Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/930 E. 2021/16360 K. 21.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/930
KARAR NO : 2021/16360
KARAR TARİHİ : 21.12.2021

Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi

Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davalı vekilinin istinafa başvurması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi …. .Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içersinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 09.05.2010 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı olmak üzere 50.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili: 29.03.2019 tarihli celsede: 28.03.2019 tarihli hesap raporunun tebliğ edilmesi üzerine davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Takip eden 17.05.2019 tarihli celsede ise davalının bu rapora itirazlarını kabul etmediğini, davacının yazılı talimatı gereği bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin 02.12.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle ise maddi tazminat istemini 173.611,63 TL’ye artırdığı anlaşılmıştır.
II- CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının istemlerini zamanaşımına uğradığını, meydana gelen kazanın iş kazası olup olmadığının saptanması gerektiğini, olayın SGK’ya bildirilmediğini, davacıya iş kazası olayını SGK’ya ihbar etmesi ve iş kazasının tespiti davası açması için kesin süre verilmesi gerektiğini, vekil eden şirket yetkililerini iş sağlığı ve işçi güvenliği ile ilgili tüm önlemleri aldığını, meydana gelen olayda davalı şirketin kusuru ve sorumluluğunun bulunmadığını, davalı şirketin davacıya işini yaptığı sırada kullanması gerekli tüm koruyucu teçhizatları zimmetli olarak teslim ettiğini, davacının verilen teçhizatları kullanmayarak olayın meydana gelmesine neden olduğunu, davacının ağır kusurlu olduğunu, buna rağmen davacıya her türlü yardımın yapıldığını, davacı hesabına kaza anında 3.250,00 TL para yardım amacıyla ödendiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “Davanın Kısmen Kabulüne
Davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile; 173.611,63 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 09/05/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 37.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 09/05/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz oranı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Hükme esas alınan kusur ve hesap raporları oluşa ve dosya içeriğine uygundur. Birinci hesap raporunu düzenleyen bilirkişinin ehil olmadığı anlaşılmaktadır.
Asıl üzerinde durulması gereken husus müktesep hakkın ihlal edilip edilmediğidir. İstinaf eden süresinde verdiği istinaf dilekçesinde böyle bir iddiada bulunmamıştır. Süresinden sonra verdiği 05/01/2020 tarihli dilekçede bu husus ileri sürülmüştür. Belirtilmelidir ki davacı tarafın daha az tazminatının belirlendiği ilk rapora yönelik olumlu olumsuz yazılı bir beyanı olmamıştır. Bu taraf 29/03/2019 tarihli celsede zapta geçen beyanda davanın kabulünü talep etmiş, müteakip 17/05/2019 tarihli celsede ise ” davalının rapora itirazlarını kabul etmiyoruz, tanıklar işyerinde kendilerine koruyucu malzeme verilmediğini, iş güvenliği eğitim verilmediğini beyan etmişlerdir. Bu nedenle davalı tam kusurludur. Ancak dosyanın geldiği aşama ve davacının yazılı talimatı gereği bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminata hükmedilmesini, davacının sağ gözünün görme işlevini yitirdiği gözetildiğinde dava dilekçesinde talep etmiş olduğumuz manevi tazminata hükmedilmesini talep ediyoruz ” şeklinde beyanda bulunmuştur. Görüldüğü gibi anılan beyanın kusura yönelik olduğu izlenimi doğmaktadır.
Kaldı ki HMK’nın 355. Maddesi gereği istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılması gerekir. Davalı taraf süresinde verdiği istinaf dilekçesinde böyle bir talepte bulunmamıştır.
Bu itibarla sonuç olarak, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı” belirtilerek “1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince Esastan Reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: dosya içerisinde birbiri ile çelişen iki farklı rapor olmasına rağmen, çelişkileri giderici üçüncü bir rapor aldırılmaksızın hüküm kurulması usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, kusur raporunun hatalı olduğunu, zimmet evrakıyla gözlüğün teslim edildiğinin sabit olduğunu, illiyet bağı davacının gözlük kullanmaması nedeniyle kendi asli kusuruyla kesildiğini, dosyadaki maddi tazminat hesabını gösterir iki bilirkişi raporu arasında ciddi manada farklılıklar bulunduğunu, davacının kaza sonrası beş yıl gibi uzun bir süre müvekkil şirkette çalışmaya devam ettiği ve herhangi bir gelir kaybına uğramadığı değerlendirilmeksizin kaza sonrası çalışma yapılan bu dönemleri kapsar şekilde hesaplama yapılması ve hüküm kurulması hatalı olduğunu, hesap yönünden davacı vekili beyanıyla müvekkili lehine ortaya çıkan usuli kazanılmış hakkın mahkemece ihlal edildiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere, temyiz edenin sıfatıyla, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2-Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Taraflar arasında usuli kazanılmış hakkın varlığı konusunda uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.Usuli kazanılmış hak (Usuli müktesep hak) kavramı davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Öte yandan Usul Hukukuna tabi olan ilkelerden biri olan ve 6100 sayılı HMK’nun 25.maddesinde düzenlenen “taraflarca getirilme ilkesi” kapsamında Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkimin, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamayacağı gibi Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkimin kendiliğinden delil toplayamayacağı da açıktır.
Somut olayda, mahkemece hesap bilirkişiden alınan 28.03.2019 tarihli hesap raporu gereğince davacının maddi tazminat alacağının 22.233,23 TL olarak tespit edildiği, davacı vekiline raporun 29.03.2019 tarihli celsede tebliğ edildiği ve davacı vekilinin 17.05.2019 tarihli celsede, davalının bu rapora yönelik itirazlarını kabul etmediğini ve müvekkilinin yazılı talimatı gereği iş bu bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminata hükmedilmesini talep ettiğini beyan ettiği halde; ilk derece mahkemesince davalı itiraz üzerine hesap bilirkişiden alınan 11.11.2019 tarihli hesap raporu gereğince maddi tazminat alacağının 173.611,83 TL olarak tespiti üzerine, davacı vekilince yapılan ıslah talebine itibarla davalı lehine maddi tazminatın miktarı yönünden oluşan usuli kazanılmış hak ihlal edilmek suretiyle karar verildiği anlaşılmaktadır.
O halde mahkemece yapılacak iş, davacı vekilinin 17.05.2019 tarihli celsedeki beyanı dikkate alınarak, davalı lehine maddi tazminat miktarı yönünden oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek davacının maddi tazminat alacağı hakkında karar vermekten ibarettir.
Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesinin, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi gereği kaldırılarak ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de … Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 21.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.