Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/3523 E. 2021/13896 K. 10.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3523
KARAR NO : 2021/13896
KARAR TARİHİ : 10.11.2021

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
No : 2020/1908-2020/1836

İlk Derece
Mahkemesi : … 19. İş Mahkemesi

Asıl ve birleşen dava, 7143 sayılı Yasa’nın 23. maddesi ile 5510 sayılı Yasa’ya ilave edilen Ek 18. madde kapsamından faydalandırılması gerektiğinin tespiti ile alacak istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı vekili ile davalı Vakıf vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili ile davalı Vakıf vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava değerinin miktar itibariyle duruşma sınırı altında kalması nedeniyle, davalı Vakıf vekilin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğinin reddine karar verildikten sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacı vekili; 506 sayılı Yasanın geçici 20. maddesi kapsamında kurulmuş bir sosyal güvenlik kuruluşu olan davalı vakıftan davacının yaşlılık aylığı aldığı, 7143 sayılı Yasa ile 5510 sayılı Yasaya eklenen Ek 18 madde gereği davalı vakıftan yaşlılık aylığı alanlarında Ramazan ve Kurban Bayramında 1000’er TL bayram ikramiyesi almaları gerekirken, davalı vakfın ödemenin Hazine ve maliye bakanlığınca yapılması gerektiğinden, davalı Hazine müsteşarlığının ise devletin yükümlülüğünün sadece SGK kapsamında kalan yükümlülere yönelik olduğu, bunun dışındaki emeklilere yönelik bir ödeme yükümlülüğünün bulunmadığından ödeme yapmaya yanaşmadıklarından bahisle, taleplerinin reddine ilişkin işlemin iptali ile Davacının da Ek 18. madde kapsamında Ramazan ve Kurban Bayram ikramiyesinden yararlanması gerektiğinin tespiti ile dava tarihine kadar ödenmeyen bayram ikramiyesinin hak ediş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II-CEVAP:
Davalı vakıf vekili; dava dilekçesindeki taleplerin zaman aşımına uğradığı, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı, davacının talebinin konusu olan bayram ikramiyesinin prim ödemesi nedeniyle hak kazanılan sosyal sigorta yardımı değil 5510 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan sosyal yardım niteliğinde olduğu, bayram ikramiyesinin kısa ve uzun vadeli sigorta kollarından toplanan primlerin karşılığı olmadığı, vakıf senedine göre de böyle bir yükümlülüğün söz konusu olmadığı, Ek 18 madde gereği ödenen bayram ikramiyesinin hazinenin Kuruma yaptığı sosyal destek ödemesi olduğu, sigorta yardımı niteliğinde olmadığından hukuki dayanağı bulunmayan davanın reddini talep etmiştir.
Davalı Hazine vekili; Davanın idari yargının görev alanına girdiği, davanın konusunun Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın görev alanına girdiğinden davalı Bakanlığın bir sorumluluğunun bulunmadığı, ilgili vakfın görüş istemesi üzerine yazılan yazı cevabında da: “Hazinenin Vakıflara herhangi bir ödeme yapmasının mümkün olmadığı, ödeme yapıp yapmama hususunun vakıfların inisiyatifinde olduğu, bir zorunluluk bulunmadığının görüş olarak bildirildiği, dava konusu ile ilgili Kanun maddesinde veya buna ilişkin usul ve esasların hazırlanmasında ve uygulamasında davalı idare olan Hazine Müsteşarlığına (Hazine ve Maliye Bakanlığı) verilmiş herhangi bir görev ve sorumluluğun bulunmadığı, görev ve yetki alanına girmeyen bir konuda idarenin işlem tesisinin mümkün olmadığı belirtilerek, hazineye yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
“1-Davanın … yönünden kabulü ile,
Asıl ve birleşen dava dilekçesindeki talepler yönünden;
a- 2018 yılı Ramazan Bayramı ikramiyesi tutarı 1.000,00 TL’nin kamu tarafından sosyal güvenlik kanunları kapsamında gelir ve aylık alanlara yapılan ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte hesaplanarak …’ndan alınarak vakıf iştirakçisi olan davacıya ödenmesine,
b- 2018 yılı Kurban Bayramı, 2019 yılı Ramazan Bayramı ve 2019 yılı Kurban Bayramı ikramiyesi tutarı 3.000,00 TL’nin kamu tarafından sosyal güvenlik kanunları kapsamında gelir ve aylık alanlara yapılan ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte hesaplanarak …’ndan alınarak vakıf iştirakçisi olan davacıya ödenmesine,
c- Davacının asıl ve birleşen dava tarihlerinden sonra hak edilecek Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı ikramiyesinden …’nca yararlandırılmaya devam etmesi gerektiğinin tespitine,
d- Davacının bayram ikramiye ödenmesi isteminin aksine ödeme yapılmaması yönündeki kararın iptaline,
2-Davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı yönünden açılan davanın husumet yokluğundan reddine,”dair hüküm kurulmuştur.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
“İlk Derece Mahkemesince; hazineye yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde ise de; bu davalıya yönelik davanın “hazinenin sigortalıya doğrudan bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğü bulunmadığı gibi, bayram ikramiyesinin ödenmesinin gerekip gerekmediği ve ödeme miktarı konusunda yükümlüğü bulunmadığından reddi” yerine, Ek madde 18 gereğince sigortalıya ödenen bayram ikramiyesinin hazineden tahsili için vakıf tarafından açılmış bir dava bulunmadığı göz ardı edilerek, “davalı vakfın kendi statüsündeki düzenleme nedeniyle bayram ikramiyesi ödediğinden anayasal eşitlik ilkesi gerekçe gösterilerek, vakıf emeklileri yönünden hazinenin sorumluluğuna gidilmesinin hakkaniyete aykırı olacağından” bahisle reddi hatalı ise de; Hazinenin davalı vakfa Ek madde 18 kapsamında bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, giderek anılan maddede geçen kurum ifadesinin, 506 sayılı yasanın geçici 20. maddesine göre Sosyal Güvenlik Kurumunun görevini üstlenen (Yasa gereği muadili olan) sandıkları da kapsayıp kapsamadığının, bayram ikramiyelerinin ödenmesinden sonra davalı vakıfla Hazine arasında görülmesi muhtemel bir davanın konusu olduğunun belli bulunmasına göre, görülmekte olan davada hazineye yönelik davanın husumet yokluğundan reddinin sonucu itibarıyla doğru bulunduğu anlaşılmakla; istinaf başvurusunda bulunan taraf ve istinaf sebepleri de gözetilerek yapılan istinaf incelemesine göre; incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından,” gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı … vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili; davalı Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın da sorumlu olması gerektiği ile bu davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığından hareketle, kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı Vakıf vekili, arabuluculuk yoluna başvurulmadığını, Uzman görüşünün dikkate alınması gerektiğini, “Ek madde 18” kapsamındaki tüm yaşlılık aylığı alanlara yılda iki bayram ikramiyesi ödenmesi düzenlemesi, Hazine tarafından Kuruma yapılan sosyal destek ödemesi olup, sigorta yardımı niteliğinde olmadığını, kanunla verilmesi düzenlenen “bayram ikramiyesi” ‘nin Vakıf Senedinde sayılan “Emeklilik, Malullük, Ölüm, Hastalık, Analık, İş Kazaları ve Meslek Hastalıkları Hallerinde ve Eş ve Çocukları ile üyenin geçindirmekle yükümlü bulunduğu ana ve babasının hastalıklarında” hallerinden hangisi içinde kaldığına dair bir değerlendirmede bulunulmadığını, genişletilmiş yorum ile kanunda tahdiden (sınırlı olarak) belirtilen sosyal yardımların tanımı aşılarak bayram ikramiyesi talep etmenin yasal düzenlemelere açıkça aykırılık teşkil ettiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Davalı Vakıf, mülga 506 sayılı Kanunun halen yürürlükte bulunan geçici 20. maddesi hükmü kapsamında ve Türk Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş zorunlu sosyal yardım sandığıdır. 5510 sayılı Kanunun 106. maddesinin 17/4/2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanunun 64. maddesiyle değişik son fıkrasında 506 sayılı Kanun’unun Geçici 20. maddesinin 5510 sayılı Kanun’a 5754 sayılı Kanun’la ekli Geçici 20. maddesinde belirtilen devir işlemlerinin tamamlanmasından sonra yürürlükten kalkacağı hüküm altına alınmıştır. 506 sayılı Kanunun ek 36. maddesi ve 5510 sayılı Kanunun Geçici 20. maddesine göre, devir için Cumhurbaşkanı yetkili kılınmış ise de halen devir işlemine ilişkin bir karar oluşturulmamıştır. 506 sayılı Kanun’un Geçici madde 20/2 hükmünde ise, sandıkların personelinin 506 sayılı Kanun uygulamasında sigortalı sayılmayacakları düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanun’un Geçici madde 20/1-b hükmüne göre, sandığa tabi personelin, iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en az bu kanunda (506 sayılı Kanun) belirtilen yardımlar sağlanacaktır.
5510 sayılı Kanun Geçici madde 20/4 hükmünde, “Devir işlemi tamamlanıncaya kadar, sandık iştirakçileri, sandıktan aylık ve gelir alanlar ile bunların hak sahiplerinin sağlık ve sosyal sigorta yardımlarının sağlanması ile primlerinin tahsil edilmesine, ilgili sandık mevzuat hükümlerine göre sandıklarca ve sandık iştirakçilerini istihdam eden kuruluşlarca devam edilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
506 sayılı Kanun Geçici 20. maddesine 13.02.2001 tarih 6111 sayılı Kanunun 53. maddesi ile eklenen ek fıkra hükmü; “Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınır. Ancak, gelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıkların artırımına ilişkin hükümler devir tarihine kadar uygulanmaz. 5510 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinin onikinci fıkrasında yer alan sınırlama dâhilinde sandıkların kuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamaları saklıdır. Bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır.” hükmüne amirdir.
5510 sayılı Yasa’nın Diğer Kanunlardaki Atıflar Başlıklı 104. maddesinde “Bu Kanunla yürürlükten kaldırılmayan hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlara yapılan atıflar ile ilgili mevzuatında emeklilik, malûllük, vazife malûllük ve sosyal sigorta haklarına, yardımlarına ve yükümlülüklerine, iştirakçiliğe ve sigortalılığa, dul, yetim ve hak sahipliği şartlarına, emekli ikramiyesine, ek ödemelere, sağlık hizmetleri veya tedavi bedellerinin ödenmesine ilişkin yapılan atıflar bu Kanunun ilgili maddelerine yapılmış sayılır.
27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda kadrosuzluk tazminatının ödenmesine ilişkin T.C. Emekli Sandığına yapılmış olan atıf ile diğer kanunlarda T.C. Emekli Sandığına, Sosyal Sigortalar Kurumuna, Bağ-Kur’a yapılmış atıflar Kuruma yapılmış sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
…’nın vakıf statüsü’nde, vakfın amacı başlıklı 3. maddesi “Vakfın amacı, şirket personelinin iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık, malullük, emeklilik-yaşlılık ve ölüm, eşlerin analık, eş ve çocukların hastalık halinde, bu statüde yazılı şartlarla gerekli sosyal sigorta yardımlarını sağlamaktır.
Vakıf, bu statüde yer alan diğer sosyal yardımları da sağlar.
Vakıf, bu statüde belirtilen hususlarla belirtilen her türlü işleri yapabilir.” hükmünü,
Yardımların, Sosyal Sigortalar Kanununa göre sağlananlardan aşağı olamayacağına ilişkin 4. maddesinde “Personelin iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık, malullük, emeklilik-yaşlılık ve ölüm, eşlerin analık, eş ve çocukların hastalık hallerinde, sigortalılarla, bunlarına aile fertlerine:
A-Bu statüye göre, yardıma hak kazanılmasına mukabil, 506 sayılı Sosyal Sigorta Kanunu ile ek ve tadillerinde ve mezkur Kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklerde belirtilen sigortalılık süre ve durumuna ve yardıma hak kazanma esaslarına göre yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımlar,
B-(A) fıkrasında sözü edilen kanun ve tüzüklerde belirtilen sigortacılık süre ve durumuna ve yardıma hak kazanma esaslarına göre yapılmasına hak kazanılan yardımlar, bu statüye göre yapılmasına hak kazanılan yardımlardan üstün olduğu takdirde bu statüde gösterilen yardımlar yerine, 506 sayılı Kanun ve ek tadillerine ve tüzüklerine göre yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımlar, vakıfça aynen sağlanır.
Bu hususun araştırılmasında ve tespitinde, ay üzerinden hesaplanan sürelerin güne tahvilinde, her ay otuz gün, gün üzerinden hesaplanan sürelerin aya tahvilinde, her otuz gün bir aya tekabül eder.
506 sayılı Kanun ve mezkur Kanuna alt tüzükler ile bu statü hükümleri arasında çatışma olursa, bu statü hükümleri yerine, 506 sayılı Kanun ve mezkur Kanuna alt tüzüklerdeki hükümlerle, bu hususta kanun ve tüzüklere müsteniden Çalışma Bakanlığınca verilecek karara uyulur.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa ve bu Kanunla ilgili mevzuata müsteniden; Sosyal Sigortalar Kurumunun, aylık bağlanması, aylıkların kesilmesi ve sigortalıların mükellefiyetleri vesaire hususlarda tatbik ettiği ve ilerde edeceği usul ve şekle alt mevzuat ile işbu statü hükümleri arasında farklılık veya boşluk bulunduğu ahvalde, Sosyal Sigortalar Kurumu tatbikatı esas alınır.” düzenlemelerine yer verilmiştir.
7143 sayılı Vergi ve Diğer Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı kanunlarda Değişiklik yapılmasına ilişkin Kanun’un 23.maddesi ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na ilave edilen Ek madde 18 de “Kurumca bu Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca gelir ve aylık ödemesi yapılanlara, ödemenin yapılacağı tarihte gelir ve aylık alma şartıyla, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramında 1.000’er TL tutarında bayram ikramiyesi ödenir.
Birinci fıkrada belirtilen ödemenin yapılmasında;
a) İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasından sürekli iş göremezlik geliri almakta olanlara, gelir bağlanmasına esas olan sürekli iş göremezlik derecesi oranı,
b) Hak sahiplerinin hisseleri oranı,
c) İş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünü %50 oranının altında kaybetmesi nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış iken ölenlerden, ölümü iş kazası veya meslek hastalığına bağlı olmayanların hak sahiplerine, sigortalıya gelir bağlanmasına esas olan sürekli iş göremezlik derecesi üzerinden hak sahiplerinin hisseleri oranı,
ç) Yabancı ülkelerle akdedilen sosyal güvenlik sözleşmeleri uyarınca kısmi gelir veya aylık alanlara, ülkemiz mevzuatına tabi olarak geçen prim ödeme gün sayılarının, sosyal güvenlik sözleşmesine göre nazara alınan toplam prim ödeme gün sayısına olan oranı, esas alınır.
Birden fazla dosyadan gelir ve aylık alanlara en fazla ödemeye imkân veren bir dosya üzerinden ödeme yapılır.
Bu madde kapsamında yapılan ödemeler evlenme ödeneği hesabında dikkate alınmaz.
Bu madde kapsamında yapılan ödemelerden kesinti yapılamaz ve bu ödemeler haczedilemez.
Yersiz yapıldığı anlaşılan ödemeler, ilgilinin varsa almakta olduğu gelir veya aylıklarından %25 oranında kesilmek suretiyle, yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Bu madde kapsamında yapılacak ödemeleri karşılamak amacıyla gerekli olan tutar, yazılı talebe istinaden ayrıca fatura aranmaksızın Hazinece Kuruma ödenir.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile ödeme tarihlerini belirlemeye Kurum yetkilidir.” hususları düzenlenmiştir.
VI-ESASIN İNCELENMESİ:
Davacı vekili, 7143 sayılı Yasa’nın 23. maddesi ile 5510 sayılı Yasa’ya eklenen Ek madde 18’de düzenlenen bayram ikramiyesinin, davalı vakıf üyesi olan müvekkiline de ödenmesi gerektiğinin tespiti ile ödenmeyen bayram ikramiyelerinin yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.
Davada çözümlenmesi gereken husus, davacının söz konusu düzenlemeden yararlanıp yararlanamayacağı ile yararlanması durumunda söz konusu ödemeden kimin sorumlu olacağına ilişkindir.
506 sayılı Yasa’nın Geçici 20. maddesi nazarında yardım sandığı niteliğinde bulunan davalı vakfın amacına ilişkin vakıf statüsünün 3. maddesi “Vakfın amacı, şirket personelinin iş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık, malullük, emeklilik-yaşlılık ve ölüm, eşlerin analık, eş ve çocukların hastalık halinde, bu statüde yazılı şartlarla gerekli sosyal sigorta yardımlarını sağlamaktır. Vakıf, bu statüde yer alan diğer sosyal yardımları da sağlar. Vakıf, bu statüde belirtilen hususlarla belirtilen her türlü işleri yapabilir.” hususlarını düzenlemiş olup, yardımların Sosyal Sigortalar Kanununa göre sağlananlardan aşağı olamayacağına ilişkin 4. maddesinin (A) bendinde, “Bu statüye göre, yardıma hak kazanılmasına mukabil, 506 sayılı Sosyal Sigorta Kanunu ile ek ve tadillerinde ve mezkur Kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklerde belirtilen sigortalılık süre ve durumuna ve yardıma hak kazanma esaslarına göre yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımlar” ile (A) fıkrasında sözü edilen Kanun ve Tüzüklerde belirtilen sigortacılık süre ve durumuna ve yardıma hak kazanma esaslarına göre yapılmasına hak kazanılan yardımlar, bu statüye göre yapılmasına hak kazanılan yardımlardan üstün olduğu takdirde bu statüde gösterilen yardımlar yerine, 506 sayılı Kanun ve ek tadillerine ve tüzüklerine göre yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımların vakıfça aynen sağlanacağına ilişkin (B) bendi düzenlemesine göre vakıf iştirakçilerine yapılacak sosyal sigorta yardımlarının Sosyal Sigorta Kanuna göre sağlananlardan aşağı olamayacağı belirgin olup, 5510 sayılı Yasa’nın 104. maddesi’nde, 506 sayılı Yasa’ya yapılan atıfların 5510 sayılı Yasa’yı da kapsayacağına ilişkin düzenlemenin de bulunması, diğer yandan 5510 sayılı Kanun’un Ek-18. maddesinde, “Kurumca bu kanun ve ilgili mevzuat uyarınca gelir ve aylık ödemesi yapılanlara…” hükmündeki “Kurum” tabirinden, aynı yasanın 3. maddesine göre “Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı” nın anlaşılması gerektiğinin belirtilmesi, yine aynı yasanın Ek-18. maddede yer alan “… bu kanun ve ilgili mevzuat uyarınca gelir ve aylık ödemesi yapılanlara…” hükmünün 5510 sayılı Kanun’u amaçladığının anlaşılması karşısında, uzun veya kısa vadeli sigorta kollarından aylık ve gelir bağlanan sigortalılar ile bunların hak sahiplerine verilmekte olan bayram ikramiyesi ödemesinden, davacının da yararlanması gerektiği ile yine anılan statünün 4. maddesi gereği ödeme yükümlüsünün davalı vakıf olması gerektiğine ilişkin yaklaşım isabetli bulunmuştur.
Diğer taraftan, işbu dava ile birlikte Dairemize gelen toplam 81 adet dosya hakkında, aynı mahkemece aynı tarihlerde duruşma yapılıp karar verildiği anlaşılmış olup, vekalet ücretinin, HMK’nın 323. Maddesinin (ğ) fıkrası gereği yargılama giderleri arasında sayılması, aynı yasanın 332. maddesinde, yargılama giderlerine mahkemece re’sen hükmedileceğinin belirtilmesi, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT’nin 1. maddesinin “Mahkemelerde, tüm hukuki yardımlarda, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sonlandıran her türlü merci kararlarında ve ayrıca Kanun gereği mahkemelerce karşı tarafa yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin tayin ve takdirinde, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ve bu Tarife hükümleri uygulanır.” hükmü ile 22. maddesinin “İhtiyari dava arkadaşlığının bir türü olan seri davalar ister ayrı dava konusu yapılsın ister bir davada birleştirilsin toplamda on dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam avukatlık ücretine, toplamda elli dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %50’si oranında avukatlık ücretine, toplamda yüz dosyaya kadar açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %40’ı oranında avukatlık ücretine, toplamda yüzden fazla açılan seri davalarda her bir dosya için ayrı ayrı tam ücretin %25’i oranında avukatlık ücretine hükmedilir. Duruşmalı işlerde bu şekilde avukatlık ücretine hükmedilmesi için dosyaya ilişkin tüm duruşmaların aynı gün aynı mahkemede yapılması gerekir.” hükmüne amir olması karşısında, bu davaların seri dava olarak nitelendirilip, avukatlık ücretinin AAÜT’nin 22. maddesi dikkate alınarak tam ücretin % 40’ı olarak belirlenmesi gerekirken, tam ücrete hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki, bu aykırılığın giderilmesi, yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 hükmü gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: İlk Derece Mahkemesi hükmünün, davacı lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin (5) nolu bendindeki “3.400,00” ibaresinin silinerek yerine “1.360,00”ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan ve davalı …’ndan ayrı ayrı alınmasına, Üye …’ın muhalefetine karşı, Başkan … ile Üyeler …, … ve …’ün oyları ve oy çokluğuyla 10/11/2021 gününde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

A. Uyuşmazlık:
1. Somut olayda temel uyuşmazlık “11.05.2018 tarihinde 7143 sayılı Kanunun 23. maddesi ile 5510 sayılı Kanuna eklenen ek 18. maddesinde düzenlenen bayram ikramiyesinden, Sosyal Güvenlik Kurumu dışında 506 sayılı Kanunun Geçici 20 nci maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandıklardan, gelir ve aylık alanların faydalanıp faydalanmayacağı, faydalanacaklar ise Ek 18. son fıkrası uyarınca Sandıkların ödemelerinin Kuruma ödendiği gibi Hazinece karşılanıp karşılanmayacağı” noktasında toplanmaktadır.
2. Sandık iştirakçisi tarafından Yardım Sandığı ve Hazine açılan dava sonunca ilk derece mahkemesi yaptığı yargılama sonunda “Yardım Sandığı Vakfı’nın statüsü incelendiğinde 506 sayılı Yasanın Geçici 20. maddesine istinaden varlığını sürdüren yardım sandığı niteliğinde olduğu, Vakfın tesisine dair 506 sayılı Yasanın Geçici 20/1-b maddesi hükmü ile en az 506 sayılı Yasada belirtilen yardımların yardım sandıklarınca sağlanacağı hususunun düzenlendiği, Vakıf statüsünün 4. maddesi düzenlemesi ile 506 sayılı Yasa ile ek ve tadillerinde ve mezkur Kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklerde belirtilen yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımlar, bu statüye göre yapılmasına hak kazanılan yardımlardan üstün olduğu takdirde statüde gösterilen yardımlar yerine, 506 sayılı Yasa ile ek ve tadillerine ve mezkur kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklere göre yapılmasına hak kazanılan yardımların vakıfça aynen sağlanacağının hüküm altına alındığı, kanun hükmü ve vakıf statüsünün düzenlemesi ile açıkça vakıf iştirakçilerine sağlanacak sosyal sigorta yardımlarının Sosyal Sigorta Kanununa göre sağlananlardan aşağı olamayacağı, vakıf iştirakçilerine yapılacak sosyal sigorta yardımlarına ilişkin asgari kriterin 506 sayılı Sosyal Sigorta Kanunu düzenlemeleri olarak belirlendiği ve vakıf statüsü ile ilgili Kanuna atıf yapıldığı, anılan düzenlemeler gereği Sosyal Sigortalar Kanunu gereği yapılacak yardımların vakıf statüsünde düzenlenmemiş veya daha aşağı nitelikte düzenlenmiş olması halinde vakıf iştirakçilerine dolayısıyla davacıya aynen uygulanması gerektiği, 5510 sayılı Kanunun 104. maddesi uyarınca vakıf senedinde 506 sayılı Kanuna yapılan atfın 5510 sayılı Kanuna yapılmış olacağı, bayram ikramiyesinin 5510 sayılı Kanun ile düzenlendiği, dolayısı ile 5510 sayılı Yasa ile getirilen düzenlemelerden vakıf iştirakçisinin de yararlanması gerektiği” gerekçesi ile davalı Yardım Sandığı yönünden davanın kabulüne karar verilirken,
“Hak edilen bayram ikramiyelerinin ödeme yükümlülüğünün vakıf statüsünün 4. maddesi ile vakıfça aynen ödenme yükümlülüğünün üstlenilmesi dolayısıyla davalı vakıfta olduğu, her ne kadar 5510 Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Ek 18/7. fıkrası gereği hazine tarafından bu ödemenin karşılanacağı belirtilmiş ise de ilgili hüküm Sosyal Güvenlik Kurumunun aktüer dengesini korumak amacıyla getirildiği, sosyal güvenlik kurumlarından emekli aylığı alanlar yönünden baştan itibaren bayram ikramiyesi ödenmesi yükümlülüğü altında bulunmayan kuruma, getirilen hüküm ile böyle bir sorumluluk yüklenmesinin kurumun ekonomik dengesini bozacağından bu yönde bir düzenleme getirildiği, vakıf yönünden ise (açıkça tek taraflı düzenleme olan vakıf statüsü ile) ödeme yükümlülüğünün kaynağı vakıf amacına uygun olarak sosyal sigorta yardımlarından aşağı kalmamak üzere yardım sağlama taahhüdünden kaynaklandığı, Vakıf iştirakçilerine statüsünün 4. maddesi ile bu yardımları vakfın aynen sağlayacağı düzenlenmiş olup vakfın kendi öz kaynağı ile bu yardımları yapacağı 5510 sayılı Yasanın Ek 18. maddesi yürürlüğe girmeden önce düzenlendiği, bu kapsamda anayasal eşitlik ilkesi gerekçe gösterilerek vakıf emeklileri yönünden de hazinenin sorumluluğuna gitmenin hakkaniyete aykırı olacağı, zira vakfın sorumluluk esası kendi iştirakçilerine iç düzenlemesi olan vakıf statüsüne dayalı olarak verdiği taahhütten kaynaklandığı” gerekçesi ile Hazine yönünden gerekçede esastan reddine, hüküm fıkrasında ise husumetten reddine karar verilmiştir.
3. Kararın davacı ve davalı Yardım Sandığı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, Vakfın istinaf istemini;
“506 sayılı Yasanın Geçici 20. maddesi kapsamındaki vakfın statüsünün 4. maddesindeki “506 sayılı Yasa ile ek tadillerinde ve mezkür kanun gereğince yürürlüğe konulacak tüzüklerde belirtilen sigortalılık süre ve durumuna ve yardıma hak kazanma esaslarına göre yapılmasına hak kazanılan yardımların vakıf statüsü gereğince hak kazanılan yardımlardan fazla olması halinde vakıf statüsündeki yardımlar yerine 506 sayılı Yasa ile ek tadillerinde ve tüzüklerine göre yapılmasına hak kazanılan her türlü yardımların vakıfça sağlanacağına” ilişkin düzenleme dikkate alındığında, davalı vakfın Bayram ikramiyesinden sorumlu tutulmasının isabetli olduğu, bayram ikramiyesinin tüm sigortalılara değil uzun vadeli veya kısa vadeli sigorta kollarından aylık ve gelir bağlanan sigortalılar ile bunların hak sahiplerine verilmekte olup bu haliyle sosyal destek değil bağlanan gelir veya aylığın eki niteliğindeki sigorta yardımı olduğu, bu nedenle davalı vakfın bayram ikramiyesinden sorumlu olduğuna ilişkin ilk derece mahkemesi kararına ve gerekçesine iştirak edildiği ve davalı vakıf vekilinin istinaf sebepleri yerinde bulunmadığı,
Davacının istinaf istemini ise; “davalı vakıftan yaşlılık aylığı alan davacının; vakıf statüsündeki düzenleme gereğince, 5510 sayılı Yasanın Ek 18. maddesi kapsamında bayram ikramiyesinden yararlanılması gerektiğin tespiti ile ödenmeyen ikramiyelerin tahsili istemine ilişkin olup, bu ikramiyeleri sigortalıya ödeme yükümlülüğü, görülmekte olan dava bakımından Sosyal Güvenlik Kurumunun muadili olan vakfa ait olduğu, bayram ikramiyesine hak kazanılıp kazanılmadığı ve yapılacak ödeme miktarını belirlemek bakımından hazinenin takdir hakkının bulunmadığı, gene hazinenin doğrudan sigortalıya bayram ikramiyesi ödemek gibi yasal bir yükümlülüğünün de mevcut olmadığı, hal böyle olunca hazinenin de davalı vakıfla birlikte bayram ikramiyelerinin ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğine dair davacı istinafının yerinde bulunmadığı, ancak İlk Derece Mahkemesince; hazineye yönelik davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde ise de; bu davalıya yönelik davanın “hazinenin sigortalıya doğrudan bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğü bulunmadığı gibi, bayram ikramiyesinin ödenmesinin gerekip gerekmediği ve ödeme miktarı konusunda yükümlüğü bulunmadığından reddi” yerine, Ek madde 18 gereğince sigortalıya ödenen bayram ikramiyesinin hazineden tahsili için vakıf tarafından açılmış bir dava bulunmadığı göz ardı edilerek, “davalı vakfın kendi statüsündeki düzenleme nedeniyle bayram ikramiyesi ödediğinden anayasal eşitlik ilkesi gerekçe gösterilerek, vakıf emeklileri yönünden hazinenin sorumluluğuna gidilmesinin hakkaniyete aykırı olacağından” bahisle reddi hatalı ise de; Hazinenin davalı vakfa Ek madde 18. kapsamında bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, giderek anılan maddede geçen kurum ifadesinin, 506 sayılı Yasanın Geçici 20. maddesine göre Sosyal Güvenlik Kurumunun görevini üstlenen (Yasa gereği muadili olan) sandıkları da kapsayıp kapsamadığının, bayram ikramiyelerinin ödenmesinden sonra davalı vakıfla Hazine arasında görülmesi muhtemel bir davanın konusu olduğunun belli bulunmasına göre, görülmekte olan davada hazineye yönelik davanın husumet yokluğundan reddinin sonucu itibarıyla doğru bulunduğu” gerekçesi ile sonuç itibari ile davacı ve davalı Yardım Sandığı Vakfının istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
4. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalı Yardım Sandığı Vakfı tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile 506 sayılı Kanunun Geçici 20/b, 6111 sayılı Kanunun 53. maddesi ile gelen 20/son fıkrası, 5510 sayılı kanunun 104, Geçici 20. maddesi ve 4143 sayılı Kanunun 23. maddesi ile getirilen Ek 18/1-son maddeleri ile davalı Vakfın, Vakıf Senedinin(Statüsünün) 3. ve 4. maddeleri uyarınca Yardım Sandığı İştirakçisinin de bayram ikramiyelerinden yararlanması gerektiği kabul edilerek, İlk Derece Mahkemesinin kararının yerinde olduğu kabul edilerek vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
B. Usul açısından;
5. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesi davalı Hazine yönünden “vakıf yönünden ise (açıkça tek taraflı düzenleme olan vakıf statüsü ile) ödeme yükümlülüğünün kaynağı vakıf amacına uygun olarak sosyal sigorta yardımlarından aşağı kalmamak üzere yardım sağlama taahhüdünden kaynaklandığı, Vakıf iştirakçilerine statüsünün 4. maddesi ile bu yardımları vakfın aynen sağlayacağı düzenlenmiş olup vakfın kendi öz kaynağı ile bu yardımları yapacağı 5510 sayılı Yasanın Ek 18. maddesi yürürlüğe girmeden önce düzenlendiği, bu kapsamda anayasal eşitlik ilkesi gerekçe gösterilerek vakıf emeklileri yönünden de hazinenin sorumluluğuna gitmenin hakkaniyete aykırı olacağı, zira vakfın sorumluluk esası kendi iştirakçilerine iç düzenlemesi olan vakıf statüsüne dayalı olarak verdiği taahhütten kaynaklandığı” gerekçesi ile Hazine yönünden gerekçede esastan reddine karar verilirken, Bölge Adliye Mahkemesi İlk Derece Mahkemesinin bu gerekçesine katılmamış ve “Hazinenin davalı vakfa Ek madde 18. kapsamında bayram ikramiyesi ödeme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı, giderek anılan maddede geçen Kurum ifadesinin, 506 sayılı Yasanın Geçici 20. maddesine göre Sosyal Güvenlik Kurumunun görevini üstlenen (Yasa gereği muadili olan) sandıkları da kapsayıp kapsamadığının, bayram ikramiyelerinin ödenmesinden sonra davalı vakıfla Hazine arasında görülmesi muhtemel bir davanın konusu olduğunun belli bulunmasına göre, görülmekte olan davada hazineye yönelik davanın husumet yokluğundan reddinin sonucu itibarıyla doğru bulunduğu” gerekçesi ile sonuç itibari ile davacı ve davalı Yardım Sandığı Vakfının istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir. Öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi esastan reddi usulden redde çevirdiğine göre İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırması gerekirdi. Esastan ret ile İlk Derece Mahkemesinin kararı inceleneceğinden Bölge Adliye Mahkemesinin Hazine yönünden usulden ret gerekçesi yok sayılacaktır. Oysa bu usule aykırıdır. Öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi kararının usule aykırı olması nedeni ile bozulması gerekir. Zira Bölge Adliye Mahkemesi Hazine yönünden usulden ret kararı verdiğine göre ilk derece mahkemesinin esastan ret kararını ortadan kaldırması gerekirdi.
C. Esas yönünden;
5. Somut uyuşmazlıkta davanın yasal dayanaklarına gelince;
11.05.2018 tarih ve 7143 sayılı Kanunun 23. maddesi ile eklenen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun Ek 18/1 maddesi uyarınca “Kurumca bu Kanun ve ilgili mevzuat uyarınca gelir ve aylık ödemesi yapılanlara, bayramın içinde bulunduğu ayda gelir ve aylık alma şartıyla, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramında 1.000’er TL tutarında bayram ikramiyesi ödenir”. Anılan maddenin son fıkrasına göre ise “Bu madde kapsamında yapılacak ödemeleri karşılamak amacıyla gerekli olan tutar, yazılı talebe istinaden ayrıca fatura aranmaksızın Hazinece Kuruma ödenir”.
Aynı Kanunun 104. maddesine göre “Bu Kanunla yürürlükten kaldırılmayan hükümleri saklı kalmak kaydıyla, 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı ve 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlara yapılan atıflar ile ilgili mevzuatında emeklilik, malûllük, vazife malûllük ve sosyal sigorta haklarına, yardımlarına ve yükümlülüklerine, iştirakçiliğe ve sigortalılığa, dul, yetim ve hak sahipliği şartlarına, emekli ikramiyesine, ek ödemelere, sağlık hizmetleri veya tedavi bedellerinin ödenmesine ilişkin yapılan atıflar bu Kanunun ilgili maddelerine yapılmış sayılır”.
Keza, aynı Kanunun Geçici 20. maddesi uyarınca “506 sayılı Kanunun Geçici 20 nci maddesi kapsamındaki bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personeli için kurulmuş bulunan sandıkların iştirakçileri ile aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahiplerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna devir tarihini belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Devir tarihi itibarıyla sandık iştirakçileri bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar”.
Yardım Sandıklarının statüsünü düzenleyen 506 sayılı SSK’un Geçici 20. maddesi uyarınca “Bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları,borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personelinin malûllük, yaşlılık ve ölümlerinde yardım yapmak üzere, bu kanunun yayımı tarihine kadar tesis veya dernek olarak kurulmuş bulunan sandıklar, bu kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde: a) ilgili bulundukları banka, sigorta şirketi, reasürans şirketi, ticaret odası, sanayi odası, borsa veya bunların birliklerinin bütün personelini kapsayacak, b) Bu personelin, iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm, eşlerinin analık, eş ve çocuklarının hastalık hallerinde, en az bu kanunda belirtilen yardımları sağlayacak, c) Sandıkların statülerine tabi personelin bu madde şümulüne giren banka, sigorta şirketi, reasürans şirketi, ticaret odası, sanayi odası, borsa veya bunların birliklerinden birinden diğerine geçmesi halinde bu gibi personelin kendi sandıklarındaki müktesep haklarının da diğer ilgili sandığa veya aralarında kuracakları müşterek bir sandığa intikalini temin edecek, birer tesis haline getirildiği ve bunu tevsik eden statülerini, bu kanunun yayımı tarihinden en geç altı ay içinde Çalışma Bakanlığına verdikleri takdirde, bu teşekküllerin ve sandıkların personeli işbu kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmazlar. Şu kadar ki, bu sandıkların statüleri ve statü değişiklikleri Çalışma Bakanlığınca onaylanmak suretiyle tekemmül eder. Mali durumları da Çalışma, Maliye ve Ticaret Bakanlıklarınca müşterek kontrol ve murakabe edilir. Mali durumlarının kontrol ve murakabesi sonunda alınmasına bu Bakanlıklarca müştereken lüzum gösterilecek tedbirleri, sandıklar ve ilgili bulundukları teşekküller yerine getirmekle yükümlüdür. Sözü edilen sandıkların mevzuatına tabi olarak geçen hizmetler ile emekli sandıkları kanunlarına veya malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olarak geçen hizmetler yazılı istek halinde, 5/1/1961 tarihli 228 sayılı kanunun aylık bağlanmasına ilişkin esasları dairesinde birleştirilerek tahsis yapılır. (Ek fıkra: 13/2/2011-6111/53 md.) Birinci fıkranın (b) bendinin uygulanmasında, yardımların sağlanması ve bağlanması yönünden alt sınırın belirlenmesinde muadil miktar karşılaştırması esas alınır. Ancak, gelir ve aylıkların artırılmasında 506 sayılı Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıkların artırımına ilişkin hükümler devir tarihine kadar uygulanmaz. 5510 sayılı Kanunun Geçici 20 nci maddesinin on ikinci fıkrasında yer alan sınırlama dahilinde sandıkların kuruluş senetlerinde yer alan hükümler ve sandıkların uygulamaları saklıdır. Bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten önceki artışlarda ve görülmekte olan davalar hakkında da uygulanır”.
6. Davacı vakfın, vakfın senedinin 3. ve 4. maddeleri incelendiğinde, iştirakçilerine 506 ve 5510 sayılı Kanun uyarınca getirilen haklardan yararlandırılacağı anlaşılmaktadır.
7. Anayasa’nın 10. maddesi uyarınca, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir(1. fıkra)”. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar (son fıkra). Anayasanın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi aynı hukuki durumda bulunanların aynı kurallara tâbi olmasını gerektirir. 
Anayasada öngörülen eşitlik herkesin aynı hak ve yükümlülüklere sahip olması anlamında değildir. Eşitlik her yönüyle aynı hukuki durumda olanlar arasında söz konusudur. Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kurallara bağlı tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi ihlal edilmiş olmaz”(Anayasa Mahkemesi, 31.10.2013 tarihli E.2013/23, K.2013/123, sayılı karar, R.G.15.03.2014 – 28942).
8. Vakıf statüsündeki yardım sandıklarının hukuki konumu:
Anayasanın 60. maddesi, sosyal güvenliği sağlayacak tedbirleri alma ve teşkilâtı kurma ödevini devlete yüklemiştir. Her ne kadar sosyal güvenlik kurumlarının bizzat devlet tarafından kurulması asıl olsa da malî kaynaklarının yetersizliği halinde devlet sosyal güvenlik örgütlerini, kurdurmak yoluna da gidebilir. Zira devlete yüklenen bu anayasal görev, yine aynı anayasayla devletin mali olanaklarıyla sınırlı tutulmuştur (m.65).Bunun en temel örneklerinden birini vakıf ya da dernek şeklinde örgütlenen özel yardımlaşma sandıkları oluşturur. Gerçekten de devlet, sosyal güvenlik çatısı altına alamadığı kişilerin kurmuş oldukları bu nitelikteki yapılara izin vermiş ve onları yasal düzenlemelerle güvence altına almıştır. Bu anlamda Geçici 20. maddede düzenlenen sandıklar aslında, devletin sosyal güvenliği sağlama ödevini onun adına yerine getiren kuruluşlardır(Y10HD.12.12.1989, 1989/5047-9068, (Yargıtay Kararları Dergisi, 1990/4, 560-564). Bu yapıları nedeniyle anılan kuruluşlar, isteğe bağlı olan sandıklardan farklı olarak, üyelerinin zorunlu sosyal güvenlik kurumu niteliğindedir(Müjdat Şakar, Sosyal Sigortalar Uygulaması El Kitabı, … 2002, 66. Coşkun Saraç, Sosyal Sigortalar Hukukunda Kuruluş ve Üyelik Yönünden Banka, Sigorta Sandıkları, Çimento İşveren Dergisi, Kasım 2004, 38). Nitekim öğretide, daha önce özel hukuk hükümlerine göre kurulmuş bulunan bu sandıkların,Geçici 20.maddede düzenlenerek kamu hukuku alanına çekildikleri, bu şekilde de bir anlamda sosyal güvenlikteki dağınıklığa son verildiği kabul edilmektedir(Utkan Araslı, Sosyal Güvenlik ve Sosyal Sigortalar, C.2, … 2002, 1520. Yazara göre tümüyle özel hukuk alanında oluşturulan bu sosyal güvenlik kuruluşları, kendi statülerini korurken Devletin de vesayeti altına sokulmuş, sosyal güvenliğin sağlanması yolunda karma bir sistem ortaya çıkarılmıştır. Akın, L. 4784 sayılı Yasa ile Getirilen Sosyal Destek Ödemesi Karşısında Banka Zorunlu Sandıklarının Durumu. AÜHFD Yıl 2005 s: 100 vd).
9. 5510 sayılı Kanunun ek 18. maddesindeki düzenleme ile kanun kapsamındaki gelir ve aylık bağlananların (emeklilerin) yılda iki kez dini bayramlar için ikramiye ödenmesinin ve bu gelir ve aylıkları alanlara kurum tarafından ödenen bu ikramiyelerin kurumun başvurusu halinde, Hazinece karşılanacağı kurala bağlandığı açıktır. 506 sayılı Kanunun Geçici 20. maddesi kapsamında davalı bankanın yardım sandığı vakfından aylık bağlanan davacı da gerek Vakıf statüsü ve gerekse 5510 sayılı Kanun kapsamında ikramiye ödenmesi kurala bağlanan kişiler gibi aynı hukuki durumdadır. Dolayısı ile İlk Derece Mahkemesinin, Bölge Adliye Mahkemesi ve temyiz üzerine çoğunluğun davacı yardım sandığı vakıf iştirakçisinin bayram ikramiyesinden yararlanabileceği yönündeki kabulü, hem açıklanan mevzuat hükümlerine hem de Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi düzenlemesine uygundur.
10. Ancak İlk Derece Mahkemesinin Hazine yönünden “iştirakçilere ödenecek ikramiyeleri karşılamak amacıyla gerekli olan tutar, yazılı talebe istinaden ayrıca fatura aranmaksızın Hazinece Kuruma ödenir” düzenlemesi yönünden ilk derece mahkemesinin ret gerekçesi ve bu gerekçeyi kaldıran ve Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi tartışılmadan Hazine yönünden esastan ret kararının çoğunluk görüşü ile onanması kararına katılınmamıştır.
11. Zira, nasıl ki aynı hukuki duruma sahip gelir ve aylık bağlananlara bayram ikramiyesi ödemesi eşitlik ve yasal düzenleme uyarınca yapılması gerektiği kabul edilmiş ise 5510 sayılı Kanun ile aslında Sosyal Sigortalar Kurumuna devri kabul edilen, ancak henüz devri sağlanmayan Yardım Sandıklarının, kurumla aynı hukuki statüde olmalarının da kabulü gerekmektedir.
12. Her ne kadar yasal düzenleme nedeni ile davacı iştirakçi açısından doğrudan muhatap Yardım Sandığı ve bu davada Hazinenin davacı yönünden aktif husumeti yok ise de, Yardım Sandığı Vakfı’nın kurum gibi Hazineye başvurması halinde Hazinenin Vakıfça iştirakçilerine ödediği ikramiyelerin karşılığı bedeli Vakfın Hazine aleyhine açacağı davaya bırakılması gerekirdi. Vakfın iştirakçilerine ödeyeceği ikramiyenin Hazineden tahsili yolunun İlk Derece Mahkemesi kararı ile kapatılması açıkça yasaya ve usule aykırıdır. Zira 5510 sayılı Kanunun Ek 18. maddesindeki kurum ifadesi, bu şekli ile aynı kanun hükümlerine tabi olduğu kabul edilen Yardım Sandığı Vakfını da kapsamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesinin bu yöndeki gerekçesi ve yorumu isabetli olduğundan, çoğunluğun İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki kararını onaması hatalı olmuştur.