Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/4173 E. 2021/16822 K. 29.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4173
KARAR NO : 2021/16822
KARAR TARİHİ : 29.12.2021

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı ve fer’i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı ve fer’i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili, müvekkilinin 08.08.1983-17.02.1986 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II-CEVAP
Davalı vekili, müvekkilinin, yurtdışından döndükten sonra babası olan Nurettin Par’ın yanında bir süre sigortalı olarak çalıştığını, işletmeyi sonraki bir tarihte babasından devraldığını, 08.08.1983 tarihinde müvekkilinin işveren sıfatının bulunmadığından kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, davacının çırak statüsünde ve haftanın belirli günlerinde kursa gittiklerinden kısmi olarak çalıştığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Fer’i müdahil Kurum vekili, davanın hak düşürücü süreye uğradığını, 1984 ve 1985 yıllarında …sicil sayılı işyerinden davacı adına yapılan bildirimlerin iptal edildiğini, anılan işyerinin işveren … adına kayıtlı ve 1397 Sk. No:3/A Kahramanlar/… adresinde faaliyet gösteren “oto tamiri rot balans” işyeri olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen unvan ile davacının bahsi geçen işyerindeki unvanların benzerlik göstermekle birlikte işyeri adreslerinin farklı olduğunun tespit edildiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
“Davacının davasının kabulüne;
Davacının davalı iş veren …’a ait 5022.35 sicil sayılı iş yerinde davalı kurumca iptal edilen 1984/1. dönemdeki 120 günlük, 1984/2. dönemdeki 120 günlük, 1985/1. dönemdeki 120 günlük çalışmalarının tüm sigorta kollarına tabi çalışma kabul edilerek tekrar sigortalı hizmet cetveline işlenmesi gerektiğinin tespitine;
08/08/1983-17/02/1986 tarihleri arasında 506 sayılı yasanın 2. maddesi anlamında hizmet akdine dayalı olarak asgari ücretle 894 gün çalıştığı, 390 günlük çalışmasının kuruma bildirildiği, 504 günlük çalışmasının bildirilmediğinin tespitine,
Buna göre sigortalılık başlangıç tarihinin 506 sayılı yasanın 60/G maddesi uyarınca 18 yaşını doldurduğu 26/07/1985 olarak kabul edilmesi gerektiğinin tespitine” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
“1-) … 12. İş Mahkemesi’nin, 13.02.2020 tarihli, 2017/5 E, 2020/51 K. kararına yönelik davalı vekili ile fer’i müdahil Kurum vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili, kararın eksik incelemeye dayalı olduğunu beyanla, davaya konu kararın bozulmasını talep etmiştir.
Fer’i müdahil Kurum vekili, kararın eksik incelemeye dayalı olduğunu beyanla, davaya konu kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1) Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Yasanın geçici 7. maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu tür aidiyet ve tespit davalarında gerçeğin tam olarak saptanması için, işin kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde etraflıca araştırılması gereği ortadır. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.
01.10.2011 günü yürürlüğe girerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu yürürlükten kaldıran 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taraf ehliyeti” başlığını taşıyan 50’inci maddesinde, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu belirtilmiştir. Buna göre taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Medeni hukuktaki haklara ve borçlara sahip olma ehliyeti hak ehliyetini oluşturmakta, gerçek ve tüzel kişiler bakımından geçerli olmaktadır. Hak ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 28’inci maddesinde ise, kişiliğin, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayıp ölümle sona erdiği ve çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde ettiği hüküm altına alınmış olup, gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti ölümle sona erdiğinden, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinde, taraf ve dava ehliyetine sahip olunması, dava şartı olarak düzenlenmiş ise de; anılan Yasanın tarafta iradi değişikliği düzenleyen 124/3. maddesinde, maddi bir hatadan kaynaklanan ve ya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edileceği belirtilmiştir.
Dosyanın tetkikinde; davacının çalışmalarının geçtiğini iddia ettiği işyerinin Nurettin Par adına kayıtlı 5022 sicil numaralı işyeri olduğu, davalı adına kayıtlı olan işyerinin ise 1268163 sicil numaralı, farklı bir adreste bulunan, 2005-2013 tarihleri arasında kurum tarafından kanun kapsamında sayılan başka bir işyeri olduğu anlaşılmakla; yapılması gereken iş, işyerinin dava dışı Nurettin Par adına kayıtlı olması karşısında davanın ona, ölmüş olması halinde mirasçılarına HMK 124. maddesi uyarınca usulüne uygun husumet yöneltilmesi için davacıya süre verilip taraf teşkili sağlanmasıdır.
2) Eldeki dava dosyası incelendiğinde, Mahkemece, davacının hizmet akdine tabi olarak davalıya ait işyerinde çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de yapılan araştırmanın hüküm kurmaya elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.
506 sayılı Kanun’un 2’nci maddesine göre sigortalılık niteliği, hizmet akdinin kurulması ve 6’ncı madde gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. Aynı Kanun’un “Sigortalı Sayılmayanlar” başlıklı 3/II-B maddesinde; “Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu Kanunun 35’inci maddesi hükümleri uygulanmaz.” hükmü öngörülmüştür.
Atıf yapılan ve dava konusu dönemde yürürlükte bulunan özel kanun olan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 3. maddesi, çırağı; “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” olarak tanımlanmıştır.
Anılan Kanun’un “Çıraklık Şartları” başlıklı 10’uncu maddesine göre çırak olabilmek için,
a)14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak. (Bu bentte yer alan “onüç yaşını” ibaresi, 16/8/1997 tarih ve 4306 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle “ondört yaşını” olarak değiştirilmiştir.)
b)En az ilköğretim okulu mezunu olmak.
c)Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak gerekmektedir.
Ancak, 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabilir. Kanun’un 13’ncü maddesi hükmüne göre ise; “Bu Kanunun uygulandığı yer ve meslek dallarında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun çıraklık sözleşmesine dair hükümleri ile 18 yaşını doldurduktan sonra sözleşmesi devam eden çıraklar hakkında 1475 sayılı İş Kanunu’nun, İşçi Sağlığı ve Güvenliği başlıklı beşinci bölümünde yer alan hükümleri dışındaki hükümler uygulanmaz.”
Bu hükümler çerçevesinde taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının uyuşmazlığa konu dönemde çırak olup olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılmalıdır.
Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Ancak çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
Sözü edilen öğrencilerin sigortalı sayılmamaları, “tatbiki mahiyetteki yapım ve üretim işleri” nin gördükleri öğrenimin doğal bir gereği olmasından ötürüdür. Bir başka anlatımla, bu işler -SSK anlamında sigortalı işçilerin gördükleri iş görünümünde bulunsalar bile- belirgin olarak öğrenim çevresine girmektedir. Bu bakımdan, bu gibi durumlarda, esasen bir hizmet akdinin varlığından söz edilemeyeceği için sigortalılık niteliği edinme hali de söz konusu değildir (Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi; …, 1977 Baskı, s;130).
Yukarıda yer alan mevzuat çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde, işyerinden verilen 1983-1985 yıllarına ait aylık sigorta primleri bildirgelerinde tüm çalışmaların çıraklık sigortası üzerinden bildirildiği, 1986 yılından itibaren uzun vadeli sigorta kollarından yapılan bildirimler üzerine davacının 1986/1-3. aylarda 15 gün, 4. ve 5. aylarda ise 20 gün üzerinden sigorta kaydının yapıldığı, kurum tarafından daha önce kabul edilen 1983-1985 yıllarına ilişkin bordroların sehven tüm sigorta kollarına tabi olarak hizmet dökümüne işlendiği tespit edildiğinden, ilgili dönem bordrolarının komisyon kararına istinaden iptal edildiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Çalışmanın çıraklığa ya da üretime dayalı olarak geçip geçmediği noktasında yapılan araştırma yetersiz olup, Mahkemece yapılması gereken iş, kuruma bildirilen ve çalışmaları iptal edilenler dahil olmak üzere dönem bordrolarında adı geçen kişilerin tanık olarak beyanlarının alınarak davacının çalışmalarının çıraklık kapsamında mı yoksa üretime dayalı olarak mı geçtiğinin belirlenmesi, tanık beyanlarının yeterli olmaması halinde komşu işyeri tanıkları tespit edilerek dinlenmesi, çıraklık sözleşmesi olup olmadığının araştırılarak, sözleşmede imzası olan veli/vasi de dinlenerek varılacak sonuca göre uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek bir karar verilmesinden ibarettir.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı ve fer’i müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine dair kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgilisine iadesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 29.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.