YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/11452
KARAR NO : 2021/16725
KARAR TARİHİ : 28.12.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi
Dava, hizmet ve prime esas kazanç tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili ve fer’i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili, davacının 01.06.2010-26.08.2015 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde işletme müdürü olarak Kuruma bildirilen günler dışında çalıştığının ve sigortalılık başlangıç tarihinin 01.06.2010 olduğunun tespiti ile prime esas kazancının tespitini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalı şirket vekili, davalı şirketin %90 hissesinin davacının eşi dava dışı…’a ve %10 hissesinin davacının oğlu …’a ait olduğunu, davacı ile davalı şirket arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Fer’i müdahil Kurum vekili, çalışma iddiasının resmi belgelerle, prime esas aylık kazancının yazılı delillerle ispatlanması gerektiğini, bu hususta tanık dinletilmesine muvafakat etmediklerini, belirterek davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, bordro tanıklarının ortak beyanlarından davacının, davalı şirketin sahip olduğu … mevkiinde bulunan … Otel henüz faaliyete geçmeden önce dahi işlerin başında bulunduğu ve 01.06.2010 tarihinden itibaren genel müdür olarak çalışmaya başladığı, 11.08.2015 tarihinde bu görevinden azledilerek çalışmasının sona erdiği, anılan tarihler arasında geçen çalışmasının hizmet akdine tabi bir çalışma olduğu ve bu çalışmanın Kuruma bildirilmesi gerektiği, davacının hizmet döküm cetvelinde davalı işyerinden 16.06.2010-27.10.2010 tarihleri arasında Kuruma bildirilen spek tutarının aylık 2.500,00.TL olduğu, 2010 yılı aylık brüt asgari ücretin de 760,50.TL olduğu nazara alındığında, davacının Kuruma bildirilen ücretinin asgari ücretin 3,29 katına isabet ettiği, davacının spek tavan sınırı ile sınırlı olmak üzere anılan tarihler arasında asgari ücretin 3,29 katı brüt ücretle çalışmış olduğunun kabul edilmesi gerektiği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile; 1- Davacı 11077284606 TC kimlik numaralı …’ın, davalı …Gıda Tur. İnş. Taah. İçecek Mad. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne ait “Otel İşletmesi” mahiyetli işyerinde 01.06.2010 tarihinde çalışmaya başladığı, 01.06.2010 ile 11.08.2015 tarihleri arasında sürekli ve kesintisiz olarak 1871 gün çalıştığı, 132 günlük çalışmasının kuruma bildirildiği, 1739 günlük çalışmasının bildirilmediğinin tespitine,
2- Davacının spek tavan sınırı ile sınırlı olmak üzere anılan tarihler arasında asgari ücretin 3,29 katı brüt ücretle çalışmış olduğunun tespitine, karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Dava, hizmet süresi ile prime esas gerçek ücretin tespitine ilişkindir.
Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek için ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir (TTK m. 540, 541). Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Ancak limited şirket ortağı olmayan, ancak müdür olarak atanan kişi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547/1 maddesi kapsamında ticari temsilcidir. Ticari temsilciyi, Kanun “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir (TBK md. 547/I)” olarak tanımlamıştır. Ticari temsilci ve tacir vekilin temsil yetkilerinin sona ermesine ilişkin EBK md. 456, TBK md. 554 hükümlerinde, taraflar arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği öngörülmektedir.
İş Yasası ve 5510 sayılı Yasa’da “hizmet akdinin” tanımı yapılmamış olup, Borçlar Kanunu’nda hizmet akdinin tanımı; “hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayrimuayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder.” şeklinde yapılmıştır. Bu tanıma göre hizmet akdinin unsurları, ücret, zaman ve bağımlılık koşuludur. Ancak 5510 s. kanun dikkate alındığında, “ücretin” sigortalı sayılmanın koşulu olmadığı, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarının sigortalılık için yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Bağımlılık, sigortalının, kendisine verilen işi işverenin emir ve talimatı altında yapmasıdır. Sigortalı, işe başladığı andan itibaren işverenin buyruğu altına girer ve bu nedenle işyerinde konulan tüm kurallara ve önlemlere uymak zorundadır. Hizmet akdi ile istisna, vekalet, hatta taşıma akitleri uygulamada bazen karıştırılabilmektedir. Bu gibi durumlarda, olayın tüm özellikleri göz önünde tutularak, tarafların gerçek amaçlarını araştırmak ve hangi yoldan ne gibi maksadın gerçekleştirilmek istendiğini saptamak gerekir. (Yargıtay … Hukuk Dairesi 2016/5390 Esas, 2017/6819 Karar sayılı ilamı)
Davacının davalı limited şirkette ihtilaf konusu dönemde ortaklığı bulunmaksızın şirket müdürü olarak görev yaptığı, şirket tarafından işletilen otel işyerinde de aynı sıfatla işleri yürüttüğü anlaşılmakla, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında, dosyada toplanan deliller ve tanık beyanları gözetildiğinde şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğu, hizmet akdinin yasal unsurlarının somut olayda gerçekleştiğinin ispat edilemediği , davanın reddine karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı belirgindir.
6100 sayılı Kanun’un 355. maddesinde yer alan incelemenin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak, kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bunun kendiliğinden gözetileceği yönündeki düzenleme çerçevesinde yapılan incelemede, istinaf yoluna başvuran davalı şirket vekili ile fer’i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin dilekçelerinde yer verdiği itirazların yukarıda sıralanan gerekçeler ışığında yerinde olduğundan başvurunun kabulüne, yargılamada eksiklik bulunmamakla birlikte, değinilen konuda kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gereksinim duyulmadığı anlaşıldığından HMK 353/1-b.2. maddesi gereğince belirlenen aykırılık düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur.
HÜKÜM : A-) 1- Davalı vekili ile fer’i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin istinaf talebinin kabulüyle; … İş Mahkemesi’nden verilen 23/01/2020 tarih, 2016/175 Esas ve 2020/67 Karar Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına,
2- Davanın reddine,
3-Alınması gereken 54,40 TL harçtan peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 25,20 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4- Davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
5- Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
6- 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
B-) 1- Davalı tarafından karşılanan, 203,00 TL istinaf harç gideri ile 60,50 TL istinaf kanun yolu yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
3- Fer’i Müdahil SGK Başkanlığı tarafından karşılanan istinaf kanun yolu yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
4- 6100 sayılı Kanun’un 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımlarının karar kesinleştiğinde kendilerine geri verilmesine,
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ
Davacı vekili, davacının davalı işyerinde ortaklık sıfatı bulunmaksızın otel müdürü sıfatıyla fiilen çalıştığını, davacıya verilen yetkinin hizmet ilişkisinden kaynaklandığını belirterek, hatalı verilen kararın temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79. ve 80. maddeleridir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.
Bilindiği gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 502. Maddesinde vekalet akdi, “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.” şeklinde tanımlanmış olup bu tanıma göre; vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır. Vekalet akdinde bir tarafta vekil, diğer tarafta iş sahibi vardır. Vekil, sahibine ait işin idaresini, bir hizmetin görülmesini üzerine alan kişi olup vekilin, hizmetin görülmesindeki bağlılığı, hizmet akdinde olduğu gibi zorunlu değildir. Vekalet akdinde ücret kanunen şart olmayıp, sözleşme veya teamül varsa, vekil ücrete hak kazanabilir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda ve 1475 sayılı İş Kanununda hizmet akdinin tarifi yapılmamış olup 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4’üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır. Bununla birlikte hizmet sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanununun 393 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir.
Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve yukarıda açıklanan zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği çalışmaya başlanması ile edinilir.
İnceleme konusu somut olayda, 21.06.2010 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği üzere, davacının şirket ortakları tarafından 12.05.2010 tarihli toplantıda alınan kararla ortak dışı şirket müdürlüğüne getirildiği, münferit temsil ve ilzam yetkisi verildiği, yine 26.08.2015 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği üzere, davacının 11.08.2015 tarihli Genel Kurul’da azledildiği, tüm dosya kapsamından, davacının hizmetlerinin tespitini talep ettiği dönemde genel müdür sıfatıyla çalıştığı ihtilafsız olup, bu faaliyetini şirket emrinde sürdürdüğü, zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği, davalı şirket tarafından davacıya verilen bir vekaletname bulunmadığı, davacının yerine getirdiği işlerin görevi gereği olduğu, kaldı ki davalı şirket bakımından aradaki ilişki vekalet akdi ilişkisi olarak kabul edilse dahi söz konusu işlerin davacı bakımından yerine getirilmesi ve davacı yönünden hizmet akdi olma niteliğini ortadan kaldırmayacağı anlaşılmakla, mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme sonucu, aradaki çalışma ilişkisinin vekalet akdi olduğu belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Ayrıca davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 E., 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır.
Ücret miktarı HMK’nun geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK 288. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları gibi delillerle sigortalının imzasını taşıyan ücret bordroları veya hizmet sözleşmesinde yazılı olan ücretin gerçek olmadığı kanıtlanabilir.
Yazılı delille ispat sınırın altında kalan miktar için yine HMK’nun geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK’nun 289. maddesi gereğince tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür.
Eldeki dosyada, ücrete yönelik olarak bu ilkeler kapsamında araştırma yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi…. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28/12/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.