YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/854
KARAR NO : 2022/409
KARAR TARİHİ : 11.01.2022
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
İlk Derece
Mahkemesi : … İş Mahkemesi
Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 06.08.2011 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin istemi saklı kalmak üzere 50.000 TL maddi tazminat ile 100.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili ıslah dilekçesiyle; maddi tazminat istemini 50.612,56 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davanın zamanaşımına uğradığını, davacının … 3. Noterliğinin 5 Şubat 2014 tarih ve 731 yevmiye nolu ihtarname ile 1.600 TL ücret aldığını ikrar ettiğini, bu nedenle dava dilekçesinde 3.000 TL ücret aldığını iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu, davacının taleplerinin yersiz ve mesnetsiz olduğunu, davanın usulden ve esastan reddedilmesi gerektiğini talep ve beyan etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “1-Davanın Kısmen Kabulü Kısmen Reddi ile,
1-Maddi tazminat olarak toplam 50.612,56 TL’nin kaza tarihi olan 06/08/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte hesaplanarak davalı şirketten alınarak davacı …’a ödenmesine,
2-Manevi tazminat olarak toplam 15.000,00 TL’nin kaza tarihi olan 06/08/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte hesaplanarak davalı şirketten alınarak davacı …’a ödenmesine, Fazlaya ilişkin istemin reddine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “1-İlk derece mahkemesinin kararının yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından 6100 sayılı HMK’nun madde 353/1-b.1 hükmü gereğince davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: Hükme esas kusur raporunun hatalı olduğunu, müvekkiline verilen kusur oranın yüksek olduğunu, müvekkilinin maddi zararının hükmedilenden daha fazla olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın ise az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: maluliyet oranı %7,1 olarak tespit edilmiş olması nedeniyle sürekli iş göremezlik nedeniyle hesap yapılmasına gerek olmadığını, hesap raporunda esas alınan bakiye ömür tablosunun açıkça belli olmadığını, hesaba esas ücretin 1.600 TL olarak esas alınması gerekirken emsal ücrete itibar edilmesinin hatalı olduğunu, davacının tam kusurlu olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Uyuşmazlık, meydana gelen iş kazasında davacı sigortalı ve davalı işverenin kusur oranlarının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makineleşmenin artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
Anayasanın 17. maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.” “İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu maddeye göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, olay tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre; “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.” düzenlemesi yer almıştır.
Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
Mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Diğer yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Somut olayda davacı sigortalının, davalı şirkete ait işyerinde ziraat mühendisi olarak çalıştığı, olay günü süt hayvanları için dışarıdan gelen yem balyalarını kontrol ettiği ve balyaların yırtık olanlarını bantladığı sırada, üst üste dizili vaziyetteki balyalardan birinin bacağı üzerine düşmesi neticesinde davaya konu iş kazasının gerçekleştiği, mahkemece hükme esas alınan her iki kusur bilirkişi raporunda da olayın gerçekleşmesinde davalı işverenin %50, davacı sigortalının %50 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; öncelikle, davalı işyerinde ziraat mühendisi olarak görev yapan davacı sigortalının, kazaya sebep olan yem balyalarının istiflenmesinde ne şekilde sorumluluğunun bulunduğu, istifleme yapan işçiler üzerinde emir ve talimat vermek suretiyle yönlendirmede bulunmak gibi bir yetkisinin bulunup, bulunmadığı hususunda gösterilen deliller incelenip irdelenmek suretiyle bu olgu açıklığa kavuşturulduktan sonra, iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A Sınıf iş güvenliği uzmanı heyetten rapor almak, alınacak raporda, davacı sigortalının yukarıda açıklanan şekilde yem balyalarının istiflenmesi konusunda sorumluluğunun olmadığı, istifi yapan işçiler üzerinde emir ve talimat vermek suretiyle istifin yapılması noktasında bir yönlendirmesinin olmadığının anlaşılması halinde, olayın gerçekleşmesinde davalı işverenin daha fazla oranda kusurlu olacağı, aksi durumun varlığı halinde ise davacının daha fazla oranda kusurlu olacağı kabul edilerek, sonucuna göre kusur oranlarının tespiti sağlandıktan sonra, düzenlenecek bu raporla beraber dosya kapsamında bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilmek, var ise taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da dikkate alınarak, sonucuna göre davacının maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında usule uygun bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde oluşa uygun düşmediği anlaşılan kusur raporuna itibarla hüküm tesis hatalı olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacı ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilerek, bozma sebebine göre tarafların temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin, davacı ve davalının istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ve davalıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 11.01.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.