Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/8922 E. 2021/15522 K. 07.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8922
KARAR NO : 2021/15522
KARAR TARİHİ : 07.12.2021

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi

Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalılar vekillerinin istinafa başvurması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince davalı taraf istinaf istemlerinin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen kararın davacı ve davalı taraf vekilleri tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Temyiz konusu hükme ilişkin dava, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili sigortalının 01.10.2006 tarihinde meydana gelen iş kazası neticesinde asıl dava dosyasında manevi tazminat hakkı ve fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 1.000,00 TL maddi tazminatın, birleşen dava dosyasında ise fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 110.000,00 TL maddi tazminat ile 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
II- CEVAP:
Davalı … vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin kentsel dönüşüm planları çerçevesinde elektrik trafolarının boyanması işini belediyelerden ihale ile aldığını, bu işler esnasında dekoru yapılacak trafonun astar boyası olarak düz boya yapımını ve kolon dekorları yapım işini bazı işlerde istisna akdi ile çalışacak üçüncü şahıslarla anlaşmakta ve bu kişiler söz konusu ön hazırlığı yaparak trafoyu müvekkilin çalışmasına uygun hale getirdiğini, davacının da bu şekilde müvekkilin ihale ile aldığı bazı işlerde ön hazırlık kapsamında istisna akdi ile malzeme ve tüm masrafların kendisi tarafından karşılanması da dahil olarak düz boya ve kolon dekorları işlerini yapmakta ve müvekkile teslim etmekte bunun karşılığında ise anlaştıkları ücreti aldığını, davacı ile müvekkil arasında hizmet akdi söz konusu olmadığını, kazanın meydana geldiği trafonun da dahil olduğu boya ihalesi diğer davalı Samandıra Belediyesi tarafından 20.09.2006 tarihinde sonuçlandırıldığını, ihalenin 02.12.2006 tarihinde yapıldığını, kaza tarihi olan 01.10.2006 tarihinde iş yapılacak yerler henüz teslim edilmediği gibi sözleşme dahi imzalanmadığını, müvekkil ile davacı arasında kazanın olduğu Trafonun boyanması konusunda da bir anlaşma olmadığını, davacı diğer işlerden olan alacağını almak için yanına geldiğinde ihale konusu olan trafoların nerede olduğunu da öğrendiğini ve daha önceden aldığı işlerden cesaret alarak tamamen kendi inisiyatifi ile müvekkilinin kazandığı ihalenin içinde olan trafonun boyanması işini yapmaya çalıştığını, davacı ile müvekkilinin arasında bir hizmet akdi söz konusu olmadığını, istisna akdi olması nedeniyle davanın reddini savunmuştur.
Davalı … Belediyesi Başkanlığına devrolan …Belediye Başkanlığı vekili cevap dilekçesini özetle; belde dâhilindeki 10 adet trafonun görüntü ıslahı işinin ihale ile anahtar teslimi olarak …’a verildiğini, davacının Turkon Garajı içindeki trafonun boyanması işine yer tesliminden önce idarenin bilgisi dışında ve iş güvenliği kurallarına uymadan başladığını, kazadan dolayı Belediyeye sorumluluk yüklenemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “1-Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile;
A-Toplam 79.884,52 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 01.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
B-10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 01.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
2- Harçlar yönünden;
a-Harçlar kanunu gereğince alınması gereken 6.140,01 TL harçtan peşin alınan 13,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 6.126,51 TL harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irad kaydına,
b-Davacı tarafından dava açma sırasında peşin olarak yatırılan toplam 26,60 TL harcın (harç her zaman haksız çıkan taraftan kabul edilen dava değerine göre alındığından) yargılama gideri olarak davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” şeklinde gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesi özetle“Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına, hükme dayanak alınan kusur ve hesap bilirkişi raporlarına göre, ilk derece mahkemesinin, davalılar vekillerinin tüm istinaf sebeplerini karşılar, davacı vekilinin ise manevi tazminatı talebi yönünden manevi tazminat miktarının çok düşük olduğu yönündeki istinaf istemini karşılar mahiyetteki karar ve gerekçesinin dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davalılar vekillerinin ve davacı vekilinin bu yöndeki istinaf istemlerinin tümüyle reddi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Davacı vekilinin birleşen dava yönünden dava açma sırasında peşin alınan harç ve yargılama giderleri kapsamında birleşen Kartal 4. İş Mahkemesinin 2009/1446 Esas sayılı dosyasındaki 2.835,00TL peşin harç ve 15,60TL başvurma harcının nazara alınmaması yönündeki istinaf isteminin yerinde olduğu, bu yönde kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiği kanaatine varılmıştır.” gerekçesiyle, özetle “Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile; …. İş Mahkemesi’nin 06/01/2021 tarih 2020/149 Esas, 2021/26 Karar sayılı kararının kaldırılmasına,
A- Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü ile
A-Toplam 79.884,52 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 01.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
B-10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 01.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
– 492 sayılı Yasa gereğince alınması gereken karar ve ilam harcı olan 6.140,01TL harçtan peşin alınan 2.848,50TL nin mahsubu ile bakiye 3.291,51TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
2-) Davalı tarafların istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,” şeklinde karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle: maddi tazminatın hesabına esas alınan ücretin az tespit edildiğini davacının ustabaşı olduğu hususunun dikkate alınması gerektiğini, hükmedilen manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı … vekili temyiz dilekçesinde özetle: istinaf incelemesinin yeterli olmadığını kararın yeterli gerekçe içermediğini, kusur oranlarının aidiyeti için Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı sonrası aynı heyetten ek rapor alınmasının hatalı olduğunu, davacı ile arasında işçi, işveren ilişkisi olmadığını, davacının işe başlama aceleciliği ve tedbirsizliği sonucu kazanın meydana geldiğini ağır kusurun davacıda olduğunu, hesaba esas ücretin fahiş olarak belirlendiğini, sürekli iş göremezlik oranı olarak tespit edilen %9’luk oranı kabul anlamına gelmemekle birlikte; bu oranın davacının hayatını etkileyecek bir oran olmadığından tazminat hesabına gerek olmadığını, müştereken ve müteselsilen hüküm kurulmasının mümkün olmadığını davacı ile arasında işveren ilişkisi bulunmadığını, manevi tazminat fazla odluğunu, yargılamanın uzamasına davacı sebep olduğundan işletilen faizin ve hükmedilen yargılama giderlerinin müvekkiline yüklenemeyeceğini, ihtiyati tedbirin kaldırılması istemiyle kararın bozulmasını talep etmiştir
Davalı … vekili temyiz dilekçesinde özetle: istinaf incelemesinin yeterli olmadığını kararın yeterli gerekçe içermediğini, davacının %100 oranında kusurlu olduğunu, müvekkilinin işveren olmadığını ihale makamı olduğunu- husumet yöneltilemeyeceğini, asıl- alt işveren sıfatı olmadığını, sözleşme gereği zararı gidermesi gereken kişinin yüklenici olduğunu, bakiye ömrün fazla hesap edildiğini, manevi tazminatın fazla olduğunu, kusur raporunun hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Dava, iş kazası sonucu sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
1- Öncelikle davalılar arasında asıl alt işveren ilişkisi olduğu sabit olmakla beraber; kusur oranlarının aidiyeti noktasında uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.
Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makineleşmenin artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.
İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.
Anayasanın 17. maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.
818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinde; “İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.” “İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu maddeye göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun “İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri” kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre; “İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.” düzenlemesi yer almıştır.
Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.
Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.
Mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Diğer yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, tanık beyanlarına göre 01.10.2006 tarihli olay günü, hafif yağmurlu havada davacının ekip başı olarak çalıştığı ve işçilerin belediyeden boyama işini yükümlenen … işçileri olarak trafonun dış kısmını boyadıkları, olay gerçekleşmeden önce tanık Mehmet Yavuz’un davacıya trafodaki elektriğin kesilip kesilmediğini sorduğu, davacının olay gününün Pazar günü olup kesilip; kesilmediğini bilmediğini beyan ettiği ve davacının trafodan çıplak kabloların çıktığı yeri rulo fırçayla boyadığı sırada, rulo fırçanın elektrik telleriyle ark yapması neticesinde elektrik akımına kapılarak iş kazası geçirdiği sabittir. Bu açıklamalardan davacı sigortalının boyama işini yaptığı trafodaki elektriğin kesildiğinden emin olmadan, elindeki rulo fırçayı tellerle ark yapacak mesafede tutmak suretiyle, boyama işini yürüttüğü ve bu şekilde kişisel güvenliğini açıkça tehlikeye attığı sabit olmasına karşın, hükme esas alınan kusur raporunda davalı …’a %60, davalı … Başkanlığına %20 kusur verilmişken davacıya da %20 oranında müterafik kusur verilmesi hatalı olup; davacının iş kazasının gerçekleşmesinde belirlenen kusur oranın açıkça az olduğu anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece yapılacak iş olayın gerçekleşme şekli, yukarıda izah edilen anlatımlar da gözetilerek somut verilere dayalı ve olayın akışına uygun kusur oranlarının belirlenmesi açısından dosyanın iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A sınıfı İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanlarından oluşturulacak heyete tevdi ederek, kusur oranlarının açıklanan veriler göz önüne alınmak suretiyle belirlenmesini istemek, belirlenecek kusur oranlarını dikkate alarak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözetmek suretiyle, sonucuna göre davacının tazminat istemleri hakkında usule uygun bir karar vermekten ibarettir.
Bölge Adliye Mahkemesince, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bozma sebeplerine göre bu aşamada davacı ve davalı taraf vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılara iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 07.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.