YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2042
KARAR NO : 2021/6606
KARAR TARİHİ : 20.05.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
No : 2018/1250-2020/274
İlk Derece
Mahkemesi : … 14. İş Mahkemesi
No : 2016/262-2018/83
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1) DAVACININ İSTEMİ:
Davacı vekili, davacının 1996 yılı Haziran ayı başından itibaren davalıya ait nakliye firmasında çalışmakta iken, 2000 yılında askere alınarak 18 ay işe ara verdiğini, 2002 yılının 6. ayında tekrar davalının yanında çalışmaya başladığını, 2006 yılında ehliyetinin elinden çıkması neticesi 3 yıl kadar davalıya ait işyerindeki çalışmalarına ara verdiğini, 2009 yılının Nisan ayında tekrar davalının yanında şoför olarak çalışmaya başladığını ve sürekli hayvan yemi nakliyesi yaparak 2014 yılının Nisan ayına kadar kesintisiz çalıştığını, ancak davalı tarafça sigortalı yapılmadığını beyanla, davalıya ait işyerinde 1996 yılı Haziran ayı başından (aradaki giriş çıkışlar hesaplanmak suretiyle) 2014 yılı Nisan ayına kadar geçen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
2) DAVALILARIN CEVABI :
Davalı … vekili; davacının iddiasının doğru olmadığını, davada 506 sayılı Yasanın 79.maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin söz konusu olduğunu, davacının müvekkilinin yanında çalışmadığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının müvekkilinin zaman zaman bazen de sıkça görüştüğü bir arkadaşı olduğunu, müvekkilinin bazen ihtiyaç duyduğu zamanlarda davacıyı yevmiye usulü 1-2 gün çalıştırdığının da olduğunu, davacının bildirdiği tarihlerde henüz 18 yaşını dahi doldurmadığından, o dönemde müvekkilinin yanında çalışmasının mümkün olmadığını, davacının hangi iş ile ilgilendiğini ve hangi bölümde çalıştığını hususlarının da dava dilekçesinde belirtmediğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Fer’i müdahil Kurum vekili; davada 506 sayılı Yasanın 79.maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin söz konusu olduğunu, davacının diğer davalıya ait işyerinde 1996/Haziran ayından itibaren hayvan yemi nakliyesi işinde çalıştığını iddia etmekte ise de, çalışmaya başladığını iddia ettiği tarihte 16 yaşında olup, sürücü belgesi sahibi olamayacağı gibi, ehliyetsiz olarak araç kullanamayacağını, ayrıca tespitini istediği tarihler arasında başka işverene ait işyerinde geçen ve çakışan çalışmalarının bulunduğunu, davacının iddiasını yazılı belgeler bağlamında somut ve inandırıcı delillerle kanıtlaması gerektiğini ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3) MAHKEME KARARLARI
A) İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI :
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının 1996 yılı Haziran ayından itibaren, askerlik süresi ve ehliyetinin geri alındığı süreler dışında 2009 yılı Nisan ayına kadar sigortalı çalışma iddiasının 506 sayılı Yasanın 79/10. ve 5510 sayılı Yasanın 86/9. maddelerinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin müruru nedeniyle, 2009 yılı Nisan ayından 2014 yılı Nisan ayına kadar kesintisiz çalışma iddiasının ise dosya kapsamına göre benimsenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair karar verilmiştir.
B) BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİNİN KARARI :
Bölge Adliye Mahkemesince, davanın açıldığı tarih dikkate alındığında 23/04/2010 tarihinden önceki sigortalı çalışma iddiasının 5510 sayılı Yasa’nın 86/9 maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süre nedeniyle dinlenemeyeceği, 23/04/2010 tarihinden sonraki çalışmalarına ilişkin olarak herhangi bir yazılı belge sunulmadığı, davacı tanığı …’ın davalı işyerinden en son 13/09/2010 tarihinde işten ayrıldığı gözetildiğinde; davacının 13/09/2010 tarihinden sonra da çalıştığına dair somut tanık beyanları bulunmadığı, Emniyet Müdürlüğü’nün yazısı ile davacı hakkında davalıya ait 35 PAZ 42 plakalı kamyonu kullanırken 10/08/2006 tarihinde ve başkasına ait … plakalı aracı kullanırken 23/04/2008 tarihinde trafik para cezası tutanağı düzenlendiği anlaşılmakla, kaza evraklarının getirtilmesinin dosyaya ayrıca bir katkı sağlamayacağı belirtilerek; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
C) TEMYİZ TALEBİ :
Temyiz kanun yoluna başvuran davacı vekili, yerel mahkemece tanıkların yeteri kadar ve ayrıntılı olarak dinlenilmediğini, yargılama aşamasında tanık beyanlarının davayı aydınlatacak şekilde elde edilemediğini ve talebin soyut anlatımlara dayandırılarak reddedildiğini, davacı adına yazılan trafik cezalarının Emniyet Müdürlüğü’nden celp edilmediğini, kolluk araştırması yapılarak davalı yan nezdinde çalışan bordro tanıkları re’sen çağrılarak dinlenmediğini, yine aynı şekilde kolluk araştırması yapılmadığını ve komşu iş yerlerinde davacının çalıştığı döneme ilişkin tanıkların araştırılmadığını belirterek; ilk derece mahkemesi kararının bozularak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
D) DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa’nın 79/10. ve 5510 sayılı Yasa’nın 86/9. maddeleri olup, anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
Hizmet tespiti davalarının amacı, hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir.
Öte yandan yönetmelikle belirlenen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları, Kurumca saptanamayan sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilâm ile kanıtlayabildikleri takdirde, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının göz önünde bulundurulacağı açıklanmış olup, anlaşılacağı üzere çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. Buna göre; ilgili kişi hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmediği, düzenlenmesine karşın yasal hak düşürücü süre içerisinde Kuruma verilmediği, sigortalılık bildirimini içeren dönemsel sigorta primleri bordrosunun/aylık prim ve hizmet belgesinin hazırlanmadığı veya anılan süre içerisinde Kuruma teslim edilmediği, sigorta priminin Kuruma yatırılmadığı, çalışmanın varlığı yönünde Kurum görevlilerince herhangi bir saptamanın söz konusu olmadığı durumlarda, hizmetin varlığını ileri süren kişilerin hak düşürücü süre içerisinde yargı yoluna başvurması zorunludur. Söz konusu hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
Eldeki davada; 10/04/1980 doğumlu davacının dava dilekçesi ile üç ayrı devre olarak, 1996 yılı Haziran ayından askerlik döneminin başladığı 21/08/2000 tarihi arasında ilk dönem, askerlik sonrası 2002 yılının Haziran ayından 10/08/2006 tarihine kadar ikinci dönem, 2009 yılının Nisan ayından 2014 yılının Nisan ayına kadar üçüncü dönem çalışmasının bulunduğunu beyan ederek, anılan dönemlerdeki hizmetlerinin tespitinin istenildiği anlaşılmakla, davacı tarafça tespiti talep olunan ilk iki dönem yönünden davalı işyerinden işe giriş bildirgesi verilmediği, sigorta bildiriminin yapılmadığı, davacının davalı işyerinde çalıştığına ilişkin kurum tarafından herhangi bir tespit yapılmadığı hususları ile dava tarihi bir arada değerlendirildiğinde davacının davalı işyerinde geçtiğini iddia ettiği birinci ve ikinci dönemdeki çalışmalarının tespiti yönündeki talebinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair mahkeme kararı yerinde olup, davacının üçüncü çalışmasının bulunduğunu iddia ettiği 2009/Nisan-2014/Nisan tarihleri arasındaki eylemli çalışma olgusu hakkında ise yeterli ve gerekli bir araştırmayla sağlıklı bir biçimde belirleme olmadan davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Gerçekten de dosya arasında davalı işyerine ait bordrolar bulunmamaktadır. Yerel Mahkemece bu hususta araştırma yapılmaksızın taraf tanıklarının beyanları ile yetinilmiş, dinlenen davacı tanıklarından …’ın, davalı …’e ait olduğu anlaşılan … sicil numaralı işyerinde 24/03/2007-01/06/2007 ve 07/05/2009-13/09/2010 tarihleri arasında çalışması bulunmakta ise de; söz konusu tanığın beyanlarının davacı tarafın talep ettiği üçüncü dönem çalışma süresi bakımından hüküm kurmaya elverişli olmayıp, bunun dışında 2009/Nisan-2014/Nisan tarihleri arasında çalışması bulunan başka tanık da dinlenmemiştir.
Somut olayda; öncelikle 2009/Nisan-2014/Nisan arası dönem bordroları kurumdan eksiksiz celp edilerek, kanaat edinmeye yetecek kadar bordro tanıkları resen belirlenerek dinlenmeli, beyanlar arasında çelişki var ise giderilmeli, yeterli görülmediği takdirde, çalışmanın geçtiği iddia edilen işyerine komşu işyerleri ile bunların bordrolu tanıkları tespit edilip beyanlarına başvurulmalı, ayrıca davacının davalı nezdinde yük taşıma işi ile uğraştığı nazara alınarak davacı taraftan yük teslimi yapılan işyerleri sorularak, tespit edilecek bu işyerlerinde çalışması bulunan işletme sahiplerinin/çalışanlarının beyanlarına da başvurulmak suretiyle varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak, ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı tarafa iadesine, dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20/05/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.