Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/1187 E. 2021/16741 K. 28.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1187
KARAR NO : 2021/16741
KARAR TARİHİ : 28.12.2021

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi

Dava, iş kazasından kaynaklanan sigortalının vefatı nedeniyle hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davalılar vekillerinin istinafa başvurması davacı vekilinin de katılma suretiyle istinaf başvurusunda bulunması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi…. Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin kabulü ile yeniden esas hakkında kısmen kabul ve redde dair karar verilmiştir.
…Bölge Adliye Mahkemesi …Hukuk Dairesince verilen kararın davalılar vekilleri tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin desteği sigortalı …’ın 11.10.2016 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere davacı eş … ve çocuklar … için 1.000,00 TL’şer, anne … için 100,00 TL maddi tazminat ile eş için 75.000,00 TL çocuklar için 60.000,00 TL’şer, anne için 35.000,00 TL ve kardeşleri … için 30.000,00 TL’şer manevi tazminatın davalı … yönünden sigorta poliçesindeki limitle sınırlı olmak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talep edilmiştir.
Davacı vekili ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemlerini eş için 83.474,86 TL’ye, anne için 21.261,16 TL’ye artırmış ve tüm tazminat taleplerine olay tarihinden itibaren faiz işletilmesini talep etmiştir.
II- CEVAP:
Davalı … İnşaat vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın meydana gelmesinde müvekkil firmanın kusurunun bulunmadığını, müteveffanın ölümüne sebep olan olayın geçirmiş olduğu kazanın değil hastanede tedavi gördüğü sırada virüs kaptığını bu nedenle neredeyse hastaneden çıkmak üzere olan işçinin ölüm olayının gerçekleştiğini müvekkil firmanın iş güvenliği anlamında üzerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getirdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Diğer davalı …. vekili davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “Açılan davada;
A) Maddi tazminat yönünden açılan davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile,
1- … (eş) yönünden açılan maddi tazminat talebinin kabulü ile 83.474,86 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dâhilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
2- … (anne) yönünden açılan maddi tazminat talebinin kabulü ile 21.261,16 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dâhilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3- … ve … yönünden açılan maddi tazminat talebinin reddine,
B) Manevi tazminat yönünden açılan davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile,
1- … (eş) yönünden açılan manevi tazminat talebinin kabulü ile 75.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dâhilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
2-… (oğlu) yönünden açılan manevi tazminat talebinin kabulü ile 60.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dâhilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
3- … (oğlu) yönünden açılan manevi tazminat talebinin kabulü ile 60.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dâhilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
4-… (anne) yönünden açılan manevi tazminat talebinin kabulü ile 35000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 11.10.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dâhilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
5-…, … ve … (kardeşleri) yönünden açılan manevi tazminat talebinin ayrı ayrı reddine,”karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile, Kayseri 2. İş Mahkemesinin 12/09/2019 Tarih ve 2017/153 Esas – 2019/801 Karar sayılı kararının kaldırılarak, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle;
1-Davanın kısmen kabul, kısmen reddine;
a-… yönünden 83.474,86 TL, … yönünden 21.261,16 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 11/10/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dahilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,
b- Volkan, … yönünden açılan maddi tazminat talebinin reddine,
c- … yönünden 60.000,00 TL, … yönünden 40.000,00 TL, … yönünden 40.000,00 TL, … yönünden 30.000,00 TL, … yönünden 5.000,00 TL, … yönünden 5.000,00 TL, … yönünden 5.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 11/10/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte (davalı … yönünden poliçe limiti dahilinde sınırlı olmak kaydı ile ve dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine,
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı … İnşaat Taah Hafr. Maden. ve Nak. Tic. San. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle: Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilen manevi tazminatların fazla olduğunu, müvekkilinin kusuru olmadığını, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alındığını, müteveffa sigortalının kazaya sebep olduğu halde sembolik kusur atfının yerinde olmadığını ve kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı …. vekili temyiz dilekçesinde özetle: Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, karara esas alınan kusur oranlarının yerinde olmadığını, sigortalının asli kusurlu olduğunu, hesap raporunda bakiye ömürlerin eksik tespit edildiğini, müteveffa sigortalı ücretinin hatalı olarak fazla tespit edildiğini, davacı anne için Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’ndan bağlanması gereken gelirin tenzil edilmediğini, manevi tazminatın fahiş olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi kararında çocukların tek davacıymışcasına hüküm kurulmasının hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- Dava 11.10.2016 tarihli iş kazasına bağlı olarak 22.11.2016 tarihinde vefat ettiği iddia edilen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesine ilişkindir.
2–Taraflar arasında kusurun aidiyeti ve oranı ve davalıların sorumluluğu noktasında uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun’un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.
Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un “İşverenin Genel Yükümlülüğü” kenar başlıklı 4. maddesinde:
“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.
b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.
ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır.
d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.” hükmü düzenlenmiştir.
Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, “İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur:
a)Risklerden kaçınmak,
b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek,
c)Risklerle kaynağında mücadele etmek,
ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek,
d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak,
e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek,
f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek,
g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek,
ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.” hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise, işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı).
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.
Aynı zamanda, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Davaya konu olayda uygulanması açısından tıbbi uygulama hataları ve ispat yöntemleri üzerinde durulmasında da fayda bulunmaktadır
Bilindiği üzere Borçlar Kanunu’nun 96. maddesine göre borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilmeyeceğini ispat etmedikçe, doğan zararı tazmine mecburdur.
Sağlık çalışanının kusurunun, eylem ile zarar arasındaki uygun illiyet bağının mevcut olup olmadığının tespitinde zararın/tehlikenin öngörülebilir ve önlenebilir olması gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır. Hekim, iyi bir sonuç elde etme olasılığı çok az olan durumlarda dahi yardımdan kaçınamaz. Tıbbî yardım ve müdahaleler tıp sanatının kurallarına uygunsa, hastanın fayda ve zararı onun rızası alınarak değerlendirilmişse, buna rağmen öngörülemeyen sonuç önlenememişse hekimin yahut sağlık çalışanının kusurunun varlığından bahsedilemeyecektir.
Tıbbî faaliyetinin kusurlu ifası meslek hatası (malpraktis) olarak ifade edilmektedir. Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesine göre malpraktis bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesidir. Malpraktis, komplikasyon kavramından farklıdır. Komplikasyon hekimin tıbbî müdahaleyi gerçekleştirirken her şeyi doğru yapmasına rağmen yine de istenmeyen bir sonucun meydana gelmesidir ve komplikasyonun iyi ve doğru yönetilmiş olması kaydıyla, istenmeyen sonucun ortaya çıkmasında tıp ilminin genel kurallarının kusurlu ihlâli söz konusu olmadığından hekimin sorumluluğu doğmayacaktır. (Bkz: HGK 2017/(13)3-1981 E- 2021/960 K sayılı Kararı)
Somut olayda davacının davalı … İnşaat Taah Hafr.Maden. ve Nak. Tic San. Ltd Şti işçisi olarak çalışmaktayken 11.10.2016 günü çalıştığı alışveriş merkezi inşaatında iskele üzerinde malzeme taşırken iskeledeki boşluktan zemine düşmesi neticesinde ağır yaralandığı ve tedavisi devam ederken 22.11.2016 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, öncelikle davalı işveren şirket savunmasına göre işçinin ölümünün tedavi süresinde gelişen hastalık neticesinde olduğunun iddia edilmiş olmasına göre bu hususta Ceza Dava Dosyası ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından açılan Rücu Dava Dosyasında toplanan bilgi ve belgeler dosya kapsamına dâhil edilmek suretiyle sağlık kuruluşlarınca sigortalıya uygulanan tedavi prosedürleri açısından tıbbi uygulama hatası (malpraktis) olarak değerlendirilebilecek bir uygulamanın olup olmadığı, böyle bir tıbbi uygulama hatası var ise iş kazası ile ölüm arasındaki illiyet bağını kesip kesmediği noktasında Adli Tıp İhtisas Dairesi ve gereği halinde Adli Tıp Üst Kurulundan rapor alınması ve giderek kusur raporunda bu durumun tartışılması gerekirken bu yönde inceleme yürütülmemesi, öte yandan hükme esas alınan kusur raporunda dava harici …- Tekin İş Ortaklığına %40, davalı şirkete %40 ve müteveffa sigortalıya %20 oranında kusur verilmiş ise de; dava harici adi ortaklık ile davalı arasındaki sözleşmenin dosya arasına getirtilip, işveren sıfatının kime ait olduğu açıklığa kavuşturularak, dava harici adi ortaklığın asıl, davalı şirketin alt işveren sıfatını haiz olup olmadığı, kusur sorumluluklarının bulunup bulunmadığı ortaya konulup kusur raporunda bu husus irdelenmeden düzenlenen kusur raporunu hükme esas alarak karar verilmesi hatalı olmuştur.
3- Davacı anne …’a sigortalı oğlu …’ın iş kazası sonucu ölümü nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından kısa vadeli sigorta kolu üzerinden gelir bağlanıp bağlanmadığının, bağlanmamış ise sebebinin araştırılması, bağlanmış ise de bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin hesap raporunda tespit olunan maddi tazminat alacağından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesi kapsamında rücuya kabil kısmının tenzil edilip edilemeyeceğinin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken anılan hususlarda bir nceleme yürütülmeksizin karar verilmesi hatalı olmuştur.
4- Davalı … şirketinin sorumluluğu poliçeye dayalı olup, poliçede yazılı teminat miktarıyla sınırlı olmak üzere sorumluluğuna hükmedileceği gözetilmeksizin; davalı … şirketiyle bağıtlanan sigorta poliçesinin dosya içerisine getirilerek, sonucuna göre sigorta şirketinin tazminat alacaklarından sorumlu olup olmadığı, sorumlu ise sorumlu olduğu miktarın kararda açıkça belirtilmesi gerekirken bu yönde hüküm tesis edilmemesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Bu açıklamalar doğrultusunda yapılacak iş sigortalının iş kazası sonucu uğradığı bedensel zarar ile ölüm arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı,tedavi sürecinden kayankaı bir uygulama hatası varsa bu hatanın tespiti noktasında yukarıda açıklanan yöntemce araştırma yapmak, dava harici adi ortaklık ile davalı şirket arasındaki ilişkiyi belirlemek ve bu hususların tamamını kapsar mahiyette alanında uzman A sınıf İGU ve gereği halinde Hekim bilirkişinin de bulunduğu heyetten rapor almak öte yandan kararın davacı tarafça temyiz edilmediği hususunu gözeterek sigortalıya verilen %20 oranındaki kusur yönünden davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözetmek, devamla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesi kapsamında davacı anneye gelir bağlanıp bağlanmadığı bağlanmış ise bu gelirin rücuya kabil kısmının mevcut hesap raporundan tenzili gerekip gerekmediği hususunu değerlendirmek ve son olarak da davalı … şirketiyle bağıtlanan sigorta poliçesi kapsamında sorumluluğunun sınırını belirleyerek sonucuna göre iş bu kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş olması nedeniyle davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek tazminat istemleri hakkında usulüne uygun bir karar vermekten ibarettir.
Bölge Adliye Mahkemesince, bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve …Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereği yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, dosyanın … Bölge Adliye Mahkemesi…. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 28.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.