Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/9797 E. 2022/15847 K. 13.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9797
KARAR NO : 2022/15847
KARAR TARİHİ : 13.12.2022

Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
No :

Dava, iş kazasından sigortalının sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalılar vekillerinin istinafı üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında kısmen kabul ve kısmen redde dair karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 8.Hukuk Dairesince verilen karar davalılar vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I- İSTEM:
Davacı vekili 24.06.2015 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 17.03.2015 tarihinde iş kazası geçirmesi nedeniyle belirsiz alacak davası mahiyetinde fazlaya ilişkin talep hakkı saklı olmak üzere 10.000 TL maddi tazminat ile 75.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 27.09.2017 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 93.891,96 TL’ye artırmıştır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 12.07.2018 tarihli kaldırma kararından sonra yapılan yargılama esnasında 28.01.2020 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 216.623,00 TL’ye çıkarmıştır.
II- CEVAP:
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iş kazası geçirdiği zamanda müvekkillerinden … ve Tic.A.Ş.’nde işçi olarak çalıştığını, ve …’nın işveren olmayıp şirket ortağı olduğunu, sorumluluğun sadece davalı şirkete ilişkin olduğunu, 17.03.2015 tarihinde meydana gelen iş kazasının davacının ihmali ve işi savsaması yüzünden kamyonun kasasından inmeyerek uzaktan kumanda ile mermer bloğunu kamyon kasasından çıkarmaya çalışırken meydana geldiğini, işveren tarafından davacıya işin risklerinin anlatıldığını, gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin verildiğini, davacının 18 yıldır mermer atölyesinde ustabaşı olarak çalıştığını, bu sürede katrak makina operatörlüğü ve aynı zamanda uzun yıllardır forklift ehliyeti bulunduğunu, kazanın davacının ağır kusuru sonucu meydana geldiğini, istenilen manevi tazminat miktarının çok fahiş olduğunu, haksız zenginleşme aracı olarak kullanılmaması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III- MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk derece mahkemesi özetle: “davacının işçinin davalı şirkete ait işyerinde 17.03.2015 tarihinde gece vardiyasında çalışır iken kamyon ile getirmiş olduğu mermer bloğu kamyon kasasından indirmek için mermer bloğun iki ucunu bağlamış olduğu çelik halatları vince bağlayarak uzaktan kumanda ile kendisi kamyon kasası üzerindeyken indirme işlemi yaptığı sırada çelik halatlardan birinin mermer bloktan kurtulması üzerine mermer bloğun kayması sonucu sol bacağının mermer blok ile kamyon kasası arasına sıkışması sonucu yaralandığı, bu yaralanma sonunda SGK Başkanlığı … SGK İl Müdürlüğü … tarafından düzenlenen 16.09.2015 tarih ve 19336 sayılı raporu ile sürekli iş göremezlik derecesinin % 50 olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
Mahkememizce mahkememiz kararının ortadan kaldırmasına ilişkin karar ilamından önce ve sonra alınan ceza yargılaması sırasında alınan kusur bilirkişi kurulu raporu irdelenmek suretiyle alınan bilirkişi raporlarından davaya konu iş kazasının meydana gelmesinden davalı … İth. İhr. San. Ve Tic. A.Şirketininin % 70, kazanın gerçekleştiği fabrikanın müdürü ve işveren vekili olan davalı …’ün davalı şirketin kusur oranı içinde kalmak kaydı ile % 10 oranında kusurlu, davacı kazalı işçinin % 30 oranında kusurlu bulunduğunun, davalı şirketin ortağı bulunan …’ya atfı kabil kusur bulunmadığının bildirildiği anlaşılmış olup bu hali işe kazasının meydana gelmesinde davalı şirketin % 70, davalı şirketin işveren vekili olan davalı …’ün ise şirket kusuru içerisinde değerlendirelen % 10, kazazede işçinin % 30 kusurlu olduğu, davalı … Takvacı’nın kusurlu bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Mahkememizce alınan usul ve yasaya uygun, bilimsel verilere dayanan ve denetime elverişli kesinleşen % 50 maluliyet oranı, % 70 davalı şirket kusur oranı, SGK tarafından bağlanan rucüya tabi gelirler ve bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri, dava tarihinden önce dava yanca yapılan 5.000,00 TL’lik ödemenin mahsup edilmek suretiyle düzenlenen 13.11.2017 tarihli hesap bilirkişi raporundan davacının uğradığı iş kazası nedeni ile geçici ve sürekli iş göremezliğinden doğan maddi zararının 84.178,43TL olduğu anlaşılmış olup davacı yanca alınan rapordaki hesaplamaya itiraz edilmediği, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmayarak bilirkişi raporu doğrultusunda bedel artırımında bulunduğu, bu hali ile maddi tazminat miktarının davalı yan lehine kazanılmış usulü hak oluşturduğu dikkate alınarak 84.178,43 TL maddi zararının bulunduğu, davalı yanca davacı yanın bu zararının ortadan kaldırılmasına karar verilen mahkememiz dosyasının istinaf aşamasında iken icra takip baskısı olmadan ödendiği, ödemenin infaza yönelik olduğu, bu hali ile davacı yanın maddi tazminattan kaynaklı alacağı bulunmadığı anlaşılmakla artırılan kısma ilişkin davanın reddine, 84.178,43 TL’lik kısmının konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına; davacı işçinin maluliyet derecesi, kazanın meydana gelmesinde tarafların kusurları, davacının duyduğu elem ve ızdırap, tarafların sosyal ekonomik durumu, paranın alım gücü, manevi tazminatla sağlanmak isitenen durum, manevi tazminata ilişkin yerleşik uygulamalar dikkate alınarak 65.000,00 TL manevi tazminata karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar ortadan kaldırılan kararda mahkememizce 50.000,00 TL manevi tazminata hüküm altına alınmış ise ortadan kaldırma kararı ile mahkememiz kararının yok hükmünde olması, davacı işçinin maluliyet oranı ve tedavi süreci ve bir organını kaybetmiş olması dikkate alınarak manevi tazminatına hükmedilmiştir. Her ne kadar manevi tazminata ilişkin davalı yanca ödenme yapılmış ise de davacı yanca hükmedilen manevi tazminata ilişkin davacı yanın istinafı bulunması nedeni ile davalı lehine usulü kazanılmış hak oluşturmadığından hüküm altına almak gerekmiştir.
Davalı …’e ilişkin celbedilen işyeri kayıtları ve kesinleşen … 2.Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/716 E, 2016/387 K sayılı dosyasından davalının fabrika müdürü ve işveren vekili sıfatına haiz olup ceza dosyasında ve mahkememizce alınan bilirkişi kurulu raporlarından davaya konu iş kazasının meydana gelmesinde kusurlu olduğu anlaşılan davalının davaya konu kaza nedeni ile davacı işçinin uğradığı zararlardan sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.
Davalı şirkete ticaret sicil kayıtlarından iş kazasının gerçekleştiği ve dava tarihinden temsile yetkili kişinin davalı … olduğu anlaşılmış olup kesinleşen ceza dosyasında davaya konu iş kazası nedeni ile şahsi kusuru bulunmadığı belirtilerek beraat kararı verilen davalı …’nın Mahkememizce alınan kusura ilişkin 20.04.2019 ve 20.10.2019 tarihli raporlardan da meydana gelen iş kazası nedeni ile hukuki sorumluluğuna neden olacak bir kusuru bulunmadığından şirket ortağı sıfatı ile işbu davalıya dava yöneltilemeyeceğinden davalı hakkındaki davanın reddine karar vermek gerekmiştir.
Hüküm altına alınan manevi tazminat ve ödeme nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına karar verilen kısma ilişkin maddi tazminattan ortadan kaldırma kararı öncesi yapılan ödemeler dikkate alınarak davalı şirket ve davalı …’ün tahsilde tekrüre neden olmamak kaydı ile yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu olduğu nazara alınarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.” Gerekçeleriyle “I-Davalı … hakkındaki maddi ve manevi tazminat davalarının reddine,
II-Davalılar …San. Tic. A.Ş. ve …’e yönelik maddi tazminat talebinin;
1-84.178,43 TL’lik kısmına ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 65.000,00 TL’nin 17.03.2015 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalılar …San. Tic. A.Ş. ve …’den tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,” karar verilmiştir.
B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI:
Bölge Adliye Mahkemesince “İstinafa konu uyuşmazlık; ikinci kez bedel artırım dilekçesi verilip verilmeyeceği, manevi tazminat takdirinin hatalı olup olmadığı, hükümde yer alan…’nın davayla ilgisinin bulunup bulunmadığı, maddi tazminatın reddinin hatalı olup olmadığı, … lehine red vekalet ücreti verilip verilmeyeceği hususlarına ilişkindir.
Mahkemece Dairemizin kaldırma kararına uygun olarak alınan ve birbirini teyit eden kusur bilirkişi heyeti raporlarında … İth. İhr. San. ve Tic. A.Ş. nin %70 kusurlu olduğu, …’ya atfı kabil kusurun bulunmadığı, …’ün %10 kusurlu olduğu bu kusurun şirketin kusurunun içinde değerlendirildiği, davacı işçi …’ın %30 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği görülmüştür.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca, işverenler iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçilerini karşılaşabilecekleri mesleki riskler ile buna karşı alınması gerekli tedbirler ve yasal hak ve sorumluluklar konusunda bilgilendirmek için gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Buna karşılık işçiler ise iş sağlığı ve güvenliği konusunda işvereninin aldığı her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.
Somut olayda hükme dayanak alınan bilirkişi raporu, Yasanın öngördüğü koşulları gözönünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususları ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyetini ve oranını hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptamıştır.
Davacı tarafından dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak belirtildiği, dairemizin kaldırma kararından önce dosyada alınan tazminat hesabına ilişkin kök bilirkişi raporu doğrultusunda talep artırımı yapıldığı, mahkemece talep artırımı dilekçesinden sonra alınan ek rapordaki hesaplama doğrultusunda tazminatın hüküm altına alındığı, Dairemizin kaldırma kararı gereğince Mahkemece yeniden kusur incelemesi yapıldığı ve devamında karar tarihine en yakın tarihte tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporu alındığı, davacı tarafından yeniden yapılan kusur incelemesi ve yeniden değerleme oranı dikkate alınarak düzenlenen tazminat hesabına ilişkin bilirkişi raporu doğrultusunda talep arttırımı dilekçesi verilmesinde usul ve esas yönünden bir engelin bulunmadığı, önceki talep arttırımı dilekçesinde fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmamasının da bir etkisinin olmadığı, bu durumda Mahkemece en son alınan hesap raporu doğrultusunda sunulan talep arttırımı dilekçesindeki miktar dikkate alınarak ve yapılan ödemelerin de infaz sırasında dikkate alınması gerektiği belirtilerek hüküm kurulması gerekirken kaldırma kararından önceki miktarla bağlı kalınarak hüküm kurulması, ayrıca gerekçeli kararın hüküm kısmında lehine red vekalet ücreti hüküm altına alınan Lütfi Takavcı hakkında bir dava bulunmadığından bu şahıs yönünden hüküm kurulması hatalı olup davacı bu yönlere ilişkin istinaf talebinde haklıdır.
Dairemizce Mahkemece verilen ilk karar tazminatların belirlenmesi yönünden yeniden kusur raporu alınması gerektiği belirtilerek kaldırıldığından, ilk kararda hüküm altına alınan manevi tazminat miktarına davacının istinaf aşamasında itiraz ettiği hususu da dikkate alınarak Mahkemece yeniden manevi tazminat miktarına ilişkin değerlendirme yapılarak hüküm kurulmasında bir hatanın bulunmadığı, kusur incelemesi sonucu şirket ortağı olan …’ya kusur izafe edilmediğinden bu davalı yönünden davanın reddine karar verildiği, diğer davalılarla birlikte red vekalet ücreti takdirinin isabetli olacağı, ayrıca davalı şirket lehine red vekalet ücretinin hüküm altına alındığı anlaşılmakla davalıların bu hususlara ilişkin istinaf talebi yerinde değildir.” Gerekçesiyle “A)Davalıların istinaf başvurularının HMK.nun 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,
Davacı tarafından ileri sürülen sair istinaf sebeplerinin reddine, davacının istinaf talebinin maddi tazminat ve Lütfi Takavcı lehine hüküm altına alınan red vekalet ücreti yönünden kabulü ile, HMK’nın 353/1-b.2 maddesi gereğince … 1. İş Mahkemesi’ nin 2018/600E.- 2020/414K. sayılı kararının kaldırılmasına,
B) I-Davalı … hakkındaki maddi ve manevi tazminat davalarının reddine,
II-Davalılar …San. Tic. A.Ş. ve …’e yönelik maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne;
1-216.623,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 17/03/2015 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalılar …San. Tic. A.Ş. ve …’den tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, ifa amacıyla ödenen 40.000,00 TL ve ilk kararda hükmedilen ve 11/01/2018 tarihinde ödenen 84.178,43 TL nın infaz aşamasında mahsup edilmesine,
2-65.000,00 TL manevi tazminatın 17.03.2015 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalılar …San. Tic. A.Ş. ve …’den tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydı ile müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,” karar verilmiştir.
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; Davanın belirsiz alacak davası olarak değil kısmi dava olarak açıldığını ikinci talep artırım dilekçesine itibar edilemeyeceğini, alacağın birinci talep artırım dilekçesiyle bilinebilir hale geldiğini, ikinci bedel artırım dilekçesinin iddianın genişletilmesi yasağı ile karşılaşacağını, dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde tüm kusurun davacıda olduğunu, davacı işçinin kazanın meydana geldiği gün müvekkil şirkette çalışmaktayken fabrika içinde ham mermer bloğu getiren kamyondaki mermer kalıbını, vince bağlı olan ve uzaktan kumanda ile çalışan çelik halatlara bağladığını, davacı işçi, mermer bloğunu vince bağlı olan çelik halatlarla bağladıktan sonra, mermer bloğunun bulunduğu kamyonun kasasından inmesi ve uzaktan kumandaya bağlı bulunan vinçle mermeri kamyon kasasından çıkarması gerekirken kamyonun kasasından inmeyerek uzaktan kumanda ile mermer bloğunu kamyon kasasından indirmeye çalışması ve 18 yıllık mermer atölyelerinde ustabaşı olarak çalışmış ve yeterli düzeyde tecrübe sahibi olmasına rağmen davacı işçinin tamamen kendi kusurundan kaynaklı olarak işbu kazayı geçirdiğini, meydana gelen iş kazasında ne müvekkil şirketin ve yetkililerinin ne de …’ün kusuru olmadığını işbu nedenle kazanın meydana gelmesinde tüm kusurun davacıda olduğunu, davacıya … 1.İş Mahkemesinin 2015/540 esas 2017/1083 karar sayılı ilamına müstenit müvekkillerin önceki avukatı Ümit Olgun tarafından 11/01/2018 tarihinde 137.114,00 TL 13/02/2018 tarihinde 8.588,40 TL ve bu ödemelerden önce ek olarak davacı işçiye davadan önce ve dava sırasında toplamında 45.000,00 TL ödeme yapıldığını bu kapsamda davacının alacaklarının fer’ileri ile karşılandığını, davacının kaldırma kararından sonra yerel mahkeme dosyasına maddi ve manevi tazminatların ödendiğini belirtir beyan dilekçe sunduğunu, bu kapsamda … 1. İş Mahkemesi 2015/540 esas 2017/1083 karar sayılı ilamındaki hak ve alacakların alındığının davacı tarafça kabul edilmesinden dolayı yerel mahkemece, maddi tazminat hakkında 84.178,43 TL’lik kısım için karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesinin hak ve hukuka uygun olduğunu, manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi ortadan kaldırma kararından sonra artırılmasının hatalı olduğunu, … Bölge Adliyesi 8. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararda, tüm yargılama giderleri ve hükmedilen vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu, ayrıca davacının açmış olduğu iş bu dava, … yönünden, meydana gelen iş kazasında kusursuz olduğundan reddedildiğini, ancak müvekkilinin … lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini, Müvekkilimiz … lehine hem maddi tazminat hem de manevi tazminat açısından lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
A) Davalılar vekilinin, davacı lehine hükmedilen manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Bölge Adliye Mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beşbin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beşbin” ibaresi 6763 sayılı Kanunun 5. maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.
Mülga 5521 sayılı Kanunun, 6763 sayılı Kanun 5. maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere … Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.
25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8. maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3. maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, Bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de, 362. maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, … Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.
HMK 362/2. maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”
HMK 366. maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise, 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. – 1990/4 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir
Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu Bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 – 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL, 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi sonrası için 72.070,00 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630,00 TL’dir.
6100 sayılı HMK’nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alındığında, davacılar lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatların birbirlerinden ve diğer hüküm fıkralarından bağımsız olarak kesinlik incelemesine tabi tutulması gerektiği gözetilerek, temyize konu iş bu manevi tazminat hükmünün 65.000,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte olan 78.630,00 TL’lik temyiz (kesinlik) sınırının altında kaldığı anlaşılmakla anılan hükme yönelik temyiz itirazlarının kesinlik nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B) Davalılar vekilinin, davacı lehine hükmedilen maddi tazminat ile müvekkillerinden …’ya yönelik hüküm fıkrası yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici sebeplere, davacı vekilinin temyiz süresi içerisinde ve temyiz usulüne uygun şekilde sunmadığı dilekçesinin kanunen geçerli bir temyiz olarak değerlendirilemeyecek olmasının açıkça anlaşılabilir olmasına, bu kapsamda temyiz edenin sıfatına, temyiz kapsam ve nedenleriyle, somut olayın özelliklerine göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
2- Taraflar arasında ikinci talep artırım dilekçesine itibar edilip edilmeyeceği noktasında uyuşmazlık bulunmakta olup, bu kapsamda öncelikle usuli kazanılmış hak kavramı üzerinde durmak faydalı olacaktır.
Usuli kazanılmış hak (usuli müktesep hak) kavramı, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Belirsiz alacak davası ile ilgili olarak; 6100 sayılı H.M.K.’nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası, özellikle zararın baştan belirlenemediği ancak bir incelemeden sonra zararın tam olarak tespitinin mümkün olduğu tazminat taleplerinde söz konusu olur. Alacaklının böylesi bir davayı açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor yada bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Öte yandan HMK`nin 33.maddesine göre Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak davayı 6100 sayılı H.M.K’nun 107.maddesine dayalı belirsiz alacak davası olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi ve buna göre de zamanaşımının dava tarihi itibariyle tüm alacak yönünden kesildiğinin kabul edilerek talep artırıma yönelik dilekçeye yönelik zamanaşımı def’inin reddine karar verilmesi gerektiği açıktır. (Dairemizin 13.04.2022 Tarih ve 2021/3834 E- 2022/5880 K’da aynı yöndedir)
Bu açıklamalar doğrultusunda; davacının maddi tazminat isteminin belirsiz alacak davası olarak kabulünün gerektiği, nitekim yargılamanın devamında 27.02.2017 tarihinde hesap bilirkişiden alınan raporla davacının maddi tazminat alacağının 93.891,96 TL olarak belirlendiği ve davacı vekilinin 27.09.2017 tarihli bedel artırım açıklamalı dilekçesiyle maddi tazminat istemini anılan miktara artırdığı anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesinin 15.12.2017 tarihli ilk kararında maddi tazminat yönünden … hakkında açılan davanın reddiyle beraber; diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulü ile (geçici iş göremezlik ödeneğinin rücuya kabil kısmının da mevcut hesaptan tenzil ederek maddi tazminatın belirlendiği 13.11.2017 tarihli hesap raporuna itibarla) 84.178,43 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Kararın davacı vekilince; davalı … yönünden verilen ret kararının, ceza dava dosyasında iş bu davalı hakkında verilen karar gereğince ortadan kaldırılması ve talep ettikleri maddi ve manevi tazminatların anılan davalı yönünden de hüküm altına alınması ve hükmedilen manevi tazminatın azlığı yönlerinden istinaf edildiği, davalı şirket vekilince; davacının geçirmiş olduğu iş kazasının tamamen davacının kusurundan kaynaklı olduğu, davacı işçinin tam kusurlu olduğu ceza dosyasındaki kabullerle beraber çelişkinin giderilmesi yönünden istinaf edildiği anlaşılmıştır.
Bu yönle davacı tarafın maddi tazminatın hesabına dair açık istinaf itirazının bulunmadığı anlaşılmakla davalılar lehine 84.178,43 TL’lik maddi tazminat miktarı yönünden usuli kazanılmış hak oluştuğu halde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen 12.07.2018 tarihli kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılamada, hesap bilirkişiden alınan 13.01.2020 tarihli ek hesap raporuna göre; maddi tazminat alacağının işlemiş (bilinen) devre verileri ileri çekilmek suretiyle 216.623,00 TL olarak tespit edilmiş, davacı vekili de 28.01.2020 tarihli ikinci bir talep artırım dilekçesiyle maddi tazminat istemini bu miktara artırmıştır. İlk Derece Mahkemesince verilen 08.07.2020 tarihli son kararda bu ikinci talep artırım dilekçesine itibar edilmediği ve ilk kararda hüküm altına alınan maddi tazminat miktarının davalı tarafça ödendiğine işaretle “ maddi tazminatın 84.178,43 TL’lik kısmına ilişkin karar verilmesine yer olmadığına, fazlaya ilişkin talebin reddine” karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı taraflarca istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin iş bu temyize konu edilen kararında davacının ikinci talep artırım dilekçesine itibar edilmesi gerektiğine işaretle kararın kaldırılmasına karar verilmiş ise de; davacının ilk kararı maddi tazminatın miktarı yönünden istinaf etmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak ve giderek ikinci talep artırıma itibarın mümkün olamayacak olmasına göre (aynı yönde Dairemizin 29.03.2022 tarih ve 2022/2336 E- 2022/4490 K) Bölge Adliye Mahkemesince maddi tazminatın miktarı yönünden davacının ikinci talep artırımına itibarla yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur.
2- Öte yandan davalılardan … hakkında davanın husumetten reddine karar verilmiş olmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 13/2. maddesinde müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunacağı düzenlenmiştir. Aynı tarifenin 7/2.maddesinde davanın husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunacağı düzenlenmiş olmasına göre anılan davalı lehine tazminat istemlerinin reddi nedeniyle diğer davalılardan bağımsız olarak tek ret vekalet ücreti takdir edilmesi gerekirken ret sebebi farklı olan diğer davalılarla beraber yazılı şekilde manevi tazminatın kısmen reddolan kısmından vekalet ücreti takdiri de hatalı olmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yazılı biçimde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin yeniden esas hakkında vermiş olduğu hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/2 maddesi gereğince, yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesine gönderilmesine 13.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.