Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/5027 E. 2021/16458 K. 22.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5027
KARAR NO : 2021/16458
KARAR TARİHİ : 22.12.2021

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava rücûan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili ile davalı … mirasçılarından … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davanın yasal dayanağı 1479 sayılı Kanunun 63. maddesidir. Söz konusu maddeye göre, Bağ-Kur’un rücu hakkının doğabilmesi için, öncelikle 3. kişinin yani sigortalı dışında kalan bir başka kişinin suç sayılır hareketinin mevcut olması ve bu sebeple sigortalıya Kurumca yardım yapılması gerekir.
13.02.1988 tarihinde meydana gelen yangında ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan ölüm aylıkları nedeniyle oluşan Kurum zararının tahsili istemine ilişkin davada; hükme esas alınan kusur raporunda; davalıların murisi (cezada mahkum olan) … % 20, dava dışı klüp sahibi … % 80 oranında kusurlu bulunmuş, sigortalıya ise kusur atfedilmemiştir.
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi, (tam teselsül) yada birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi (eksik teselsül) uyarınca ve aynı yasanın 142. maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı tek bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda da, öğretideki eleştiriler doğrultusunda tam ve eksik teselsül ayırımı kaldırılmışsa da (61. madde gerekçesi), teselsül esasına dayanan sorumluluk ilkesine ilişkin düzenlemeler korunmuş ve anılan Kanun’un birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen 61. maddesinde de; “ Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” hükmü yer almıştır. Anılan Kanun’un 163. maddesinde de davacının , zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı tek bir dava ile isteyebileceği gibi sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebileceği öngörülmüştür Anılan yasanın 163. maddesi gereğince teselsül, ister yasadan, ister sözleşmeden doğmuş olsun, bu kuraldan yararlanmak için, zarara uğrayanın, talebi gereklidir.
Diğer taraftan, 27.02.2011 tarihli dava dilekçesinde açıkça müşterek- müteselsil sorumluluktan söz edilmiş olmakla, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 18. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 19. maddesi) ve Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen (gerçek maksat ve afaki iyiniyet kuralları) göz önünde tutularak, davacının, müşterek-müteselsilen ödetme isteği kabul edilerek, sonuca varılmak gerekir. Nitekim bu görüş Hukuk Genel Kurulunun 23/3/1966 gün ve 9/3 Esas, 80 karar sayılı ve 26/6/1983 gün ve 1981/9-533 Esas, 1983/724 Karar sayılı, 19/12/1986 gün ve 1985/4-822 Esas, 1986/1140 Karar sayılı ilamlarında da açıkça vurgulanmıştır.
Somut olayda, ise davacı Kurum isteminin teselsüle dayanmadığı anlaşılmakta olup, buna göre hükmü temyiz eden davalı mirasçılarından …’ın sorumluluğunun %20 kusur oranına göre temyiz etmeyen diğer mirasçılar yönünden ise davacı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek bir hüküm kurulmalıdır.
O hâlde, davacı Kurum vekili ile davalılardan … vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılardan …’a iadesine, 22.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.