Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/7921 E. 2022/13584 K. 02.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7921
KARAR NO : 2022/13584
KARAR TARİHİ : 02.11.2022

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
No :

Asıl ve birleşen dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle asıl davanın kısmen kabul ve kısmen reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekilinin istinafa başvurması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı işyerinde çalışırken 14/07/2013 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu yaralandığını, iş kazasının davalı işverenin ihmal ve kusuruyla meydana geldiğini, iş kazası nedeniyle müvekkilinin hem sağlığından hem işinden olduğunu, beyanla 2.000,00TL maddi tazminatın, 2.000,00TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile bu talebini artırmıştır.
Birleşen dava ile de 97.231,96 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsili talebinde bulunulmuştur.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazasının tamamen davacı sigortalının kendi kusurlu eylemleri, dikkatsizliği, tedbirsizliği, talimatlara uygun davranmaması nedeniyle meydana geldiğini, şirket içinde gerekli eğitimlerin verildiğini, davacının kazadan dolayı kalıcı maluliyetini gerektirecek bir durum olmadığını, tedavi sonucunda tamamen iyileşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu, manevi tazminat isteminin yersiz ve fahiş olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “A) Asıl dava yönünden,
Davanın kısmen kabul, kısmen reddine,
1-) 125.512,83-TL net maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 14/07/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-) Manevi tazminat talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine,
B) Birleşen dava yönünden,
Davanın kabulüne,
97.231,96-TL net maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 14/07/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “ 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca, davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde, davaya konu kazanın gerçekleşmesinde müvekkili şirketin kusuru bulunmadığını, Yerel mahkeme tarafından karara esas alınan kusur bilirkişi raporunun hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, davacının mesleğinde deneyimli bir işçi olduğunu ve kendisine gerekli eğitimlerin verildiğini, olayın oluş biçime bakıldığında davacının dikkatsiz ve özensiz olarak hareket etmesi nedeniyle söz konusu kazaya neden olduğunu, dolayısıyla işçinin kazanın oluşumunda ağır kusurlu olduğu ve kusur oranının %10’dan fazla olduğunun aşikar olduğunu, davacının talimatlara aykırı olarak çıkmış olduğu platformun çökmesi suretiyle dikkatsiz ve özensiz davranması nedeniyle geçirdiği kazanın, tamamen kendi kusuru ile meydana geldiğini, söz konusu kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, bu nedenle yerel mahkeme tarafından davacıya atfedilen %50 oranındaki kusur oranının tamamen hatalı olduğu, somut olayda müvekkili şirket tarafından iş sağlığı ve güvenliği uyarınca tüm eğitimlerin verildiğini, alınması gereken tüm güvenlik tedbirlerin alındığını, müvekkili şirket tarafından işçilere kişisel koruyucu malzeme verildiğini ve kullanımının da denetlendiğini, ek olarak forklift araçlarının tamamında da sensör bulunduğunu, müvekkilinin davranışları ile olayın meydana gelmesi arasındaki nedensellik bağının kesildiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin kastının, mevzuat hükümlerine aykırı veya suç sayılır bir hareketinin bulunmadığını, kazanın meydana gelmesinde davalıya atfı kabil bir kusur bulunmadığını, davacının olayın gerçekleşmesinde ağır kusuru bulunduğunu, kendisinden beklenen en temel ve basit özeni göstermediğini, Yerel mahkeme tarafından hüküm altına alınan maddi tazminat tutarının hesaplama yönteminin hukuka aykırı olduğunu, yasal süresi içinde işbu hatalı bilirkişi raporuna itirazları sunulmuş ise de yerel mahkeme tarafından hiçbir şekilde itirazlarının dikkate alınmaksızın bilirkişi ek raporu esas alınarak hüküm kurulduğunu, bilirkişi ek raporunda davacının zararı hesaplanırken davacıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ve sürekli iş göremezlik ödeneklerinin hesaplamadan indirilmediğini, davacının maluliyet oranının %34 olarak belirlendiğini ve işbu maluliyet oranına göre Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya hem geçici iş göremezlik ödeneğinin hem de sürekli iş göremezlik ödeneğinin bağlanmış olması gerektiğini, yine davacıya Kurum tarafından geçici iş göremezlik yardımı da yapılmış olabileceğini, bu nedenle davacının haksız zenginleşmesini önlemek amacıyla … tarafından davacıya yapılan ödemelerin zarar hesabından indirilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunda mükerrer ödemeye ve sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde hesaplamalar yapıldığını, maddi zarardan indirilmesi gerekenin … tarafından hüküm tarihine en yakın tarihteki artışlar dikkate alınarak hesaplanan tüm peşin sermaye değeri olduğunu, Bilirkişi raporunun bu hali ile hükme esas alınması durumunda; ilk peşin değer ile hüküm tarihine kadar yapılan artışları kapsayan en son peşin değer arasındaki fark yönünden davacı lehine mükerrer yararlanma durumu meydana geleceğini, bunun da davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacağını, dolayısıyla bilirkişi raporunda gerçekleştirilen hesaplamanın bu yönüyle de hatalı olduğunu, Bilirkişi raporunda; … tarafından davacıya yapılan ilk peşin sermaye değeri ödemesinin müvekkili şirkete atfedilen %90 oranındaki kusura göre yeniden tespit ederek müvekkili şirkete atfedilen kusur oranında tazminat hesabından indirildiğini, ancak bilirkişi raporundaki işbu hesaplamanın tamamen hatalı olduğunu, zira tazminat belirlenirken hesaplanan zarardan en son peşin sermaye değerinin tamamının düşülmesi gerektiğini, ancak raporda kusura isabet eden kısmının düşülmesinin hatalı olduğunu, Yerel mahkeme tarafından, karar gerekçesinde bilirkişi raporuna atıf yaparak rapordaki tespitlerin tekrar edilmiş olmasının karar gerekçesinin açıklandığı manasına gelmediğinden karar usule aykırı olduğunu, Mahkemece karar gerekçesinin hiçbir bir şekilde açıklanmadığını, Bilirkişi raporuna atfın kararın gerekçeli olduğunu göstermediğini, gerekçesiz karar yazılmasının adil yargılanma hakkının ihlali olduğundan bahisle kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
1-Usuli kazanılmış hak (Usuli müktesep hak) kavramı davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre somut olayda, sigortalının davalı şirkette çalıştığı sırada 14.07.2013 tarihinde davalı şirkete ait fabrika içinde su pompalama ve filtreleme bölümü üzerinde yaklaşık 3-3,5 m yükseklikte yeni montajı yapılan asma kat sac platformu üzerinde bir başka kaynak ustası ile birlikte kaynak işi yaparken platformdan su motorlarının üzerine yüksekten düşmesi neticesinde, %34 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, mahkemece tek bilirkişiden alınan 06.03.2017 tarihli ilk kusur raporunda davalı işverenin iş kazasının gerçekleşmesinde %90 davacının %10 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş, itiraz üzerine ve Bölge Adliye Mahkemesinin buna ,istinaden 26.06.2019 tarihli kaldırma kararı üzerine bu defa 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan 06.01.2020 tarihli kusur raporunda da davalı işverenin %90, davacı işçinin ise %10 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği olayın gerçekleşme şekline işçinin yaşı ve kıdemine göre alması gereken tedbirler de dikkate alındığında bu son kusur raporunun dosya kapsamına uygun düştüğü anlaşılmaktadır. Devamla Mahkemece ilk kusur raporu dikkate alınarak hesap bilirkişiden alınan 25.05.2017 tarihli hesap raporunda davalı işverenin %90 kusurlu olduğunun kabulüne göre davacı sigortalının maddi tazminat alacağı 125.512,83 TL olarak hesap edilmiş, davacı vekili bu rapora itibar edip dava dilekçesindeki maddi tazminat istemini iş bu raporda tespit edilen miktara ıslah etmiştir. Bu yönle davalı lehine iş bu hesap raporundaki veriler yönünden usuli kazanılmış hakkın doğduğu anlaşılmışken; hesap bilirkişiden alınan 17.02.2020 tarihli raporda önceki hesap raporunda davalı lehine doğan usuli kazanılmış hak ihlal edilerek işlemiş (bilinen devre tarihi) 31.12.2017 tarihinden 31.12.2020 tarihine çekilmek asgari ücretteki değişiklikler re’sen rapora yansıtılmak suretiyle davalı işverenin %90 kusuruna göre davacı sigortalının maddi tazminat alacağının ıslah edilen miktarın üzerinde 222.405,18 TL olarak tespit edildiği,davacının da 19.02.2020 tarihinde açtığı ve işbu dava dosyası ile birleşen ek dava ile de 97.231,96 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte talep ettiği, nitekim mahkemece de iş bu son hesap raporuna itibar edilmek suretiyle davacı sigortalı lehine,asıl dava yönünden 125.512,83 TL, birleşen dava yönünden de 97.231,96 TL maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmakta ise de varılan sonuç davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olup usul ve yasaya aykırı olmuştur.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece, 25.05.2017 tarihli hesap raporuna davalı tarafça itiraz olunduğundan davalı lehine usuli kazanılmış hak doğmakla, daha sonra alınan 17.02.2020 tarihli hesap raporu ile belirlenen ek 97.231,96 TL’lik kısım yönünden açılan ve asıl dava ile birleşen ek davanın kabulüne karar verilmiş olması, davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlali olmakla, yerinde değildir.
2-Öte yandan, alınan 25.05.2017 tarihli hesap raporunda, …’dan ödenen geçici iş göremezlik gelirinin rücuya kabil kısmının (%90 oranı) hesaplanan maddi tazminat tutarından tenzil edilmediği anlaşılmakla; iş bu raporda esas alınan …’dan ödenen geçici iş göremezlik gelirinin rücuya kabil kısmını da (%90 oranı) tenzil etmek suretiyle davacının maddi tazminat alacağı hakkında bir karar vermekten ibarettir.
3-Kabule göre de; dava dilekçesinde davacının sürekli iş göremezlik oranının tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olmadığından ve davanın belirsiz alacak davası olduğundan bahisle fazla ilişkin haklarını saklı tutarak 2.000 TL tutarında manevi tazminat talebinde bulunan davacının bu talebinin mahkemece hukuki yarar yokluğundan bahisle usulden reddi hatalıdır.
Manevi tazminat talebinin bölünemeyeceği ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği gözetilip ileride dava açma hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz bulunmuştur.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin, davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12/11/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.