YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/10363
KARAR NO : 2022/16326
KARAR TARİHİ : 20.12.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
No :
Dava, iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekillerinin istinafı üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince verilen karar davalı vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 18.06.2015 tarihli iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere geçici iş göremezlik zararı olarak 50,00 TL, sürekli iş göremezlik zararı olarak 50,00 TL, tedavi gideri olarak 50,00 TL ve bakıcı gideri olarak 50,00 TL olmak üzere toplam 200,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. Talep artırım dilekçesiyle geçici iş göremezlik zararı istemini 1.433,31 TL, sürekli iş göremezlik zararı istemini105.104,70 TL, tedavi gideri istemini 1.990,79 TL ile bakıcı gideri istemini 2.518,20 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin iş sağlığı ve güvenliği alanında önlemleri aldığını, davacının müvekkil şirketten 15 yıllık sigortalılık süresini tamamlamış olması gerekçesiyle emekli olmak için 24.02.2016 tarihinde ayrıldığını ve kendisine kıdem tazminatı dahil olmak üzere yasal tüm haklarının ödendiğini, dava konusu kazanın gerçekleştiği tarih olan 18.06.2015 tarihinden 8 ay sonra işten başka bir talepte bulunmaksızın kendi isteğiyle ayrıldığını, müvekkilinin herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, kazanın davacının kendi kusuru sonucunda meydana geldiğini, sürekli iş göremezliği veya kalıcı maluliyetinin bulunmadığını, 61 günlük istirahatinin ardından işten ayrılıncaya kadar müvekkili şirkette çalışmaya devam ettiğini, müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını belirterek haksız ve usulsüz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi kararında özetle; “davacının 15.02.2018 tarihli SGK Sağlık Kurulu kararına göre 18.06.2015 tarihinde davalı bünyesinde çalışırken geçirdiği iş kazası sonucu %18,2 oranında malul kaldığı, SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 04.09.2018 tarihli inceleme raporu ile uyuşmazlık konusu kazaya ilişkin davalı şirketin %90 oranında, davacı …’nın %10 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, iş kazasında tarafların kusur durumlarının tespiti amacıyla mahkememizce makine mühendisi iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine tanzim ettirilen 08.09.2019 tarihli kusur raporu ile 14.02.2020 tarihli bilirkişi heyeti kusur raporunda iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin %70 oranında, davacının %30 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, anılan kusur raporlarının birbirini teyit ettiği, taraflara izafe edilen kusur oranlarının örtüştüğü, raporların kazanın meydana geliş şekline ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmış, anılan kusur raporlarının hükme esas alınması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Davacının maddi zararının hesaplattırılması amacıyla mahkememizce tanzim ettirilen 20.05.2020 tarihli hesap raporunda, davalının kusur oranı karşılığı sorumlu olduğu geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararın 1.433,31 TL, sürekli iş göremezlik dönemi maddi zararın 105.104,70 TL olduğunun tespit edildiği, adli tıp uzmanı bilirkişi tarafından tanzim edilen 14.10.2020 tarihli hesap raporunda bakıcı gideri zararının 2.518,20 TL, tedavi gideri zararının 1.990,79 TL olduğunun tespit edildiği, 14.10.2020 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen bakıcı gideri zararı ve tedavi gideri zararı tutarlarının kusur oranında paylaştırılması gerektiği, %70 işveren kusuru karşılığı hükmedilebilecek bakıcı gideri zararı tutarının 1.761,74 TL, tedavi gideri zararının ise 1.393,55 TL olduğu, maddi tazminat miktarlarının ödenmesinin davalıyı zor durumda bırakacak fazlalıkta olmadığı anlaşılmış, tedavi gideri ve bakıcı giderinden kaynaklı maddi tazminat talebinin davalı işverenin kusuru karşılığı kısmen kabulüne, geçici ve sürekli iş göremezlikten kaynaklı maddi tazminat talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davacının manevi tazminat talebine ilişkin yapılan değerlendirme sonucunda ise; kaza tarihi, kazanın oluş şekli, davalının sorumlu olduğu %70 kusur oranı, davacının %30 oranında müterafik kusuru, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, davacının %18,20 olarak belirlenen maluliyet oranı, kaza tarihi, 26.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı içtihadı birleştirme kararının içeriği ve öngördüğü koşulların olayda gerçekleşme biçimi, hak ve nesafet kurallarına göre taktir olunan 25.000,00 TL manevi tazminatın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran miktarda olduğu kanaatine ulaşılarak davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir,” gerekçeleriyle
“Davanın Kısmen Kabulüne,
1- Sürekli iş göremezlik kaynaklı maddi tazminat talebinin kabulü ile; 105.104,70 TL maddi tazminatın 18.06.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-Geçici iş göremezlik kaynaklı maddi tazminat talebinin kabulü ile; 1.433,31 TL maddi tazminatın 18.06.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3-Bakıcı gideri zararı talebinin kısmen kabulü ile; 1.762,74 TL maddi tazminatın 18.06.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine,
4-Tedavi gideri zararı talebinin kısmen kabulü ile; 1.393,55 TL maddi tazminatın 18.06.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesi kararında özetle; “davacının davalıya ait işyerinde 18.06.2015 tarihinde geçirdiği iş kazasında yaralandığı, meslekte kazanma gücünü %18,2 oranında kaybettiği, 04.09.2018 tarihli kurum inceleme raporu ile davalı işverenin kazada %90, kazazedenin %10 kusurlu bulunduğu, mahkemece alınan 08.09.2019 ve 14.02.2020 tarihli bilirkişi raporları ile işverenin davacının üzerinde çalıştığı platformun güvenli hale getirilmemesi, hareketli platform üzerinde çalışması sırasında kayma tehlikesi bulunmasına rağmen düşmeyi önleyici korkuluk bulundurulmadığı, platformun ön tarafında korkuluk bulunmasına rağmen arka kısmında korkuluk bulunmadığı, davacının da bu kısımdan aşağıya düştüğü, düşmeyi önleyici kişisel donanım kullandırılmadığı, ayrıca kazalının yük kaldırma işlemi sırasında tek başına çalıştığı, işin işverenin gözetim ve denetimi altında yapılmadığı, işin risklerinin belirlenip işçiye anlatılmadığı, iş güvenliği sağlama hususunun çalışanın insiyatifine bırakıldığı belirlenmiş olmakla davalı işverene %70 oranında kusur verilmiş olmasında hukuka aykırılık görülmemiştir.
Kazazedenin uzun yıllar boyunca aynı işyerinde çalışması, elde ettiği iş ortamı ve işin yürütümüne dair tecrübesi ile tehlikeyi öngörebilecek dudumda olması, üzerinde çalıştığı platformun güvenli bir şekilde sabitlenip sabitlenmediğine dair kendi sağlık ve güvenliğini koruma yönünde gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle %30 oranında kusurlu kabul edilmesi de dosya kapsamına uygun bulunmuştur.
Mahkemece davacının bilirkişi marifetiyle belirlenen bakıcı ve kurumca karşılanmayan tedavi gideri alacağından davalının kusuru oranında indirim yapılması da usul ve yasaya uygundur. Kurumca davacıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin rücu edilebilir kısmının hesaplanan zarardan indirilmesi de Yargıtay uygulamalarına göre isabetlidir.
Davalı işverence davacının çalışmadığı dönemde ödenen aylıkların hesaplanan tazminattan mahsup edilmesi söz konusu olmayacaktır. Yapılan ödemelerin tazminata mahsuben yapıldığına ilişkin bordrolarda bir kayıt söz konusu olmadığı gibi, davacının bu yönde bir kabulü de bulunmamaktadır.
Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Mahkemece yukarıda gösterilen kriterlere göre belirlenen manevi tazminat tutarı az ya da fahiş olmayıp hakkaniyet ölçülerine uygun bulunmuştur.” Gerekçeleriyle “Hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: Müvekkiline atfedilen %70 kusurun yerinde olmadığını, davacının müvekkili işyerinde 22 yıldır çalışan bir işçi olduğunu, deneyimi ve bilgisiyle %30 kusurdan fazla kusurun atfı gerektiğini, Davacının maddi talepleri açısından gerek kusur durumu, gerekse de kendisine çalışamadığı dönemde ödenen aylıklar ve SGK tarafından sağlanan kazanımlarının taleplerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekirken değerlendirilmediğini, davacının SGK sağlık güvencesi altında olduğu halde davacının özel tedavi giderlerinin müvekkilce ödenmesine karar verilmesi kararı denetlenebilir olmaktan yoksun kıldığını, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun’un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve … sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesinde:
“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; davacının davalı şirkette buğday kırma makinesi operatörü olarak çalıştığı ve hizmet döküm cetvelindeki bilgi ve belgelere göre kıdemli işçi niteliğinde olduğu, olay günü fabrika için özel üretildiği anlaşılan platformda vinç yardımıyla eşya kaldırma işi yaparken bu platformdan düşerek iş kazası geçirdiği anlaşılmıştır. Olay yeri tespitine göre platformun kayar nitelikte olduğu, boşluğa doğru hareket eden ön kısmında korkuluk bulunduğu, arka kısmında ise pimlerinin takılı olması halinde herhangi bir boşluk bulunmadığı, bu kısımda korkuluğun da bulunmadığı, hükme esas alınan kusur raporlarında ise davacının platformun kayması ile fark etmediği bu arkadaki boşluktan düştüğü, işverenin bu kısma korkuluk yaptırmaması gerekçe gösterilerek davalı işverene %70, davacı işçiye ise %30 oranında kusur verilmiş ise de; davacının kayar platforma çıkmadan bu platformun öne doğru kaymasını önleyecek pimleri takarak sabitlemesi halinde kazanın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususunun değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece, davacının olay yerinde yaptığı iş kapsamında iş kazası geçirmesine neden olan işi yapmaya yetkili olup olmadığı, vinç kullanmak için gerekli mesleki yeterliliğinin bulunup bulunmadığı, öte yandan olay anında üzerinde çalıştığı kayar platformun yapılan işte kullanılması gerekip gerekmediği, gerekmekte ise pimleri takılarak sabitlenmesi halinde platformun kaymasının önlenip önlenemeyeceği, önlenecek olması halinde ise düştüğü kısım kenarına korkuluk yapılmasının gerekip gerekmeyeceği hususları değerlendirilerek, davacının kayar platformu sabitlemiş olması halinde platform kenarına korkuluk yapılmasına gerek olmadığının anlaşılması halinde davacının dikkatsiz ve tedbirsiz çalıştığı kabul edilip hükme esas alınan %30 oranındaki kusurdan daha fazla oranda kusurlu olduğu kabul edilerek kusur oranının belirlenmesi gerektiği gözetilerek iş kazasının gerçekleştiği alanında uzman 3 kişilik A sınıf iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak farklı bir heyetten alınacak raporla tarafların somut olaya göre alması gereken önlemlerin neler olduğu hangi önlemlerin alınıp hangilerinin alınmadığı da ortaya konularak kusur oran ve aidiyetlerini belirler mahiyette rapor düzenlenmesi gerekirken bu hususta değerlendirmeler içermeyen raporlara itibarla hüküm tesisi hatalıdır.
Öte yandan bozmadan sonra yapılacak yargılama iş bu mahkeme hükmünün davacı tarafça temyize getirilmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek özellikle maddi tazminatın belirlenmesinde hükme esas alınan 20.05.2020 tarihli hesap raporunda işlemiş/bilinen devre sonu olarak esas alınan tarihten sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişiklikleri rapor yansıtılmamak suretiyle tespit edilen kusur raporundaki oranlar mevcut rapora uygulanarak maddi tazminat istemi ile manevi tazminat istemi hakkında bir karar vermekten ibarettir.
2- Somut olayda iş kazası sebebiyle davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının %18,2 olarak tespit edilip yardıma muhtaç olmadığının tespit edilmesine aynı zamanda davacı sigortalının SGK tarafından karşılanmayan tedavi giderlerinin bulunduğunu da usulüne uygun olarak ispat edememesine göre, bakıcı gideri ve tedavi gideri yönünden ret kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi de hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen İlk Derece Mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri bu aşamada incelenmeksizin BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.12.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.