Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2020/2663 E. 2021/16219 K. 16.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2663
KARAR NO : 2021/16219
KARAR TARİHİ : 16.12.2021

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, dava dışı sigortalıya yapılan tedavide kullanılan tıbbi malzemelerin Sut dışı kalan bakiye fatura bedelinin tahsili talebiyle başlatılan icra takibine konu alacaktan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Mahkemece uyulan bozma ilamında “Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 24.11.2009 tarihli fatura bedeli olan sigortalıya yapılan tedavide kullanılan tıbbi malzeme bedelinin bir kısmının karşılanmaması üzerine bakiye bedelinin tahsili talebiyle başlatılan icra takibine, davacı Kurum tarafından süresinde itiraz edilmemesi sebebiyle takibe konu borçtan dolayı sorumlu olmadığı yönündeki menfi tespit istemli davanın 5510 sayılı yasanın 63. ve devamı maddeleri kapsamında değerlendirilip çözülmesi gerektiği” belirtilmiştir.
Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılama sonucunda,… Noterliğinin 20/11/2009 tarihli Vekaletnamesinin incelenmesinde, …’un …’ı vekil olarak tayin ettiği, vekaletnamenin 20.05.2010 tarihine kadar süreli olarak verildiği, …’un 24.12.2009 tarihde vefat ettiği, davalının dava dışı …’dan aldığı 20.11.2009 tarihli vekaletnameye istinaden davacı kurum hakkında …. İcra Müdürlüğünün 2014/12294 takip numaralı dosyası ile 02.12.2014 tarihinde icra takibine geçildiği, takip tarihinden önce vekalet veren …’un vefat ettiği, ayrıca davalının vekaletname süresinin dolmasından sonra davacı kurum hakkında icra takibi yapıldığı, bu şekliyle alacaklının takip yapma yetkisinin bulunmadığı anlaşılmakla, davacının … İcra Müdürlüğünün 2014/12294 esas sayılı icra takibine konu alacaktan dolayı, davalıya borçlu olmadığının tespitine, takibin kötü niyetli yapıldığı anlaşılmakla, asıl alacağın %20 oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatı yoksa, davanın esası hakkında bir karar verilemez; dava, sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Görüldüğü üzere, taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def’i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir itiraz niteliğindedir (Hukuk Genel Kurulu’nun 18.04.2007 gün ve 2007/5-233 E., 2007/221 sayılı Kararı.).

Borçlar Kanununda düzenlenen alacağın temliki, ister sözleşmeye, ister kanun hükmüne yada yargı kararına dayansın, üçlü ilişkiye dayanan hukuki bir yapıyı ifade eder. Yasa, temlik için yazılı şekil şartını yeterli görmektedir. Alacaklı, bir borç ilişkisinden doğan alacağını üçüncü bir kişiye (temlik alan/temellük edene) devretmekte, alacak, temlik edenden üçüncü kişiye geçerken borç ilişkisinin aktif süjesi değişmekte, temlik eden borç ilişkisinden çıkarak onun yerine alacaklı sıfatıyla, alacağı devralan üçüncü kişi geçmektedir.
Temlik, mevcut bulunan bir alacağın varlık ve tutarını üçüncü kişiye aktaran bir işlem olup, yeniden borç doğurmaz (Yargıtay 4. HD. 13.4.1972 gün ve 1976 E-3333 K.)
Temlik ile birlikte üçüncü kişi, alacağı tamamen veya kısmen, alacaklı ile borçlu arasındaki borç ilişkisinin koşullarıyla iktisap etmektedir. Burada değişen sadece borç ilişkisinin tarafı (süjesi) olup, konusu (objesi) değildir (A.Kılıçoğlu-Borçlar Hukuku, 4. Bası, Syf.596 vd.)
Alacaklı, alacağını üçüncü kişiye olan borcunu ifa amacıyla temlik edebileceği gibi, borçludan olan alacağını tahsil amacıyla da temlik edebilir. Alacağın bir ivaz karşılığında temlik edilmesi halinde Yasa temlik edene bir garanti (sağlama, tekeffül) borcu yüklemektedir. Temlik eden, her şeyden önce alacağın temlik zamanındaki varlığından sorumlu bulunmaktadır. Alacağın tahsil amacıyla temlik edilmesi halinde de temlik edene bir garanti borcu öngörülmüştür.
Temellük eden (üçüncü kişi), borçluya karşı, alacağın kendisine temlik edildiğini ve alacağın varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Üçüncü kişi bunu ispat edebilmek için, alacaklının elinde bulunan ve alacağın varlığını gösterir bilgi ve belgelere dayanabilecektir. Üçüncü kişi ile borçlu arasındaki ilişki, alacaklı ile borçlu arasında borcun doğumuna yol açan borç ilişkisine dayanmaktadır.
Borçlu, temliki öğrendiği zaman temlik edene karşı haiz olduğu defileri üçüncü kişiye karşı da ileri sürebileceği gibi, alacak hakkının doğumunu önleyen olaylarla, alacak hakkını ortadan kaldıran olayları da itiraz olarak ileri sürebilir. Borçlunun ileri sürdüğü itirazlar sabit olduğu takdirde, yapılan temlik işlemi geçerli olmayacaktır.
Bir diğer ifadeyle, temlike rağmen borç ilişkisinin, özellikle sözleşmenin aktif süjesi olarak (temlik eden) alacaklı sıfatını korumakta, bu nedenle de, borçlunun borç ilişkisiyle ilgili irade beyanlarının muhatabı, temlikten önce olduğu gibi temlikten sonra da alacağı temlik eden ilk alacaklı olmaktadır.
Somut olayda ise, dosya içeriğine göre, tıbbi cihazların temin edildiği sigortalı tarafından davalı şirket sahibine verilen vekaletname bulunduğu ve alacağı temlik ettiği anlaşılmakta olup, Mahkemece, davanın 5510 sayılı Yasanın 63. ve devamı maddeleri kapsamında değerlendirilip çözülmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, 16.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.