YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9591
KARAR NO : 2021/14664
KARAR TARİHİ : 23.11.2021
Bölge Adliye
Mahkemesi : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
No : 2020/26-2020/103
İlk Derece
Mahkemesi : Elazığ İş Mahkemesi
No : 2013/858-2019/828
Dava, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davalı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili sigortalının 17.03.2013 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 5.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili ıslah dilekçesiyle maddi tazminat istemini 183.102,49 TL’ye artırmıştır.
II- CEVAP:
Davalı …. San. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; kazalının diğer davalı şirketinin işçisi olduğunu, diğer davalı şirket ile müvekkili şirket arasında yapılan sözleşmenin ilgili maddesine göre her türlü kazadan diğer davalı şirketin sorumlu olduğunun yazılı olduğunu, müvekkili şirketin kusurunun olmadığını, tüm kusurun kazalıya ait olduğunu, bu nedenle kendi kusuruna dayanarak zarar talep edemeyeceğini, davacının aylık ücretinin 2.500,00 TL olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.
Davalı…. Nak. Orman Ürn. Ltd.Şti.’nin vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının kazaya kendi dikkatsiz ve özensiz davranışlarının sebebiyet verdiğini, müvekkili şirket ve diğer davalı şirketin gerekli tüm önlemleri aldığını, davacının 2.500,00 TL ücret almasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının kalıp işçisi olduğunu, kalıp ustası olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesince; “Davanın kısmen kabulü ile, 183.102,49 TL maddi tazminatın , 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 17/03/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine” şeklinde gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “Davalılar vekillerinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı …. San. A.Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle: davada husumetin diğer davalıya ait olduğunu, müvekkilinin işveren sıfatı olmadığını, iş kazasının gerçekleşmesinde davacının tam kusurlu olduğunu, hesaba esas ücretin asgari ücret olarak esas alınması gerektiğini, diğer davalı tarafından davacıya yapılan ödemenin tenzili ile SGK tarafından geçici iş göremezlik döneminde yapılan ödemenin tenzili gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı…. Nak. Orman Ürn. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle : Maluliyetin tespiti için açmış oldukları dava dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, davacının tam kusurlu olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
A- Davalı taraf vekillerinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.
Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına gör parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek Madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”
HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E, 1990/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir
Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016-01.12.2016 tarihleri arasında 5.000 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530 TL; 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800 TL, 01.01.2020 tarihi sonrası için 72.070 TL’dir
Somut olay incelendiğinde, ilk derece mahkemesinin 07.10.2019 tarihli kararıyla davacı lehine 30.000 TL manevi tazminata hükmedildiği kararın davalı taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 29.01.2020 tarihli kararıyla istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği, bu hükmün davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edildiği gözetildiğinde HMK 110. Maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alındığında kesinlik sınırının her bir hüküm yönünden bağımsız değerlendirilmesi gerektiği gözetildiğinde davacı lehine hükmedilen manevi tazminat miktarının maddi tazminat hükmünden bağımsız olarak Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte olan 72.070,00 TL’lik temyiz (kesinlik) sınırının altında kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin temyiz istemlerinin kesinlik nedeniyle reddine, karar verilmiştir.
B- Davalı taraf vekillerinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dairemizin 24.06.2021 tarih ve 2020/7313 E- 2021/8985 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55. maddesinde, “ Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Adalet Komisyonu’nun 55. madde gerekçesine göre; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafik kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.”
Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanunun 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Somut olayda, davacı sigortalının 17.03.2013 tarihli iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğradığı ve kurum tarafından davacıya tespit olunan sürekli iş göremezlik oranı doğrultusunda, ilk peşin sermaye değeri 40.897,80 TL olarak hesap edilen iş kazası sigorta kolundan gelir ile geçici iş göremezlik dönemi için 2.724,00 TL tutarında ödeme yapıldığı, öte yandan davalılardan…. Nak. Orman Ürn. Ltd.Şti tarafından iş kazasının gerçekleştiği 2013 yılı içerisinde toplam 1.400,00 TL’lik ödeme yapıldığına dair dekontların ibraz edildiği, davacı vekiline 27.05.2014 tarihli celse ara kararı gereğince bu ödemelere dair beyanda bulunmasına ilişkin süre verildiği halde; davacı vekilinin beyanda bulunmadığı, hükme esas alınan 08.08.2019 tarihli raporda kurumca sürekli iş göremezlik nedeniyle bağlanan gelirin rucuya kabil kısmı tenzil edilmişken; geçici iş göremezlik ödeneğinin rucuya kabil kısmının tazminat alacağından tenzil edilmediği ve davalı tarafından yapılan ödemelerin de değerlendirilmediği anlaşılmıştır.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, davacı tarafa, davalı…. Nak. Orman Ürn. Ltd.Şti tarafından iş kazasından doğan tazminat alacağına mahsuben yapıldığı iddia olunan toplam 1.400,00 TL tutarındaki ödemelerin neye ilişkin olduğunu açıklaması için 6100 sayılı HMK’nun 94.maddesine uygun olarak sonuçları da açıklanmak suretiyle kesin süre vermek; söz konusu ödemenin iş kazası tazminat alacağına mahsuben yapılan ödeme olduğu anlaşılması halinde TBK 55. Maddesi hükmünü dikkate alarak hükme esas alınan 08.08.2019 tarihli hesap raporunda hesap edilen tazminat alacağından mahsup etmek; devamla davacıya SGK tarafından geçici iş göremezlik dönemi için yapıldığı anlaşılan ödemenin de TBK 55. maddesi kapsamında rucuya kabil kısmının hükme esas alınan 08.08.2019 tarihli hesap raporundan tenzil ederek sonucuna göre davacının maddi tazminat istemi hakkında usuli kazanılmış hakları gözeterek bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak, temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 23.11.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.