 K. Sayılı ilamında da belirtildiği üzere; mahkemece bozmaya uyulması sonucu artık bozma lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak doğmuş olur. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Eldeki davada ise, mahkemece, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, öncelikle menfi tespit istemine ilişkin olarak açılan bu davada, davaya konu edinen ve idari para cezası nedeniyle davacıya tebliğ edildiği anlaşılan ödeme emri bakımından, yasal dayanak olan 5510 sayılı Kanunun 102. maddesi gereğince, neticede bir cezai yaptırım olup, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu tüzel kişilik hakkında düzenlenmesi nedeniyle, temsil ve ilzama yetkili kişi sıfatı ile hareket edenlerin şahsen sorumlu tutulamayacağı dikkate alınmalı, buna göre, pirm borçlusu tüzel kişilik hakkında tanzim edilen idari para cezasını konu edinen ödeme emri bakımından, davacının şahsen sorumlu olmayacağı gözetilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Diğer taraftan, davacı eldeki davasını kurumca kendisine gönderilen borç bildirim belgelerine dayalı olarak ve menfi tespit istemine yönelik olarak açmış olduğundan, talebe uygun şekilde davacının borçluluk ve borçsuzluk durumlarının tespitine ilişkin bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine dair yazılı şekilde karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup,bozma nedenidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve yeniden bir karar verilmek üzere, hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 26.10.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.